HECQUARD, CHARLES

ANASAYFA

HECQUARD, CHARLES; La Turquie sous Abdulhamit II; Brüksel, 1901.

Fransa optiğinden yazılmış bir kitap; fakat ilginç gözlemler içeriyor. Eserini V. Murat’a heyecanlı bir şekilde (“A Toi, Mourad V ”) ithaf etmiş. Yazarın bir de, 1875’de yayımlanmış Fransızca-Sırpça gramer kitabı var.

Kitap V. Murat’ın deli olmadığını, tekrar tahta gelmesinin arzu edildiğini söylüyor. Murat’ın deliliğini söyleyerek, Dr. Mavroyani Abdülhamit’in tahta geçmesinde rol oynamış. (s. XXV)

Eser tam bir Abdülhamit (“300 000 Ermeni kırımcısı”) düşmanlığı ile yazılmış. İstanbul, Yıldız, Hilafet, Babıali, eğitim, ordu, posta teşkilatı vb. hakkında genel bilgiler..

Yazar Abdülhamit’in Londra Protokolü’nü ve İstanbul Konferansı’nı reddetmesinin savaşa yol açtığını söylüyor. Bazılarına göre de savaş kaçınılmaz imiş! (s. 36) Çıktıktan sonra da tek çare savaşta başarı kazanmakmış. “Oysa, Sultan, yenilgiyi tam ve kaçınılmaz kılmak için her şeyi yaptı!” (s. 37)

Son yirmi yılda heryer değişti, İstanbul değişmedi, diyor. Kumkapı, Yedikule civarında kurulan göçmen mahalleleri. “Tenekeköy”, bir çeşit “gecekondu” karşılığı kullanılıyor? Burada evlerin çoğu petrol bidonlarının parçalarıyla zırhlanmış. Bunları Yahudilerden, odundan daha ucuza almışlar. Bazıları da tamamen bunlardan yapılmış. (s.48-49) (Anlaşılan ‘bidonville’ sözcüğü bu şekilde doğmuş?)

Tutuklulara yapılan işkenceler, işlenen cinayetler anlatılıyor.

Eğitimde yapılanlar küçümseniyor. Sadece Maarif Nazırı Münif Paşa (Bektaşi deniyor!) “aydınlık” bir nazır olarak övülüyor. (s.297)

Osmanlı-Rusya savaşı: 1877.

Abdülhamit’ten önce Osmanlı ordusu çok kuvvetliymiş. (Martini-Henry tüfekler, Krupp topları vb.) Savaş çıkınca Abdülhamit Redif Paşa’yı Harbiye Nazırı yaptı. Çok yeteneksiz biri. Fakat gerek Abdülaziz’in düşürülmesinde gerekse V. Murat’ın yerine Abdülhamit’in geçmesinde rol oynamıştı. Savunma savaşı düşlüyor. (s.313) Amacı Rusları Tuna’nın ötesinde tutmak. Oysa hücum olmadan savunma olmaz. (Jomini, Clausewitz, Dufour) Abdülkerim Paşa’nın serdar olması çok yanlıştı. “Bu kararsız ihtiyar büyük Dük Nikola’nın Rusçuk ile Niğbolu arasına yerleşmesine izin verdi.” Yani Tuna’dan Tırnova’ya giden yolun başına bıraktı. Fakat planı var: Rusları Rumeli’ye, Edirne yoluna çekip saldırmak. Plevne’ye yürümekte olan Osman Paşa da kendisiyle nirleşecekti. “Bu plan, Rusların sağ kanatlarını emniyete almak konusunda gösterdikleri dikkatsizlik yüzünden,  belki de başarıya ulaşacaktı; fakat, tam o sırada Kerim Paşa görevden alındı.” (s. 315-316) Abdülhamit, nehri geçmiş olmalarına müsaade edilmesini affedemiyordu. Yerine Almanya doğumlu, Fransız dönmesi Mehmet Ali Paşa geçti. Aslında komuta Yıldız’a geçmişti. Savaşı Sultan, Redif Paşa ve Dar’ül Şura üyeleri yönettiler. Bu üyler şu ya da aksiyonu sultanın önerisine sunuyorlardı. (s.316) En büyük suçlu Sultandı; “ikinci derecede sorumlu olarak da Damat Mahmut Celaleddin Paşa, Damat (Fatma sultanın kocası) ve hayatta olan ve adlarını söylemek istemediğimiz bazı paşalar geliyorlardı.” (s. 318) “Bu meşum savaşın sonuçları hala tüm zihinlerde canlı olarak bulunuyorlar; her Osmanlı yurtseveri gereken hüzünlü dersleri çıkarmak için bunlar üzerinde düşünmeliler.” (s. 319)

Ruslar Osmanlıların kuvvetleri hekkında yanıldılar. Çar Alexandre II mareşalına askeri ihtiyacı soruyor; kendisine sadece Avrupa’da 500 000 askere ihtiyaç olduğu söyleniyor. O çok buluyor; İstanbul’daki askeri ataşesi ve İgnatiyef de gereksiz buluyorlar. (s. 319) Kardeşi Grand-Duc Nicolas Nicolaevitz ‘ben bu işi 250 000 askerle bitiririm’ demiş! Süleyman Paşa, Şistova-Tırnova’da Gourko’nun 12 000 kişilik güçlerini yenmişti. Bundan yararlanılamadı. Yine de 15 Temmuz-15 Eylül 1877 arası Rus kuvvetleri Osmanlı kuvvetlerinin insafına kalmıştı. (s.321) Süleyman Paşa, Şipka geçidinde bir birlik bırakarak Doğu’daki birliklere katılması gerekirken “İstanbul’dan aldığı emirle” Saint-Nicolas tabyasına (Şipka üstlerinde) cepheden saldırdı. “Homerik” çarpışmalar üç gün sürdü. “Arabalar ölü taşıyamaz, kazmalar mezar kazamaz” hale geldiler. 12-15 bin kişi, yani ordunun yarısına yakın insan öldü. Büyük ve kesin bir muharebe kadar zayiat verildi. Oysa Ruslara dört cepheyeye yayılmış (Silistre-Varna-Şumla-Rusçuk)  güçlerle saldırılsa idi umut çok daha fazla olurdu. Böylece 120 000 kişilik bir ordu meydana gelecekti. Buna ek olarak da Süleyman Paşa’nın 40 bin kişilik gücü vardı. Başarısızlık halinde de ordu çekilebilecekti.  Fakat tamamen oyalandı. Osman ve Süleyman Paşa’ya emirler, Mehmet Ali Paşa’dan bağımsız olarak, Saray’dan empoze ediliyordu. Eylül başında Rus ordusu takviye aldı. Mehmet Ali ve Osman Paşaların görüşlerini Saray dikkate almadı. Plevne düştü. “Yiğit Ahmet Hıfzı ve sarhoş Hakkı Paşa askerleriyle teslim alınınca Plevne de bitmiş demekti.” (s. 326) Rumeli işgal edildi; şipka ordusu (30 000 kişi) esir düştü; Süleyman Paşa yenildi; Ruslar İstanbul önlerine, Çatalca’ya  geldiler. Edirne’yi kolayca aldılar. Abdülhamit korkuya kapıldı; Bursa’ya sığınmayı düşündü. (s. 327) Oysa Van der Paşa’ya göre durum düzeltilebilirdi. Ruslar Edirne’ye 150 000 kişilik bir kuvvetle gelmişlerdi; Çatalca’ya geldiklerinde sayıları daha da azalmıştı. Goltz’a göre İngiltere de kararlı olsaydı Ruslar daha fazla ilerleyemezlerdi. Yazar “ben o kadar olumlu düşünmüyorum” diyor. Çatalca-Dercos? (35 km) hattı korunamadığı için Edirne mütarekesi imzalandı. Şubat 1878’de 200 000 kişilik bir güç gerekirken 20 000 kişilik bir ordu kalmıştı. 40 000 kişilik bir ordu isteyen Küçük Çekmece-Azatlı-Boğazköy hattını boşaltmak bir hata oldu. (s.328) Müdahale etmek isteyen İngilizler 14 Şubat’ta bir ültimatom verdiği sırada Abdülhamit güçlerini çekmişti. Osmanlı güçleri Bakırköy-Kavasköy-Alibeyköy-Maslak hattına çekildi. Lord Beaconsfield, Berlin Kongresi’nde Sadullah Paşa’ya “Başkentinizi korusaydınız sizi aktif bir şekilde destekleyecektik” demiş. (s.328) Osmanlılar “İmparatorluğun Avrupa bölümünün yol olması demek olan” Ayastefanos’u imzalamayı yeğlediler. (s. 328) Berlin Konferansı bunu hafifletti, ama bu “mağrur ve yurtsever” bir hükümet için yeterli olamazdı: “Bu doğuş halindeki ‘Yıldız’ı kurtarma peşindeki Abdülhamit’ten çok şey istemek olurdu.” (s.329)

Asya cephesinde de Yıldız’dan hep kötü emirler geldi. Kars’ı savunmayan Hüseyin Paşa Yıldız savaş konseyinden idi. Muhtar Paşa “bu ordunun komutasını nasıl üstlendim!” diye sızlandı. Tarih karşısında en büyük sorumlu Abdülhamit idi; savaş sırasında kaçırılan fırsatlar Berlin Kongresi’nde kanıtlandı. (s. 331)

Ordu hakkında bilgiler veriliyor. “Zeytunburnu, Tophane ve Kasımpaşa’nın yüzlerce milyona mal olan donanıma sahip fabrikaları, bazı kötü toplar, plaklar ve önemsiz demirden dökülmüş bazı objeler dışında hiçbir şey üretmiyorlar.” (s. 337)

Eğitimle ve yüksek okullarla ilgili bilgiler.

Münif Paşa bir zooloji kitabı yazmış. Kitapta “Yıldız böceği”nden söz etmiş. Abdülhamit onu yerinde tutmuş ve zaman zaman da hediyelerle boğmuş. “Yumuşak karakterli” Münif Paşa da duruma uymuş. Yabancılarla da teması çok. Ramazan aylarında yabancı dostlarına şampanya ikram ediyormuş. (s.297) Bu yüzden işinden atılıyor. Yerine “kara cahil ve bağnaz bir memur” olan Ahmet Zühdü Paşa geldi. Münif’in Bektaşi olmasından da kuşku duyuluyordu. İran’a elçi tayin edildi; fakat çok kalmadı; İran’dan nefret ediyordu; döndü. İstanbul’da rant geliriyle yaşıyor. (s.297)