WHİTE, CHARLES

ANASAYFA

WHİTE, CHARLES; Three Years in Constantinople or the Domestic Manners of the Turks; Londra, 1845.

Yazar girişte Osmanlı konusunda beğendiği yazarları sıralıyor. D’Ohsson’un eseri için “en bilgici ve doğrusu” diyor. Hammer’i de  beğeniyor. Bunlar dışında Tavernier, Andreossy, John Cam Hobhouse, Walsh, Michaud, Reumont, Thornton, Urquhart sayılıyorlar. Özellikle Urquhart için, ‘Osmanlı siyasal ve sivil (belediye) yapıları üzerinde yazdıklarından daha iyisini yazmadı’, diyor. (s. VI) Kendisine yardımcı olanlara da (bunlar arasında, bir kısmıyla dost olduğu, bir takım Osmanlı memurları da varmış) hararetle teşekkür ediyor. Yazar bu eserinde, başkalarının el atmadığı bir alanı ele alıyor: halk sınıflarını, her türlü esnaf kategorisini anlatıyor.

Tarabya’da İngiliz çocukları için bir okul açılmış. O sırada İstanbul’da 3 000 İngiliz vatandaşı yaşıyor. Okulu Lady Canning açmış. Devlet yardım etmemiş; fakat konsolos Mr. Cartwigt ve Mr. H. A. Layard yardım etmişler. Fransızlar ve Ruslar da seminerler açmışlar. Bunların hepsinin “gizli amaçları, siyasal proselitizm ve Türk kurumlarının altının oyulması. İngiliz okulu ise başka nitelikte ve daha az zararlı.” Burada İngiliz çocuklara kendi ülkelerinin aşkı ve “İngiliz çıkarlarıyla içten ilişkili olan Osmanlı bütünlüğünün sağlanması” fikri aşılanıyor.(s. XII)

İlk ciltte pazarlar, loncalar, özellikle balık pazarı ve balıkçılar anlatılıyor. Tüm balık türleri, Türkçe karşılıklarıyla birlikte veriliyor. Bu arada Türklerde “poligami”nin istisna olduğu ve bu konuda Batı’da yanlış fikirlerin egemen olduğu anlatılıyor. (s.306)

II. Mahmut, İngiliz elçisi Lord Ponsonby’ye “bir Osmanlı monarkının, Hıristiyan bir elçiye hiçbir zaman göstermediği kadar itibar göstermiş.” (s.303) II. Mahmut’un uygarlık hamlesi övülüyor. (s.256) Harem hayatını bilen bir Türk efendi, kendisine “kadınlar arasındaki duygusal ilişkilerin en fazla kıskançlık uyandıracak ölçülere” vardığını herkesin bildiğini söylemiş ve kendisine bu ilişkilerde kullanılan sözcüklerden oluşan bir lügatçe vermiş. (s.304)

Kahvenin ve kahvehanelerin tarihi hakkında bol bilgi veriliyor.

CİLT: II. Helvacılar, kadayıfçılar, sakalar, Ermeni mücevherciler, halıcılar, eski para ve madalya koleksiyoncuları vb. Şehirde 5 000 kadar saka var. Halk bunlara saygılı. İlk Yunan ihtilalinde üç Rum saka, Fenerli Rumlar üzerinde etkililer; ihtilali kışkırtıyorlar diye asıldılar. (s. 18)  Koleksiyoncular arasında M. Borel çok ünlü. Bu konuda bir çok kitap yazmış. En güzel parçalarını Bank of England almış. (s.68) Belçikalı Baron de Behr koleksiyonunda Sasani hanedanları döneminden örnekler varmış.  (Ayrıca koleksiyoncular arasında Cavaldene’in de adı geçiyor.)  Dr. Millingen de iyi bir koleksiyoncuymuş: Babası Roma’da bir nümizmat ve antikacı imiş. (s.70) Daha alt düzeyde Pera’da bir çok Ermeni ve Rum koleksiyoncu sayılıyor. Pera’da en bilgili ve güvenilir antikacı Ermeni Serope (Serafin) Alişan. (s.71)

Bu sırada Osmanlı Devleti’nde iki tip para tedavülde. Biri metal, diğeri kağıt. Kağıtlar banknot veya Hazine bonosu. 25, 50 veya 100 kuruşluk, hamiline ödenen ve yıllık % 12,5 faizli “Sehim”ler var. İlk Sehim, 1840’da çıkmış. İzmir haricinde taşrada geçmiyor. Asker-sivil memurlar da maaşlarını “specie” (madeni para ile) alıyorlar. (s.71-72). Metal birim akçe. 1 akçe, 1/5 para. Kırk para, 1 kuruş. 2,5 kuruş=1 ikilik; 3 ikilik=1 üçlük; 5 üçlük= 1 beşlik; 6 beşlik= 1 altılık. Bunların hepsi gümüş paralar. Altınlar sadece onluk ve yirmilik (kuruş olarak). (s74-75)

Yazar 1814-1843 arası Londra piyasalarında “kuruş”un dalgalanma tablosunu veriyor. (s.74-75)

Yine zanaatçılar. Miskçiler (parfümcüler), cevahirciler, yüzükçüler, nalıncılar, çubukçular, lüleciler, nargileciler vb. Sahaflarla ilgili bilgiler de ilginç.

Sahaflar en iyi örgütlenmiş ve etkili loncalardan biri. Yalnız çok aç gözlü imişler. “Sahaftan daha kötü!” diye bir tabir var! (s.154) Sayıları kırk kadar. Bunlar Müslüman loncası ve Hıristiyanlara kitap satmıyorlar. Fakat bu konuda dini fetva yok. Fiyatı artırmak için bir hile! Her dükkanda 700 kadar, tüm pazarda 30 000 kadar kitap bulunuyor. (s. 156) Basılmış kitap fiyatları Avrupa’dakinin iki misli. El yazmaları çok pahalı. Niteliklerine göre fiyatları değişiyor. 100 kuruşa da Kuran bulunuyor, 50 000 kuruşa da! İnce bir şekilde tezyin edilmiş bir Kuran 5000-6000 kuruş. (s. 157).

Babıali’de dragomanlar artık Türk. En iyileri Fuad, Suffait (Saffet ?) ve Ahmet Vefik. Türk dili için Mr. Alison; Messr. Wood ve Doria; Mr. Redhouse sözlükler hazırladılar. Redhouse Dictionary İstanbul’da basıldı. (s.160)

En önemli tefsir kitapları: 1) İbn Abbas’ın (Peygambere en erken biat edenlerden) tefsiri; 2) Zimahşari Keşşafı (Harizm’in şanı olarak biliniyor); 3) Kadı Beydavi; 4) Nasreddin Tusi; 5) Ebussuud Efendi.

Metafizik ve İlahiyat’da Tusi, Taftazani, Curcani en önemliler. Taftazani okullarda okutuluyor. (s.166) Saadedin Taftazani ve Seyid Curcani’dan kısaca “Saad ve Seyid” diye söz ediliyor. Aralarındaki tartışma İstanbul’daki alimleri yıllarca işgal etti. Bu Fransa’daki Janzenist-Molinist tartışmasını andırıyor. Saad ve Seyid hem dost, hem de rakip. Haklarında kırkalar anlatılıyor. Seyid’in korkunç bir belleği varmış; koca bir kitabı bir günde ezberliyormuş! Mevakıf isimli eseri çok önemli.(s.167) Daha bir çok alim sayılıyor. (İbn Sina, İbn Rüşd, Fahreddin Razi vb.) Tarih yazıcılığında ise ilk isim kuşkusuz İbn Haldun! İbn Avvam’ın “ziraat kitabı” (1350) de sayılanlar arasında.

Bazı Türk beylerinin evlerinde Fransız ve İngiliz klasikleri de var. Övdüğü bazı Osmanlı “aydınlar”. 1) Ahmet Vefik Paşa (çok övülüyor), 2) Bekir Paşa (matematik, mekanik, kimya vb. kitapları yazmış), 3) Emin Paşa: Harp Akademisi müdürü; İngiltere’de tahsil gördü ve yüksek matematik alanında bir ödül aldı. (s.176), 4 (Ekiah: Askeri Hastane kaymakamı; 5) Derviş Efendi: Galata Saray Akademisinde felsefe, coğrafya, doğal tarih hocası. İngiltere ve Fransa’da okudu. Aydınlık ve rasyonel görüşlü; 6) İmamzade, kahyazade Selim Sırrı Efendi: Şiir kitapları koleksiyonu ile ünlü); 9) Akif Efendi: Çok iyi bir şair. Churchill olayında Ponsonby’nin baskısı ile azledildi. Ayrıca Hekimbaşı Abdullah Efendi (Fransızca, İtalyanca kitapları var); Fuad Efendi: 2000 kadar kitabı var. Fransızca, İngilizce, İtalyanca biliyor.

Yazar bir iki hafta kalıp hüküm veren yabancılara kızıyor; bunları ön yargılı buluyor. Bunlar Peralılardan bilgi alıyorlar. Peralılar ise “Türk hemşerilerinden yüz kat daha bağnaz, cahil ve dar kafalı bir sınıf.” (s.181) Bütün olarak alınırsa Türklerde “kitapçı ve yararlı kitap koleksiyoncusu” daha fazla. (s.181) Kadınlar da Türklerde daha az, fakat daha kaliteli okuyor. İzzet mollanın yeğeni Leyla Hanım hiciv şiirleri yazıyor. Üç ciltlik divanı var. Hekimbaşının hanımı Hasena Hanım da yazar. “Türk Madam Sévigné’si” diyor, yazar. (s.182)

Kütüphaneler hakkında yazar ayrıntılı bilgiler veriyor.

Yazar önce “Kitab-Hane”lerin tarihi hakkındaki bilgileri özetliyor. “Bağdad halifelerini taklide çalışan ilk sultanlara” kadar gidiyor. Büyük vezir Erdeşir’in on bin cilt kitabı olan kitaplığı, 1060 yangınında kül olmuş. 1258’de ise Bağdad, Hülagu tarafından istila ve yağma edildi. II. Mehmet, Bursa, Edirne ve Şam’dan çok kitap topladı. Bunlar Eyüp, Ayasofya ve Fatih Camilerine yerleştirildi. (s.182) Kütüphane memurları düşük ücretli “hafız-ı kütüp”ler. “Esamiyi kütüp” ise, Fransızların “catalogue raisonné’sine tekabül eden katalog. (s.184) Kitaplıklar dokuzdan ikindiye kadar açık. Saraydakiler de dahil, kamu kitaplıkları kırk tane kadar. En önemlileri: 1) Eyüp kitaplığı. II. Mehmet tarafından 1460’da kuruldu. 1100 kitap; 2) Yine II. Mehmet’in Fatih Camisi’nde kurduğu kitaplık. 940 kitap; 3) II. Beyazıt’ın, kendi kurduğu Cami’de  1507’de  açılan kitaplık. 1400 kitap; 4) Yavuz Sultan Selim’in 1527’de Selimiye’de açtığı kitaplık. 1350 kitap. Burada Suriye ve Mısır’dan getirilen kitaplar bulunuyor; 5) Kanuni Süleyman’ın 1550’de Şehzade Camiinde kurduğu kitaplık. Az sayıda kitap var; 6) Yine Kanuni Sultan Süleyman’ın bu kez Süleymaniye’de açtığı kitaplık. 1750 kadar kitap var; 7) II. Ahmet’in veziri İbrahim Paşa’nın açtığı kitaplığı. 1719’da kitaplığa ilk kez matbaadan çıkmış kitaplar girdi. Burada 1600 kadar kitap bulunuyor; 8) III. Ahmet’in kitaplığı; sonra Tarkan Sultan, 1725’de Yeni Cami’de oğlu III. Ahmet için kitaplık kurdu. Ayasofya Kitaplığı (1456) sonra ihmal edildi; bir çok kitap ziyan oldu; fakat 1744’de I. Mahmut, yeniden yaptırdı. Yine I. Mahmut, Saray iç oğlanları için Galata Sarayı’nı kurdu. Halen üç dilde 800 kadar eser var. Yaklaşık yarısı “en iyi Fransız tıp kitapları”. (s.190) III. Osman 1755’de Nuru Osmaniye’yi kurdu. Çok güzel bir yapı. On dört mermer sütun güzel bir kubbeyi tutuyor. 2600 kitap bulunuyor. (s.190-191)

Saray’ın büyük kitaplığı 1767’de III. Mustafa tarafından kuruldu. Her konuda kitap (1842’de 4400 adet)  bulunuyor. D’Ohsson, kendi zamanında iki Saray kitaplığında 16 000 kitap olduğunu söylüyor. (yazar ‘yanlış olmalı’ diyor) (s.192) III. Mustafa’nın veziri Ragıp Paşa da 1762’de kendi kitaplığını kurdu. Kitap sayısı 1600 kadar. 1765’de öldü. (s.195) I. Abdülhamit’in 1781’de kurduğu kitaplıkda da 2500 kadar kitap var. I. Mahmut’un defterdarı Atıf Efendi de 1750’de bir kitaplık kurdu. 1750 kitap var. (s.197)

Tüm kamu kitaplıklarında bulunan kitap sayısı 75 000 kadar. Fakat çok kıymetli, süslemeli el yazmaları var. “Her biri için ödenmiş para, Avrupa’da basılmış nadir kitapların ortalama ücretinden çok yüksek.” (s. 197)

“Matbaa konusunda ulemanın, halifelerin, sultanların itirazları dini kaygılardan çok, nüfuzlu ve kalabalık müstanzihleri (kopistleri) kendilerine büyük kârlar sağlayan bir tekelden yoksun kılmamak arzusu rol oynuyordu.” (s.197) Yeni matbaanın fermanı iki müdür sayıyor: İbrahim Müteferrika ve Mehmet Sait. Vezir’in makamında bulunanbir belgeyi neredeyse tercüme ediyor. Bu belgede önce Sadrazamın mektubi kaleminde çalışan Mehmet Sait Bey’i anlatılıyor. (s.199) Şeyhülislam Abdullah fetvası (15 Zilkadde 1139) ile açıldı. Yazar Mehmet Sait Bey için, sonra sadrazam oldu ve 1740’da öldü, diyor. (Ölüm tarihi yanlış. Epeyce  sonra öldü) Basılan kitapların listesi de veriliyor.

Hünkar İskelesi’nde, Küçük Su’da kağıt imal ediliyor; fakat bunlar desteklenmiyor; Almanya, Fransa ve İngiltere’den ithal daha ucuza geliyor. Satıcılar Pera’da, Galata’da Avrupa kağıdını “Carta! Carta fina!” diye bağırarak satıyorlar. (s.209) Matbaacılıkla ilgili ticaretler: 1) sahaflar, 2) mücellitler, 3) kağıtçılar vb. Okullar ve eğitim konusunda Urquhart’ı en iyi bilen kimse olarak gösteriyor. (s.215) Daha sonra mücevher, silah, ipek, kürk, esir pazarları hakkında bilgiler. Özellikle kölelik koşulları ve hukuku ele alınıyor. 1845 civarında, güçlü bir kölenin fiyatı ortalama 1 500 kuruş; 2 500’ü hiç geçmiyor. İkinci elden satılan sağlıklı ve iyi   eğitilmiş köleler 2 000-3 000 kuruş ve asla 5 000 kuruşu geçmiyor. Beyaz, genç ve kusursuz bir kadın 10 000-15 000 kuruş; azami 45 000 kuruş. Habeş kadınları makbul. Köleler için bir de, Rusya ablukası yüzünden, gümrük ödeniyor. Beyazlar için 800, siyahlar için 200 kuruş gümrük ödeniyor. (s. 285-286) Köle sahiplerinin muamelesi: “despotik olmakla beraber toplumsal uygulamada çok yumuşuyor.” (s. 317)

Cilt: III.

Harem, cariyeler, valide sultan ve kadınların hakları hakkında açıklamalar. Sultanın geliri, kendisine, (Saray inşası ve tamir masrafları dahil) 250 000 kese olarak söylenmiş; bu İmparatorluğun tüm gelirlerinin 1/5’ini teşkil ediyormuş. Fakat yazar “doğrulayamadım” diyor. Verdiği rakam sultanın varsayılan tazminatını (List Civil) 900 000 İngiliz lirası geçiyor. (s.28-29)

Porselen tüccarları: Fincancılar da Rum ve Ermeni tüccarlar. (s.35) Eski elbiseler (eskiciler)  pazarı.

Ordu ve askeri kışla ve karargâhlar. Ramiz çiftlik ve Davut Paşa. Bit pazarı.

Yemekler de anlatılıyor. (pilav, dolmalar vb.) Elli çeşit dolma varmış. Kebaplar, kasaplar, ekmekçiler vb. de anlatılıyor.

Hanedanın kurukuşundan I. Ahmet’e kadar 14 sultan babalarının yerine geçtiler. (s.20) 1617’de I. Ahmet ölünce, tahta geçme kuralı değişti. En yaşlı prens sultan olur, kuralı geldi. Genç erkek çocuk ve kardeşler kafese kapatıldılar. Bunlara küçük bir harem ve kısır cariyeler verildi. Yine de çocukları olursa öldürülüyor. “Bu tarz veraset, yetersizlikleri İspanya’da mutsuz bir biçi,mde ortaya çıkan reşit olmayan sultanları önlemek amacına yönelikti.” (s. 21)

Sarayın şarapçısı Galata’ya yerleşmiş M. Le Moine isimli bir Belçikalı imiş. Yazara tüm şarapları brendi (konyak) ilavesiyle sertleştirmeye zorlandığını söylemiş. “Bozulmamış olan en sert şaraplar bile yavan bulunuyormuş”. (s.100)

Sokak köpekleri hakkında bilgiler. (İlgili makalemde kısmen kullanmıştım; bk. Sürüden Ayrılanlar, İmge, 2000). (s.290-295)

Hamamlar ve mezarlıklar hakkında da bilgiler verilmiş.

Çeşitli sosyal kategorilere göre Türk karakterini inceliyor. Yüksek tabakada “prenslere özgü cömertlik ve babaca (patriyarkal) yardımseverlik, en koyu yiyicilik ve egoizm ile bir arada bulunuyorlar.” (s.363) Orta ve alt tabakalarda durum farklı. Bunlarda “iyinin kötüye galebe çalması  tartışma götürmez bir olgu. Hiçbir şehirde toplumsal ve ahlaki bağlar, bunlar arasında olduğu kadar saygı görmez; hiçbir şehirde dürüstlük, tatlı samimiyet ve ev içi sıcaklığı hususlarında daha fazla örnek bulunamaz; hiçbir şehirde, önleyici tedbirler değil de içsel dürüstlük nedeniyle, mülklere ve şahıslara karşı işlenen cürüm sayısı bu kadar düşük değildir.” (s. 363)