ÖRİKAĞASIZÂDE, HASAN SIRRI

ANASAYFA

ÖRİKAĞASIZÂDE, HASAN SIRRI; Sultan Abdülhamit Devri hatıraları ve Saray İdaresi; yayına hazırlayan Ali Adem Yörük; İstanbul, Dergâh Yayınları, 2007.

Osmanlı mabeyninde tercümanlık ve Darülfünun’da müderrislik yapmış bir aydın. Romancı (“Sultan Hamid Düşerken” başlıklı romanın yazarı)  Nahid Sırrı Örik’in babası. Mülkiye mezunu. Mülkiye’de Mizancı Murat’ın derslerinden çok etkilenmiş. Mabeyn mütercimliğine başlarken orada Dresse Paşa varmış. Onunla Abdülaziz’in Paris ziyaretinde tanışmış; İmparator’un yaveri bir yüzbaşı olarak Sultana refakat ediyormuş. Sultan olunca onu Fransa Hükümeti’nden istemiş; o da bu cumhuriyete muhalif subayı memnuniyetle yollamış. Sultan Hamid onu Fransız sefiriyle görüşmeye gönderiyor; o da dönüşünde bir rapor veriyor ve Örikağazade de Osmanlıcaya çeviriyor. “Yazdığı şeylerde menafi-i devlete muhalif bir şey görmedim” diyor yazar. (s. 68).

Yazar Hamidiye Alayları’ndan olumlu bir dille bahsediyor. Bunlar Kürtlerden oluşuyor ve savaşa katılacak ölçüde askeri eğitim alıyor. Ayrıca “bedevi hayat”tan “tarik-i medeniyet”e geçişi sağlamaları da çok önemli. (s. 89).

Abdülhamid’in en kötü yanlarından biri Mabeyn’de çok cahil adamların da kullanılması. Kızlarağası Hafız Behram Ağa bunların başında geliyor. “Resmi teşrifat”ta sadrazam ve şeyhülislamdan sonra üçüncü sıraya yükselmiş. Yazar bir defa bir vezirin onun önünde diz çöküp eteğini öptüğüne tanık olmuş! (s. 52).

Abdülhamid’in kişiliği eserde “Abdülhamid deli miydi?” başlığı altında tartışılıyor. Yazar, bir zaman batılı bir risalede, adını hatırlamadığı bir doktorun yazısından esinlenerek, Sultan Hamid’in “gayrı kabili şifa” şekilde “maraz-ı asabî” hastası olduğu kanısında. Bunlar “aynı zamanda cesur ve korkak, âkil ve mecnun, şefik ve zalim, hasılı camiü’l ezdâd idi” (s. 126).

Vesvese ve acımasızlığı hakkında yazar şunu anlatıyor. Mülkiye’de öğrenci iken Sultan Murat ve şehzadeler (Reşad Efendi, Yusuf İzzeddin) tam bir mahpus hayatı yaşıyorlar. Yazrın bir arkadaşı bir gün bir mesire yerinde atıyla dolaşırken atı kontolden çıkıyor ve o sırada tesadüfen oradan geçmekte olan Şehzade Reşad’ın arabasının yanından hızla geçiyor. Derhal yakalanıp, sorguya çekiliyor. Suçlu bulunmasa da okuldan kaydı siliniyor (terkini kayd)” (s. 172).

Hazine-i Hassa’ya bağlı “emlak-ı hümayun” idaresi ne kadar gelir sağlıyor, Sultan ve daireyi yönetenler dışında kimse bilmiyor! Bunun “muhassesat-ı seniyye” olarak alınan 600 bin liradan da fazla olduğu söyleniyor ki, yazar da buna inanıyor.. (s. 173).