SEİD MOUSTAPHA

ANASAYFA

SEİD MOUSTAPHA; Diatribe de L’Ingénieur sur l’Etat Actuel de l’Art Militaire, du Génie et des Sciences á Constantinople; çeviri: Louis Mathieu Langlės; Paris, 1810. (İlk baskı 1807)

Fransızca eser veren bu Osmanlı her bakımdan ilgiye değer görünüyor. Berkes, “Türkiye’de Çağdaşlaşma”da (YKY, 2004) kitabın önsözünü özetlerken “Seyit Mustafa’nın kitabı bize ilk kez olarak Doğu-Batı ayrımı ile farklarının anlaşılmaya başladığını gösterir” diyor (s. 101). Berkes, yeniliğe, yazarın adını vermek istemediği yeniçerilerin (“yeniçeri ocağındaki işsiz güçsüz takımının”) karşı çıktığı kanısında.

Çevirenin girişi: Bu eser “büyük bir halkın canlanışını haber verir gibiydi”; fakat hareket bir “felaket”le tersine döndü. III. Selim çok övülüyor. 1803’te matbaa Üsküdar’a taşındı. Seyid Mustafa’nın eseri orada basılan ilk eser oldu. 1808’de matbaa yakıldı. Üsküdar’da R. P. Romain yönetiminde Fransızca, İtalyanca, Grek modern, Osmanlıca, Arapça, Farsça eserler basıldı.

Eser: Önce yazar kendini anlatıyor. Sanat ve bilime “doğuştan eğilimler” hissetmiş ve bu konuda “çok güçlü” argümanları var. Fakat filozofların çoğu “kazanılmış” yeteneklere inanıyor. Aksine örnek Pascal! (s. 14)

Yazar kendisinin de pergeli tek başına bulduğunu iddia ediyor.

Bilimin Avrupa’da olduğunu anlayınca Fransızca öğrenmeye başlamış. Wolf, Ozanam ve Belidor’un sayfalarını karıştırmaış (feuilleté etmiş). (s. 17) Avrupa’ya gitmek için fırsat ararken III. Selim Sütlüce tersanesinde yeni bir matematik okulu açmış. Oraya öğretmen olduğu için Fransa’ya gidememiş. Fakat buna karşı “cehalet ve yeteneksizliğin sesi” harekete geçmiş. (s. 20) Kendi amacı matematiği askerlik alanına uygulamak. Sultan eyaletlerdeki potantaları birbirine düşürerek ve içlerinden biriyle anlaşarak kırdırıyor. Bu sefer kendi müttefikleri baş kaldırıyor. Onlar da başka komşularla bastırılıyor. Bu yol meşruluk kazanıyor; aşağı yukarı “anayasal” oluyor. Bunları çeşitli eyaletlerin (metinde “différents pays” deniyor) ileri gelenleri yapıyorlar. Fakat ihtilaflar çözülünce bunların askerleri dağılıyor; “dağlı” oluyorlar. Son olarak bunlardan bir eşkiya birkaç bin kişilik bir kuvvet topladı ve “Bally” (?) köyünü işgale kalktılar. Bu kez sınırkomşusu eyaletten kuvvet gönderilmedi; merkezden “2 000 kişilik küçük bir kuvvet” yollandı. Köye gelip ateş açtılar ve işi kısa sürede bitirdiler. Bu olay “düzenli birlikler” kurma fikrini kamuoyunda güçlendirdi. (s. 51) Bu “dağlı”lar devamlı savaşta oldukları için gerçekten iyi savaşçılar. Disiplin verilerek bunlar mükemmel asker yapılabilir. Sayıca yarısı kadar bir “düzenli birlik” bunları yenince  herkes çok sevinmiş; yazar da “sevinçten sarhoş” olmuş! (s. 52)