SENİOR, Nassau Wiliam A.

ANASAYFA

SENİOR, Nassau Wiliam A.,  A   Journal Kept in Turkey and Greece; Londra, 1859.

Yazar (1790-1864) ünlü iktisatçılardan. İspanya’dan göçen bir Yahudi ailesinden geliyor; fakat ataları sonradan Anglikan Kilisesi’ni seçmişler. Eton’da okumuş; yüksek öğrenimini de Oxford’da yapmış. Ricardo okulundan. 1825’te Oxford’da kurulan ilk iktisat kürsüsüne seçildi. Önce beş yıl olarak saptanan süre sonra daimi kılındı.  Cossa’ya göre, yeri Ricardo ile J. S. Mill arasında en büyüklerden. XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti’ni gezen en ünlü entellektüellerden. A. de Tocqueville’in dostlarından. Eserleri arasında Guizot ile Konuşmalar ve Tocqueville ile Konuşmalar bulunuyor.

Yazar 1857 sonbaharı ile 1859 arası ülkeyi ziyaret etmiş. Devlet büyükleriyle de görüşmüş. Reşit Paşa’nın konağı İstinye ile Rumelihisarı arasında, Tarabya’dan itibaren denizden altı metre kadar uzaklıkta, tepede iki katlı uzun bir dizi binadan oluşuyor; yaklaşık on beş dönümlük (acres) bir bahçesi var; en tepede de oturduğu köşk bulunuyor. Reşit Paşa altmışlarında görünüyor; centlmen tavırlı (s.54). Reşit Paşa ve Ahmet Vefik Paşa’lara misafir olup nefis Bordeaux şarapları içmiş. (Reşit Paşa’nın kendisi içmemiş). (s. 55) Ahmet Vefik Paşa’yı çok övüyor. Onu çok kültürlü ve batılı buluyor. (s. 15-16) Vefik Paşa kendisine doğulu “keyif”i anlatıyor. Reşit Paşa’nın din kültürü zayıf, diyor; kendisine Latin ve Grek kiliseleri arasındaki farkları sorması Senior’u şaşırtmış. (s.56) Reşit Paşa’daki yemekte Mekke Şerifi de varmış. Baş köşede oturuyormuş.

Yakınlarda Moldavya’dan gelen bir Fransız, Rusların her işgal ettikleri yerlerde toprak sahiplerini destekleyip, köylüleri köleleştirdiklerini söylemiş. Bunu Ermenistan’da da yapmışlar. Çünkü onlar için “kölelik (serfdom) insan yapısına en uygun durum”muş. (s. 60)

Reşit Paşa nasıl zengin olmuş? Bir örnek veriyor. Paşa Balta Limanı’nda bir saray yaptırıyor. Sultan’a 200 000 sterlin’e satıyor. O da onu Reşit Paşa’nın oğluyla evli bulunan kızına hediye ediyor. Ayrıca Paşa devlet topraklarını nasıl ele geçirdi? (s. 84)

G. H. rumuzuyla andığı bir Fransız kendisine bir “plan” anlatıyor. Ona göre Bulgaristan ve Rumeli’de toprak bol ve ucuzmuş. Buralara Avusturya’nın Slavlarından, Rusya’dan, belki de Polonya’dan göçmenler yerleştirilecekmiş. Onlar bir aristokrasi oluşturarak yerli hıristiyanlara da egemen olacaklar ve bu suretle fethe gerek kalmadan Osmanlı egemenliğine son verilecekmiş. (s. 31) Bosna Türkleşmiş ve Türklere kalmalıymış. (s. 32-33)

“Reformlar (Hıristiyan) reayaya göreli bir güvenlik verdi vereli onlar Türklerin suyunu çıkarıyorlar.”  “Eskiden ne kadar zenginlerse o kadar baskıya maruz kalıyorlardı. Şimdi birleşiyorlar, ortak düşmana birlikte direnmek için ortak kasa oluşturuyorlar ve ne zaman içlerinden biri kötü bir muameleye uğrasa, sadece daha geniş bir fondan yararlanabileceği için daha çok şahit satın alabiliyor ve hakime rakiplerinden daha çok rüşvet verebiliyor” (s. 191). (Bunları İzmir’den bahsederken anlatıyor)

Kıbrıslı Mehmet Paşa’yı çok övüyor. “Fransa’da okumuş ve mükemmel Fransızca konuşuyor” diyor. (s. 39) Kıbrıslı Mehmet Paşa kendisine Kırım Savaşını anlatmış. 300 000 asker toplamak çok zor oldu, fakat sonuç Türkler için çok kârlı oldu, demiş. Şunu da eklemiş: “İstanbul’da 30 milyon, belki de daha fazla sterlin harcandı. Eğer ulaşım araçlarına sahip olsaydık bunun iki üç mislini ordulara satabilirdik” (s. 39). Yolların yokluğundan şikayet ediyor.

Sultan Mahmut G. H.’ya göre  “birkaç yıl içinde Müslüman, Hıristiyan ve Yahudilerin eşit siyasal haklara sahip olabilmeleri umudunu ifadeye cesaret edince, Kandilli’ye giderken fenalık geçirmiş, Kandilli köşküne götürülmüş ve o akşam arsenik zehirlenmesi işaretleri göstererek ölmüş.” (s. 40-41) (O dönem seyahatnamelerinde böyle komplo teorileri bol. Benzer hikayeler Mustafa Reşit Paşa için de var.)

Major Gordon Türk hapishanelerini ıslahla görevlendirilmiş. “Feci haldeler (they are horrible)” diyormuş. (s. 70)

Avusturya konsolosu Türk nüfusun tükendiğini söylemiş (talked of the dying out of Turks).  Boş yerlere Türkmen ve Yürük göçmenler çadırlarıyla otuzar kırkar aileler halinde yerleştiriliyorlarmış. (s.191)

Ahmet Vefik Efendi fiyatların çok yükselmesinden şikâyet ediyor. Evi ve bahçesinin fiyatı on misli artmış. Tabii masrafları da. Şimdi yılda bin beş yüz lira harcıyormuş. Bu fiyat artışlarına ücret artışları neden olmuş; çünkü, a) savaşta çok insan ölmüş; b) ticaretin hızla artması ev dışı el emeğine ihtiyacı çok artırmış; c) “insanlar savaşta kazanılan servetleri şimdi kötü yönetiyor ve budalaca harcıyorlar.” (s. 134) “Devlet adamlarımız alışılmıştan çok daha fazla kazanıyorlar.” Paşalıklardan da çok para gelmiş; burada da kazanmışlar; sonuç olarak “az sayıdaki güzel binalar”ın fiyatları çok artmış. (s.134)

Taşrada da fiyatlarson yirmi yılda, daha az olmakla beraber, artmışlar. Nedeni Reşit Pşa’nın reformlarıymış. Nedenleri, 1) iltizama son verilerek verginin (property tax) doğrudan toplanması; 2) tekellerin ve iç gümrüklerin kaldırılması. Bunlar tarıma bir ivme kazandırmışlar. Devlet geliri önce beş milyon sterlinden 2,5 sterline düşmüş; fakat sonra hızla artmış, yedi milyon sterline çıkmış; şimdi de 8-9 milyon sterlin imiş. (s.135)

İstanbul’da bütün esnaf loncaları (terziler, kasaplar, ekmekçiler vb) tekellerini sürdürüyorlar. Bu İstanbul’a özgü durum. “Reşit cesur idi; fakat İstanbul halkına gücü yetmedi.” (s. 135)

Reşit Paşa diyor ki “biz güçlüyken yabancı milletlerle ilişkilerimizde adaletsiz ve küstah olduk; şimdi,  husumet gösterince onlar bizi çiğniyorlar” (s. 136) “Ben, diyor, yabancı müdahalesi ve baskısı başlamadan doğdum; millet olarak kalmamız için gerekli zaman geçerse, bu baskı da bitecek.” (s. 136)

“Mahmut ve Reşit zamanımızın iki büyük devlet adamı” “Reşit Paşa eğitimli; Mahmut’un hiç eğitimi yoktu”.

Yeniçeriler ülkeye hâkim olmuşlardı. Hepsi, on bini İstanbul’da olmak üzere, altmış bin kadardılar. Mahmut kırımı on yıl hazırladı. “En iyi subaylarını birer birer uzaklaştırdı; komuta heyetinde en budalaları bıraktı.” “At meydanında ayaklananlar iki bini geçmiyordu. Bunlara düzenli kuvvetlerle hücum etti.” (s.137) Donanmada altı bin kadar yeniçeri varmış; bunların teslimini istiyor; fakat kaptan “hiçbiri ben yeniçeriyim demiyor” diye vermiyor. “Cürümleri sabit olan 800 kadarı kuralına göre yargılandı ve idam edildi.” Batı’da bu konuda yazılanlar “baştan sona kadar” yanlışmış. “Bu kadar az kan dökerek büyük devrim olmaz!” diyor. (Bu bilgileri kendisine Ahmet Vefik Efendi veriyor)

Galata’da yerleşmiş bir İngiliz tüccar kendisine Türkiye iki nedenle varlığını koruyor, diyor. 1) Kendi yönetemediği toprakları Hıristiyanlar ele geçirmesin diye; 2) elli altmış banker ve tefeci ve onların soygunundan servet yapan otuz kırk paşanın çıkarı için. (s. 84)

İzmir Konsolosu Herr Spiegeltal 7-8 yıldır ülkedeymiş, Türkiye’yi iyi tanıyor. Kendisi en çok beş altı yıl içinde Hıristiyanların ayaklanmasını bekliyor. Ona göre üç milyon Hıristiyan, dokuz milyon Müslüman var. “Fakat Hıristiyanlar geniş şehirlerde oturuyorlar ve ülkenin bütün bilgi, zeka ve zenginliğini ellerinde bulunduruyorlar.” (s. 194) Prusyalı konsolos eski bronz, terra cottas ve mermer eser koleksiyoncusu.

“Genç Rumlar son savaşa gönüllü olarak geniş ölçüde katılmak istiyorlar. Fakat ayrı birlikler oluşturma şartını koşuyorlar. Amaçları disiplin ve tecrübe kazanmak. Fakat Hükümet reddediyor.” (s. 195) Rumların hırsızlığı vurgulanıyor. (XIX. yüzyılın ikinci yarısındaki Fransızca sözlüklerde “grec” sözcüğü hırsız, düzenbaz anlamında da kullanılıyor. Marx’ın da bir kez “grec” kelimesini bu anlamda kullandığını gördüm. T. T.)

Anadolu boş ve zengin; İngiliz ve Almanlar’ın yerleşmeleri  için Amerikadan daha elverişli. (J. Withall’un gözlemi olarak veriyor. s. 195)