LEOUZON, LE DUC LOUİS-ANTOİNE

ANASAYFA

LEOUZON, LE DUC LOUİS-ANTOİNE.; Mithat Pacha; Paris, 1877.

Eserin önsözü Ocak 1877’de yazılmış. İlk baskı 1876’da çıkmış.

Yazar daha çok Rusya ve Kuzey Avrupa ülkeleri hakkında eserleri var. 1860’da da “Les Financiers Contemporains” başlıklı bir kitap yazmış.

Eser Osmanlı reformlarını ciddiye alıyor ve övüyor.

Mithat Paşa 1822’de İstanbul’da doğdu. Gençlik yıllarında kendisini en çok etkiliyenlerden biri reformist şeyhülislam Arif Bey oldu. (s. 8)

Tanzimat’ta iltizam usulünü kaldırılıp doğrudan vergiye geçilmek istenince en çok Rum ve Ermeniler karşı çıktı. Müslümanlar arasında mültezim çok azdı. (s. 22-23)  Rusya üç kez iflas etti: 1812, 1843 ve 1862’de. (Kağıt parasının değerini “keyfi ve skandal sayılacak biçimde” düşürdü) Fakat çok becerikli hareket etti. “Yankısı hemen hiç olmadı; kirli çamaşır aile içinde yıkandı.” (s. 32)

“Osmanlı Hükümeti, özellikle Türkiye için gerçek uygarlık habercisi olan özümleme ve birleşme çalışmasını yavaş yavaş yürütüyor. Bir yabancı müdahale onu hemen durdurur.” (s. 29) “Abdülaziz’in devrilmesinde Viyana ve Berlin memorandumları softaların gizli tertiplerinden daha etkili oldular. Aynı memorandumlar, özellikle de Osmanlı Hükümetini Bulgaristan’da yakında çıkacak bir ayaklanmayla tehdit eden Andrassy’nin ki, Balkan halklarının içinde bulundukları oldukları kanlı dönemde hiç sorumluluğu yok mu?” (s. 29)   Sultanı yeniçeriler ve ulema (“parti clérical” diyor) frenliyordu: “Yeniçeriler tehlikeli derecede disiplinsiz olsalar bile, sultanların despotik iktidarını dengeleyen bu organ gerçek bir hükümet unsuru oluşturuyordu. Oysa bunun yerini alacak hiçbir şey hazırlanmamıştı.” (s.6)   Sonra reform devrinin, hepsi birden “Bab-ı Ali” (Sublime Porte) adı altında bilinen  “Corps d’Etats”sı (Şuralar, nezaretler, bürolar, meclisler vb.) kuruldu. “Bununla beraber bu çeşitli kurumlarla sultanın iktidarı arasındaki ilişkiler hiçbir kanunla düzenlenmemesi bir sürü kavgaya kapıyı açıyordu.” (s. 62)

Tunuslu Hayreddin Paşa ve eseri (1867) övülüyor. (s. 67) Hayreddin Paşa bu tarihte gayri-müslimlerin bölücü eğilimlerinden söz ediyor. (s. 73)

M. F. Kannitz Mithat Paşa’yı Büyük Petro’ya benzetiyor. (s. 51)

Anayasa övülüyor. Ne “acele bir konsepsiyondan, ne de yapay bir tasarıdan” hareket edildi. “Bir günlük gösteri ve Batılı bir prestij için” ilan edilmedi. Fikir tedricen gelişti. “Çok iyi biliniyor ki, hazırlanmasında Konferans kaygısı en ufak bir rol oynamadı.” (s. 134) E. De Girardin’e olumlu göndermeler yapılıyor. Bu yazar uygarlık yeteneği açısından Türkleri Rusların üstünde görüyordu. (s. 58)

Yakınlarda Mithat Paşa, yeni Anayasa vesilesiyle dedi ki: “eskiden hakim fikrimiz Avrupa’da kalabilmek için Türkiye’yi Avrupa’da tatmin etmekti; bugün reformcu arzu ve çalışmalarımız ülkemizin iç etkinliğinin, bizzat kendi düşüncemizin ve kendi iç dürtülerimizin eseri.” (s. 57-58)

Birkaç ay önce Gülhane karma okuluna giden Mithat Paşa on iki yaşlarında, zeki yüzlü bir çocuk görüp ona adını soruyor. Çocuk Yorgi diyor. Arkasında da Mehmet oturuyor. Paşa “bravo, diyor; Yorgi çavuş; Mehmet de yardımcısı. Tabii daha çok çalışan çavuş olur!” (s. 153-154)

Tuna Vilayeti kanununda köyler, muhtar heyeti (12 kişi) var. Fakat köylülere “muhtara yabancıları haber vermek” gibi görev verilmemiş..

Hep Türklerin reforma açık oldukları teması işleniyor.

“Mithat Paşa bir devrim adamı değil; ilerici bir muhafazakâr (progressiste conservateur). İdeali akıllı ve dengeli bir demokrasinin ötesine gitmiyor.” (s. 71-72) Dine dayalı bir reformizm ve liberalizmden yana.

Meclisi Vâlâ çeşitli tadillerden sonra yetkilerini kaybetti. Sadece Yüksek Mahkeme haline geldi. İdari yetkisi Şurayı Devlete geçti. (s. 75) Bunu 1866’da İstanbul’a çağrılan Mithat Paşa kurdu. Başkan da kendisi oldu. Önce beş daire idi; sonra üç (idari, teşri ve ‘contentieux’) oldu. 16 üyeden biri sekreter, beşi hakim yardımcısı,  sekizi de stajyer idi. Şurada bir Rum, bir Ermeni, bir de Yahudi yer alıyordu. (s. 76) Fransa’dan kopye edilen bu kurum Mithat Paşa’nın zihninde Anayasal rejime halka teşkil edecekti. (s. 79) Şurayı Devlet birden büyük bir güç kazanınca yüksek idarecileri kızdırdı; Mithat Paşa atıldıktan sonra da kurum istihza konusu haline geldi. (s. 80)

Paşa’nın Tuna ve Bağdad valilikleri çok başarılı oldu. Mahmud Nedim Paşa’nın yerine kısa bir süre sadrazam oldu; fakat çok kalmadı. Dik başlı. (“İnfexible”). Saray entrikalarını harekete geçirdi. Sonra Selanik eyaletini birkaç ay idare etti ve İstanbul’a döndü. 1875’e kadar iktidar dışı kaldı. Bağdad valisi iken askere alma kanunun isyan teşebbüsüne yol açtı. Mithat Paşa “Bağdad’ı yakarım, sizi asarım; beni de İstanbul’da tüfeklerler!” (metinde Türkçe veriliyor) dedi. İsyan bitti. (s. 84).

19 Aralık 1876’da (İstanbul Konferansı başlarken) sadrazam oldu. Açılış konuşmasında Mithat Paşa, Macaristan, Polonya ve Almanların (1870) kırımlarını örnek göstererek Osmanlı kırımlarını mazur gösterdi. Almanlar yüzbinlerce Fransızı açlıktan ölüme sürüklemişler. (s. 126-127) Paşa’ya göre yeni hukuk kuvvete dayanıyor.

Mithat Paşa gayrimüslimlerin tam eşitliğinden yana. Kuran’a uygun diyor. (s. 153-154)

Mithat Paşa 6 Ekim 1875 kanununu (Mahmut Nedim’in tahvil faizlerini % 5 ile dondurma) kaldırdı. Yazar “Uğursuz 6 Ekim kanunu olmasaydı, Bulgar kırımları kimi ilgilendirirdi? Diplomasi ona, Polonya, Macaristan ve Türkistan’daki kırımlardan daha fazla önem atfetmiyecekti. Ne kadar zalimce ve istıraplı olursa olsunlar, savaş olguları olarak kabul edilecekler; anketçi ve raporculara da gülünüp geçilecekti. Fakat Türkiye kasalarını kilitleyince birdenbire hedef tahtasına oturtuldu.” diyor. (s. 32)

Esquisse Orientales; Paris, 1876.