THOUVENEL, L.

ANASAYFA

THOUVENEL, L.  Trois Années de la Question d’Orient (1856-1859) D’après les Papiers Inédits de M. Thouvenel.  Paris, 1897.

Büyükelçi Edouard-Antoine Thouvenel (d.1818) hukukçu. Tuna kıyılarında uzun bir yolculuk yaptı ve Macaristan ve Eflak başlıklı bir kitap yazdı (1840). 1845’te Atina elçiliğinde sekreter oldu. Orada Kral Othon’un İngiltere’ye karşı direnmesini örgütledi. İngilizlerin kralı devirmek istedikleri kanısındaydı. Doğu Sorunu görüşmelerinde oynadığı rol dolayısıyla Légion d’Honneur aldı. 3 Mayıs 1855’te Maréchal Baraguey d’Hilliers yerine  İstanbul elçisi oldu. İstanbul’da da İngiliz nüfuzuna karşı savaştı. Paris anlaşmasından sonra oluşan Babıali-İngiltere-Avusturya yakınlaşmasını da önlemeye çalıştı. Üçlü yakınlaşma Tuna eyaletlerinin birleşmesini önlemek istiyordu.

Ocak 1860-Ekim 1862 arasında da dışişleri bakanı oldu. (Nouvelle Biographie Générale, cilt: 45-46, Kopenhag, 1969)

“Doğru ya da yanlış, Ali ve Fuat, belli rezervlerle de olsa, Fransız etkisini temsil ediyorlar.” (s. 50)

M. Reşit Paşa-III Napolyon çatışması. İmparator Buğdan seçimlerinin ilgasını istiyor. Reşit Paşa  İngiltere ve (Avusturya elçisi?) Prokesk’e güvenerek karşı çıkınca elçi ilişkileri kesiyor. İngiltere fikir değiştirince Reşit Paşa düşüyor. s. 141-155.

1857 Kasım’ında Sultan, Reşit Paşa’nın yeniden sadrazam olması için katibi Emin Bey’i Thouvenel’e yolluyor. Ona uzun uzun bunun politik bir anlamı olmadığını, “kişisel” bir şey olduğunu anlatmasını istiyor. Thouvenel istemiyor; Fakat Reşit Paşa yine sadrazam oluyor. Reşit Paşa “her hususta” Fransızlarla anlaşmaya hazır olduğunu bildirdiği için Merkezden Thouvenel’e tavır değiştirmesi için talimat gelmiş. (s.190-207)

Reşit Paşa’nın kuşkulu ölümü. (Bir kahve içtikten sonra kıvranarak ölüyor; birkaç gün sonra da aniden kahveci ölüyor.) s. 223-225. Paşa’nın iki haremi varmış. Ve de cadaloz bir karısı. Reşit Paşa’da “Grek adetleri” (moeurs grecques-oğlancılık?) varmış. Hekim Paleolog kendisine bu hastalığı anlatıyor. Yazara göre anlatılanlar “çelişkili” ve (ölüm için) “en azından suçlu bir ihmalkarlık” söz konusu. (s. 225) (Paleolog ismi sık rastlanan, eski hanedan ailesiyle ilgisiz bir isim.)

Thouvenel, Batı’daki Yunan hayranlığını ve Türk düşmanlığını ileri sürerek, ikisinin de “pek bir anlam taşımadıklarını” kaydediyor ve şunları yazıyor: “Bununla beraber Türklerde Yunanlılarda olmayan bazı kaliteler var; ve ikinciler (yani Rumlar) birincilerden kurtulduktan sonra örnek bir davranış sergilemediler.” (“il y a cependant chez les Turcs quelques qualités qui manquent aux Grecs, et depuis que les seconds sont délivrés des premiers, ils ne me semblent pas qu’ils aient fait preuve d’esprit de conduite”) s. 247.

Thouvenel, Batılıların Yunan hayranlığını eleştiriyor; bunlar Doğu’ya gelseler fikir değiştirirler, diyor. (s.247)

E. Thouvenel’in Revue des Deux Mondes (Ocak 1840) dergisinde çıkan “Abdülmecid Yönetiminde İstanbul” başlıklı makalesinde şu satırları okuyoruz: “Son sultana kadar Türkiye, sadece ağırlığının gücüyle ayakta kalan bir ağaca benziyordu; Mahmut ona baltayı indirdi; sadece dalları budamak istiyordu, gövdeyi yardı ve ağaç öldü.” Tarih onu gerçek yerine oturtacak diyor. (Fakat hala oturtmadı!! T.T.) (s.18)  Gülhane Hattı ile alay ediyor. (s.18)

Bursa hakkında ilginç bilgiler. Nüfusu yüz binden fazla imiş. İpekleri övülüyor; fakat Lyon ipeklerinden çok geri. (s.23) Bir Fransız yeni bir tezgah (métier á dévider) sokmak istiyor. Bu işi yapan kadınlar ayaklanıyorlar. Sonra yine de, köylerden başlayarak  giriyor.

L. THOUVENEL, Nicolas I et Napoléon III, Les Préliminaires de la Guerre de Crimée 1852-1854 d’aprės les Papiers Inédits de M. Thouvenel; Paris, 1891.

Eserde, bu savaşın adeta “danışıklı dövüş” niteliğine işaret ediliyor. Önsözde (Ruslarla) “bugün dostuz” dedikten sonra “tarafımızdan 1854’te üzüntü duymadan ilan edilen savaşın ırk düşmanlığı yapmadan yürütüldüğü ve her iki hasımın da gizlenmeyen bir tatmin duygusuyla sonuçlandığı bugün iyice ortaya çıktı.” diye ekliyor. (s. II) Burada taraflardan en önemlisi, savaşın kendi topraklarında yapıldığı Türkler yok sayılıyorlar!

Marquis de la Vallette’in İstanbul misyonu (Mayıs 1851- Şubat 1853); Marquis de Castelbajac’ın St. Petersburg misyonu; General Baraguey’in İstanbul’da son üç ayı (Şubat 1854 – Mayıs 1854).

Elçi General Baraguey Ruslardan çok İngilizlerle kavga halinde. İngilizlerin Gelibolu’yu alıp İstanbul’a yerleşecekleri ve bir daha çıkmayacakları kanısında. (s. 349) 15 Şubat 1854 tarihli mektubunda “Gelibolu’yu İngilizlere terk etmektense orada Rusları görmeyi tercih ederim” diyor. (s. 350) İngiliz ittifakını bozmak istiyordu; misyonu başarısız oldu. Ondan sonra Thouvenel geldi. Savaş Mart’ta başladı; Thouvenel Nisan’da Reşit Paşa ile  ilişkiyi kesti. Sultan Mecid çok zor durumda kaldı. Maliye’de “delilik dönemi” bu koşullarda başladı. (s. 373) Sultanın on beş günde yaptığı hediyeler. “Sultan bir çok bakımdan XV. Louis’ye benziyor.” (s. 374) Onun gibi zarif, incelikli, “esprit de finesse” ve  “hükümdar çehrelerini şiirle süsleyen  melankolik cazibe ”, şehevi incelik,   sahibi. Bütün bunlar sağlığını da mahvetti. Elçi general Paris’e yazdığı ve kendini savunduğu mektupta “Rakibim İngiliz elçisi idi; Reşit sadece onun muti bir aletiydi” diyor.  (s. 377) Reşit paşa Boğaz’da kayık gezintileri yapıyor. Oğlu Ali Galip Paşa’yı Sultan’ın kızlarından Fatma Sultan ile evlendiriyor. 6 bin keseye mal olan bir düğün yapılıyor. (Bir kese 500 kuruş; kuruş ise 22,5 santim; 100 santim=1 Frank). Reşit iktidardan ayrılmadan Paris’e iki tüccarı (MM. Black ve Durand) borç imzalamaya yolladı; böylece düğün paraları da çıktı. Ordunun hali perişan; sadece Şumla şehrinde 2 bin hasta her şeyden yoksun. (s. 385) “Soygun hiçbir zaman bu boyutlara ulaşmamıştı!” (s. 385)

Sivastopol 8 Eylül 1855’de alındı; 6 Temmuz 1856’da Kırım tamamen tahliye edildi. (s. 388)

THOUVENEL, L.; Pages de L’Histoire du Second Empire d’aprės les Papiers de M. Thouvenel;

Paris, 1903.

Thouvenel’in notlarında Süveyş Kanalı ile ilgili bilgiler var. 1854’te Fransız maslahatgüzarı Benedetti’ye Süveyş işinde F. De Lesseps’ (Prens Eugėne’in kuzeni) desteklemesi yazılıyor. (s. 139) Beneditti 4 Ocak 1855’te yanıt veriyor: “Reşit Paşa sorunun dikkate alınmaya değer olduğunu bilmek için ödenmiştir. (metinde altı çizili) ve fikrini söylemeden önce düşüneceğini söyledi.” (s. 140) III. Napolyon’un İstanbul’u ziyareti söz konusu oluyor ve hazırlıklar yapılıyor. Benedetti, Thouvenel’e “gerçek bir bin bir geceler sayfası yaşayacağız” diye yazıyor. (s.148-149) Schefer (oryantalist) 3 Mayıs 1855’de (bir saray entrikasından sonra) şunları yazıyor: “Dün, kriz sırasında, Çırağan Sarayı’nda idim. Kendimi belli etmemek için orada az kaldım. Sultan Reşit Paşa’ya karşı son drece öfkeli..” (s.150) Fransız yanlısı (Reşit Paşa’nın rakibi) Mehmet Ali Paşa ile temas halinde. Bu sırada Kaptan Paşa olan Damat Mehmet Ali Paşa “Eski Türk okulunun çok neşeli küçük ihtiyarı” diye sunuluyor. (s. 157) (Bu konuyu Osmanlı Çalışmaları başlıklı kitabımda, Reşit Paşa Nasıl Düşürüldü? isimli makalemde incelemiştim.)

Fransız büyükelçisinin Kırım savaşı konusunda ilginç gözlemleri naklediliyor.

Hasta adamı kurtardık, ama, “yatağında ölebilir!” İmparatorlukta “Hıristiyan ırklar da Müslümanlardan daha sıhhatli değiller.” (s.154-155) İstanbul’da okunan Saint-Marc Girardin’in (III. Napolyon döneminin ünlü gazetecisi) makaleleri özel bir etki yapıyorlarmış.

Kars’ın düşüşünden sonra: “Türkler kahraman olarak hareket ettiler. Bu ırk tükeniyor; fakat büyüklüğe sahipti; yüzyılların ve çeşitli halkların kalıntısı olan Hıristiyan halklar onlara eşit olabilmek için çok şeyler yapmalı!” (s. 163) Abdülhamit Légion d’honneur aldı. Daha önce hiçbir sultan hiçbir yabancı nişan kabul etmemişlerdi. (s.164)

Paris Kongresi’nden hemen sonra, III. Napolyon, “kendisine karşı dostane ve cömert duygularına bir delil olması için Moskova’da II. Aleksandr’ın taç giyme merasimine katılmak üzere Comte de Morny olağanüstü elçi olarak yolladı.” (s.297)

30 Mart 1856’da Paris Barış Anlaşması imzalandı. 15 Nisan 1856’da İngiltere, Fransa ve Avusturya gizli olarak Osmanlı bütünlüğünü garanti eden ve aksi yöndeki girişimleri Casus Belli sayan üç maddelik bir anlaşma imzaladılar. Lord Clarendon bumu Mayıs 1856’da parlamentoda açıkladı. Reşit Paşa, Türklerin dahil olmadığı bu anlaşmayı müttefiklerin bir güvensizliği ve Osmanlı Devleti’nin de bir “kolektif protektora” altında olduğu şeklinde yorumladı. (s.288-192)