VALENSİ, LUCETTE

ANASAYFA

VALENSİ, LUCETTE; Venise et la Sublime Porte, la Naissance du Despote; Paris, Hachette, 1987.

Yazar Venedik arşivlerine dayanarak ve çağdaş kaynakları da kullanarak “despot”luğun doğuşunu inceliyor. Valensi Annales dergisinin yayın heyetinde çalıştı. İlginç bir inceleme.

1637 tarihli, elçi Pietro Foscarini’nin, IV. Murat’ın kanlı sadizmini anlatan betimlemesi naklediliyor. Fakat, “Despot, despotique, despotisme” sözcükleri Fransızca sözlüklere daha geç, 1720’de giriyorlar. (s. 9) Anquetil-Duperron 1778’te bu fikri çürüttü; fakat aldıran olmadı. Venedikli elçilerin övgüsü. Hemen hepsi Padova Üniversitesi’nden mezun ve hümanist. Venedikliler siyasal felsefeyle çok uğraşıyor; fakat teorik spekülasyon yapmıyorlar. “Allah’la Sezar’ı ayırdılar.” (s.19)

Elçi Relazione’leri 1602 ve 1611’de Fransızca olarak da, Trésor Politique’de yayınlanıyor.

Despotisme eclairé-Aydınlık despotizm” kavramı XIX. yüzyıl Alman tarihçilerin eseri (bk. A. Soboul, La Civilisation et la Révolution Française; cilt I, Paris,  Arthaud, 1970)

Gritti’ler çok önemli. Andrea Gritti, Türk ve Yahudi dostu. İstanbul’da Türk odalıklardan dört çocuğu oluyor. Sultan Beyazıt’ın dostu. Bir oğlu Türkiye’ye yerleşiyor. “Görünüşe göre yaşlı elçinin  (Doge-Balyos) en çok sevdiği öbür çocuğu, Alvise, Türk İmparatorluğu’nde en yüksek mevkilere çıktı.” (1530’da askeri komutanlık yaptı.) (s. 28)

“Elçi raporları sık sık ve üzüntü ile, Venediklilerin Osmanlı ordu ya da donanmasında hızlı bir yükselme umuduyla kendiliklerinden Türk olduklarını ve islamiyete geçtiklerini gözlemliyorlar.” (s.29) 1716’da Vivaldi Türklere karşı bir askeri oratoryo besteledi.

İlk Relazione cildi 1503-1570 arasını kapsıyor ve Montesquieu’nün “Doğulu despotizm”inin bir çok unsurunu oluşturuyor. (s.31) “Büyük Senyör’ün müthiş imparatorluğu hayranlık ve nefret karışımı bir büyüleme uyandırıyor.” (s.32) Elçilere göre İmparatorluğu çöküntüye götürecek bir nokta: “Önce iktidarın geçiş şeklindeki belirsizlik… Hüküm süren Sultan’ın çocuklarından hangisinin tahta geçeceği hiçbir zaman kesinlikle bilinmiyor.” (s.52-53)

“Osmanlı İmparatorluğu’nda aracı kategorilerin ve aristokrasinin yokluğu teması 1534’den itibaren Ludovic’nin raporuna giriyor. Montesquieu, ‘asiller yok, monark yok; despot var!’ diyecek.” (s.47) XVI. yüzyılda despotizmden bahsedilmiyor; hatta aristokrasinin olmayışı olumlu görülüyor. Venedikliler ve Rumlar Türkleşiyor. “Bir elçilik raporu on altı yaşından küçük erkek çocukların Türkiye’ye gitmesinin yasaklanmasını, çünkü Türk olmanın cazibesine direnemediklerini telkin ediyor.” (s. 47)

Türkler “geçmişin büyük imparatorluklarının mirasçıları” gibi görülüyorlar. (s.61) XVI. yüzyılda kutsal ve evrensel bir imparatorluğa inanılıyor. Guillaume Postel “Türkiye’de evrensel bir monarşi modeli” buluyor. (s.61) İlk kez Makyavel Osmanlı Devleti’ni, “Avrupa monarşisi” örneği olarak gördüğü Fransa’ya karşı bir model olarak gördü. Yazar, bunu Perry Anderson’a gönderme yaparak (L’Etat Absolutiste) ileri sürüyor. (s.75) Fakat Makyavel Osmanlı Devleti’ni övüyor. Tiraniyi eleştirirken Osmanlıyı örnek olarak vemiyor. Görüşleri Venedik elçileri paralelinde. Bodin de, Makyavel gibi, Osmanlı Devleti’ni Roma İmparatorluğu’na benzetiyor. Raporlarda “Büyük Türk” sadece “alimlere pek sahip olmamakla”, “toprakları hakkında hiç kitaplar yazılmamış olması”yla suçlanıyor. Buna karşılık Venedik, özgür! (s.85)

Türk imajı XVI. yüzyıl sonlarında değişmeye başlıyor; esas itibariyle XIX. yüzyılda değişiyor. (s.89)

Despotik sözcüğü, “Alberi’nin tarihini net olarak saptayamadığı (1579? 1582?) bir relazione’de, dispotico olarak, çekingen bir şekilde ortaya çıkıyor.” (s.99) Bu Aristo’ya dönüş demek! Osmanlılar da XVI. yüzyıl sonlarındaki krizlerden sonra, Davvani’ye ve onun “daireyi adliye”sine dönüyorlar. 1603’te tahta çıkan I. Ahmet kardeş katli kanununa son veriyor; sultan sofu ve şair; fakat despotizm sözü devam ediyor. Lepante’ı Tintoret, Vasari, Titien vb. tablolaştırıyorlar. (1986’da bunlar sergilendi; Katalogue de l’Exposition á Venise, l’Arsenal, 1986) Fakat bunun etkisi değil, ağır basan.

Montesquieu’nün okuduğu seyahatnameler: Baudier, Chardin, Rycault, Tavernier. (Bk. Muriel Dodds, Les Récits de Voyages, Sources de l’Esprit des Lois)

Valensi, XVIII. yüzyılın fantazmatik kavramının (Grosrichard) kökenini Venedik’e kaydırıyor!