EKSERTZOGLOU, HARİS

ANASAYFA

EKSERTZOGLOU, HARİS; Osmanlı’da Cemiyetler ve Rum Cemaati, Dersaadet Rum Cemiyet-i Edebiyesi; İstanbul, Tarih Vakfı-Yurt Yayınları; 1999.

1860’lardan itibaren Osmanlı Rum-Ortodoks burjuvazisi bir çok “hayır derneği” kurdu. Yazar bunların en önemlilerinden Dersaadet Rum Cemiyet-i Edebiyesi’ni (1861) inceliyor. Bu Dernek açılmasına yardım ettiği okullarla özellikle dilin gelişmesinde rol oynuyor. Diğer etkinlik şekilleri: Kutlamalar, konferanslar, balolar, yayınlar. 1821 Yunan ayaklanmasından sonra Fenerli Rum aristokrasisi güç kaybetmişti; Tanzimattan sonra devlette elde ettikleri pozisyonla “yeni Fenerli” bir zümre yükselişe geçti.

“1870’te Bulgar Eksarhlığı’nın kurulmasıyla Rum-Ortodoks cemaatte görülen bütünleşme eşit değerdedir” (s. 13). Etkinliklerine çok sayıda Rum olmayan Avrupalılar da katıldı; bunlardan Dr. Millingen 1869-1870 arası Derneğe başkanlık yaptı (s. 11). 1871 tarihindeki Nizamname değişikliği “eğitimin ve bilimlerin geliştirilmesi ve bunların Şark’a yayılması” hedefini benimser (s. 11-12). Bu değişiklik ile, Odisseas Yalemos’a göre,  Dernek, “Türkiye’deki Rumların ve Helenleşenlerin bir nevi eğitim bakanlığı” haline gelir (s. 14). Başlangıçta tüccarlar ağır basıyordu; giderek kültür adamları, yüksek bürokratlar ön plana çıktı.

1850’lerden sonra bankacılık hızla gelişti, 1870’lerde sayıları çok arttı; fakat kriz bunların çoğunu sildi süpürdü. Krizden Yeorgios Zarifis, Teodoros Mavrogordatos ve Evgenios Evgenidis gibileri güçlenerek çıktı ve nüfuzları arttı (s. 25).

Devlet üst kademelerinde yer alan Yeni Fenerliler (Aristarhis Stavrakis Bey; Aleksandros Karateodoris; Savvas Yoannis Paşa; Mavrogenis Paşa vb) cemiyetin etkili üyeleri. Aleksandros Panciris de Osmanlı Devleti’nin Osmanlı Bankası’ndaki temsilcisi (s. 26). Ermeni, Yahudi, Levanten burjuvazi ile sıkı ilişkiler içindeler, fakat arada –din ve etnik nedenlerle-evlenmeler yok. Pera’da otuz Avrupa okulu var; amaç biraz da bunların yerine iyi yabancı dil öğreten Rum okulu açmak.. Üstelik birçok yerde Yunanlılar Yunancayı unutmuş; Kayseri, Kapadokya, İznik, İyonya’nın bazı bölgelerinde, Bursa yöresinde, Makedonya ve Trakya’da.. 1900 başlarında durum bu. (s. 63, 111). Bu durum Protestan misyonerlerin etkisini fazlalaştırıyor.

Etkinlikler, bütününde, öncelikle “ulusal bir söylemin telaffuzu ve ulusal bir kimliğin bilinçlenmesiyle ve ikinci olarak da bu kimliğin pekişmesine katkıda bulunmak”la bağlantılı (s. 122). Bu amaç kuruluşta egemen değildi; 1870’den sonra belirginleşti.

“1850’lerde laik Rum-Ortodokslarla Kilise hiyerarşisi arasındaki karşıtlığın önemli boyutlar kazandığı bilinmektedir. O dönemde Kilise merkezine bağlılığın ulusal kimliğin bir unsurunu oluşturduğuna inanmak güçtür. Millet nizamnamelerini oluşturan 1858-1860 milli meclisi (ethnosinelevsi)  sık sık böyle çatışmalara sahne olur. Ancak yirmi yıl sonra Patrikhane’ye bağlılık, hem de çoğu zaman dilden de daha kuvvetli bir aidiyet kriteri olarak ortaya çıkar. Fakat bu gelişme daha sonra, ayrılığın Ortodoks Kilise tarafından resmileştirilmesi ve Eksarhlığın ayrılıkçı (şizmatik) olarak tanımlanmasından sonra ortaya çıktı” (s. 125). Yazara göre Dernek, “devlet iktidarını değil de ulusal bir yönelimi benimseyen eğitimli bir topluluğu temsil (ediyordu)” (s. 127). “Yeni bir değerler sistemi” yaymaya çalışıyor.