BİLİOTTİ, ADRİEN

BİLİOTTİ, ADRİEN; La Banque Impériale Ottomane; Paris, 1909.

Osmanlı Devleti’nde 1856 yılında mali reform için bir Hattı Hümayun çıkarıldı. Aynı yıl İngiltere bir kraliyet kararı (‘Charte Royale’) ile “Ottoman Bank”ı kurdu. Merkezi Londra’da, başlıca tesisi de İstanbul’da olacaktı. (s.12) Sermayesi 500 000 sterlin olacaktı ve bu iki milyona kadar çıkabilecekti. Amacı sadece ticari idi.

Daha sonra bir Türkiye Bankası kurulmaya çalışıldı. Mirès de bu amaca yönelik İngiliz-Fransız grupla temas halindeydi. Banka, Mirès’in yardımıyla, Kaimeyi ortadan kaldıracaktı. Fakat Mirès borçlanmasının başarısız olması ona bağlı bütün  projeleri de peşinden sürükledi. (s. 14) Güçlüklerin temelinde öşürün aynî olarak toplanması olgusu yatıyordu. Bu durum gelirlerde büyük bir düzensizlik yaratıyordu. Oysa harcamalarda düzen gerekiyordu. Bu ise hükümeti Galata sarraflarına mahkûm kılıyor; onlar da tefeci faizleri uyguluyorlardı. “Fuat Paşa, haklı olarak Osmanlı Bankası’nın, Türkiye’de kurmayı düşündüğü büyük tesisin  ambriyonu olacağını düşünüyordu.” (s.18) Marquis de Ploeuc’un uzmanlığı ile Fransa devreye girdi.

15 Kasım 1862’de bir sendika kuruldu. Kurucuları: (İngilizler) William Clay, Pascoe du Pre Grenfell, L. Mackintosh Rate, William Richard Drake, John Steward, Edward Gilbertson; (Fransızlar) İsaac, Emile ve Eugene Pereire; Ph. Hottingerer, Ernest Adolphe Fould, Charles Mallet, Baron Seillire, Antoine Jacob Stern, Raphael de Ferrari, Duc ge Galliera, H. Guillaume Biesta, Jean Charles Mussard. (s.19-20)

4 Şubat 1863’te bankaya Emperyal Ferman verildi ve adı Banque Imperiale Ottomane oldu. Bu tarihten sonra bir çok banka daha kuruldu. 1864: Société Générale Osmanlı şubesi; 1866: Ziraat Bankası; 1868: Crédit Général Osmanlı şubesi; 1871: Avusturya-Osmanlı Bankası; 1872: Avusturya-Türk Bankası. “Bu mali kuruluşlar bolluğu Türkiye’nin iktisadi durumuna, sanayi ve ticaretin gerçek ihtiyaçlarına hiç de uymuyordu.” (s. 21) Hükümet bunları sadece borç için düşündü ve “hepsi de varlıklarını Hazine’nin parazitleri olarak sürdürdüler.” (s. 21) Çoğu da 1875 iflası ile yok oldular.

Osmanlı Bankası için “Devlet Bankası” sözü yerinde değil. (s.25) İngiltere ve Fransa bankaları ulusal karakter taşıyorlar; Osmanlı Bankası ise doğuşu itibariyle enternasyonal. İstanbul piyasası bağımsız değil; kaynak da yok! Ali ve Fuat Paşalar Fransa ve İngiltere bankalarını örnek alıyorlar; banka Osmanlı kanunlarına tabi; fakat ana sermaye Fransız-İngiliz! 1863 ve 1875 organik yasaları devlet müdahalesini önlüyorlar; kontrol var, ama, gevşek. İstanbul’da yedi kişilik bir komite var; fakat bunu da Paris ve Londra komiteleri yönetiyor. (s.31) İmtiyaz belgesi İstanbul komitesini zaten Avrupa komitelerine bağımlı kılmış. Öyle ki Osmanlı Bankası-Osmanlı hükümeti ilişkilerinin tarihi Türkiye maliye tarihi demek. (s.31)

Bu tarihte üç önemli dönem bulunuyor:

1) 1863-1875. Banka Devletin gelir ve giderlerini gerçekleştiriyor. İlk Osmanlı bütçesi, ya da “gelir ve giderlerin çok takribi ilk tablosu” 1863 tarihini taşıyor. Daha önde, özellikle giderlerin tanzimini sarraflar sağlıyorlardı. 1863 bütçesi 40 milyon Frank açık veriyor. Bu rakam Osmanlı Devleti’nin 1854’ten sonra yaptığı borçların faizlerine eşit. (s. 39) “Mires borçlanmasının başarısızlığı Hükümete doğrudan kredi verenlere başvurmanın olanaksızlığını göstermişti.” (s. 40) Sonra devamlı borçlanıldı. “1874’te 40 milyon sterlinlik bir  borçlanma yapıldı. Borç hükümete % 43,5’e geliyordu. Bu ise Avrupa piyasasasının güvensizliği ve gelecek hakkındaki kötü tahminleri yansıtıyordu.” (s. 47) Bu sırada İmparatorluğun geliri 380 milyon Frank. Borçlar bunun 299 milyonunu kapıyor. Dalgalı borç da 400 milyon frankı bulmuş durumda.  (s.48)

2) 1875-1881 Dönemi. Devlet borçlarının yarısının faizlerini beş yıl için dondurdu. Diğer yarısı için de % 5 ödenecek. Bankaya danışılmamış. Protesto ediyor. 18 Şubat 1875’de Banka’nın imtiyazları artırılıyor. Thomas Bruce bunlar için “mali kurumlar veya bağımsız şirketler tarihinde benzeri yok” ifadesini kullanıyor. (s. 50) Bu yeni imtiyazlar zaruret içinde verildi.

1875 reorganizasyonuna Rusya çok karşı çıktı. (M. Th. Bruce hissedarlar genel kurulunda bunu ima ediyor.) Yeni değişiklik 13. maddesi ile Osmanlı Bütçe Komisyonuna bir Banka temsilcisini sokuyor. “Hükümet İmparatorluğun, gerek İstanbul’da gerekse eyaletlerde toplanan bütün gelirlerinin Banka’nın kasalarına akmasını taahhüt ediyor.” (s. 52) Banka “her ne kadar  Osmanlı ve yabancı ülkelerle temas halinde ise de bağımsız”. (s. 53) Bruce, 1875 değişikliğinin Banka’yı örneğin İngiltere’de Hazine’nin durumuna getirdiğini yazıyor. (s.55) 1875’ten sonra da eski alışkanlıklar devam etti. “1875’ten sonra otuz yıl kadar geçti, Eski Rejim’in tüm devamı süresince hiçbir önemli değişiklik olmadı.” (s. 57) Charles Moravitz bu eksikliği belirtiyor.

Kaime çıkarmamanın taahhüt edilmesine rağmen 1876 Ağustos ile 1877 Eylül arası 16 milyon Türk lirası kaime çıkarıldı. (s.61) Arkadan da savaş çıktı. 1877’de Banka, devletin itibarı sıfır iken, Plevne düştükten sonra, Osmanlı devletinin akıbetinden ümit kesildiği bir sırada Banka kendi kaynakları ile devleti destekliyor, “ulusal” hareket ediyor. Çünkü akıbeti devletinkine bağlı. “Bu tarihten itibaren bankanın etkinliği ağır basıyor.” (s. 61) “Hazine’den, statü gereği  cari hesaplar dışında, 140 milyon Frank alacaklı olan Banka, Hazine’ye avanslar veren bir bankalar sendikası kurmuştu.” (s.63) 1879’da Düyunu Umumiye’ye yol açan kararlar alınmaya başlandı. “Hükümet’in bankası olan Osmanlı Bankası böylece Düyunu Umumiye’nin de bankası olma yoluna girmişti.” (s. 68)

3) 1881-1909 (kitabın yazıldığı tarih) dönemi.

XIX. yüzyılın sonlarında Osmanlı maliyesi “kesinlikle” daha iyi hale getirildi; fakat, borçlanmalar da devam etti. (s. 69)

Para politikası ve kaimeler konusunda bilgiler veriliyor. (s. 91-100) Osmanlı devletinde “para sistemi” denilebilecek bir şey yok. Altın para azlığı, ayni ekonomi egemenliği, yol yokluğu vb. gibi nedenler tayin edici oluyor. 1844 para reformu ile Osmanlı Devleti “parası sağlıklı” bir ülke haline gelmişti. (s.112) Bu reformla altın Mecidiye (Türk Lirası) 100 kuruş; o da 5 gümüş Mecidiye haline getirilmişti. Kırım Savaşı Osmanlı maliyesini altüst etti. 1858’de Kaime’yi kaldırma çabalarına girişildi. 1861’de piyasada 1 100 milyon kuruş (250 milyon Frank) kaime bulunuyor. Kaime tam bir savaş vergisi. (s. 96) II. Mahmut’un 1810’da vurdurduğu “altılık” ve “beşlik”leri de çekmek lazım. Para sistemi başından itibaren “para tağşişi” esasına dayanıyor. 1829 ve 1833’te değer yükseltilmesi ile yeniden beşlikler basıldı. 1833-1839 arası ise 137 775 000 kuruş altılık basıldı. Aslında ‘beşlik’ beş kuruş, ‘altılık’ altı kuruş. Fakat değerleri kaybolmuş. “Tüm para ticaretini ellerinde bulunduran sarrafların altın çağı..” (s. 94) 1839’da 32 bin kese kaime çıkarıldı. (s.94) Sonunda 1844 reformuna gelindi. 1864-1880 arası en kritik dönemlerden biri. 1876’da hükümet yeniden kağıt paraya başvurmak zorounluluğunu hissetti. 1876-1877 arasında zorunlu kur nitelikli 16 milyon Türk Lirası kaime basıldı. (s.98)

Eserde Banka çok övülüyor. Tamamen Osmanlı Devleti lehine çalışıyor gibi gösteriliyor. “Banka yabancı sermaye ile yaratılacak şirketler arasında aracı oldu.” (s. 320) Demiryolları girişimini o başlattı. Tarımı da geliştirmesi lazım; fakat o zaman alacak bir konu. Yabancı sermayeye de garanti teşkil ediyor. “ 1888 yılında kabul edilen ve ‘kilometre garantisi” adı altında bilinen kombinezonun onuru da Banka’ya ait.” (Kilometre başına brüt bir geliri taahhüt etmek; bu gerçekleşmezse bazı eyaletlerin öşürü ile karşılanacak) İlk “km garantisi” ile kurulan şirket, Deutsche Bank’ın himayesinde kurulmuş olan bir Alman Şirketi oldu. (s. 324)