ÖZBARAN, SALİH

ANASAYFA

ÖZBARAN, SALİH; Osmanlı İmparatorluğunda Ayanlık; Ankara, TTK Yayınları, 1994.

—Umman’da Kapışan İmparatorluklar Osmanlı ve Portekiz; İstanbul, Tarihçi Kitabevi, 2013.

Eser, yazarın daha önce bazı dergilerde ve kolektif eserlerde yayınlanmış olan yazılarından bir seçme niteliği taşıyor.

Portekiz’in Hindistan’la ilişkileri 1498’de Vasco de Gama’nın Hindistan seferi ile, Osmanlılarınki ise Yavuz Sultan Selim’in 1517’de Mısır’ı fethetmesiyle başlıyor. Portekiz gemisi Hindistan’a vardığında, mürettebattan biri, “Hıristiyanlığı ve baharatı bulmaya geldik!” demiş! (s. 106).

Vasco de Gama’nın seferine eşlik eden ve günlük yazan Alvaro Velho’nun ve bir 16.yüzyıl tarihçisinin yazdıklarından anlaşıldığına göre, daha önce uğradıkları Mozambik’teki Müslüman sultan onları “beyaz Müslüman-mouros brancos” ve Turquia’dan gelen Türkler sanmış! (s. 69-70). Onlara Türkler ya da “Rumi”ler diyorlarmış!

Vasco de Gama Hindistan’a vardığında bu ülke ile, Kızıldeniz yoluyla, Doğu Akdeniz arasında ticaret yapıldığını hemen anlamış ve –Brezilya’yı da keşfedecek olan- Pedro Alvarez Cabral’a, 1500 yılında, “Hint Okyanusu’nda gezinen ve Kızıldeniz’e baharat götüren Müslüman gemilerinin Hindistan kıyılarından mal yüklemesini önlemesini” istemişti. (s. 104).

Aslında, Halil İnalcık’ın 1960’larda B. de la Broquière’den aktardığı bilgilere göre, Osmanlıların Mısır’ı fethetmeden önce de Hindistan’la ticari ilişkileri vardı. Buna göre, “3000 develik büyük bir Mekke kervanından bir gurup Halep, Konya, Kütahya ve Akşehir üzerinden ve yaklaşık elli gün süren bir yolculuktan sonra, 1432’de, Bursa’ya varmıştı” (s. 280). Bu kervan ipeğin yanı sıra baharat da taşıyordu. (İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi; Eren Yayınları, 2000). Baharat neden bu kadar çabaya ve kavgalara neden oluyordu? Bunu Andrew Dalby, “Dangerous Tastes” (çeviri Nazlı Pişkin; Tehlikeli Tatlar: Tarih Boyunca Baharat; İstanbul, Kitabevi, 2004) başlıklı kitabında anlatmıştı. İki kelimeyle “zevk ve şifa” aracı. Yiyecek ve içeceklere tat ve koku veriyor. Sindirimi kolaylaştırıyor. Kozmetik ürünlerde ve ilaç yapımında kullanılıyor. Afrodizyak ve antiseptik etkileri var. (Özbaran, Toplumsal Tarih; Ekim, 2006).

Hint Okyanusu’nda silahlı çatışmalar 1517’de başladı. Bu tarihte “Lopo Soarez komutası altındaki 37 gemilik bir Portekiz donanması, daha önce Osmanlı hizmetinde bulunmuş olan Selman Reis tarafından Cidde’de püskürtüldüğünde, Atlantik özelliklerini taşıyan bir deniz gücü Akdeniz yöntemleriyle ortaya konmuş ve bir Osmanlı denizcisi tarafından yönetilen bahriye gücüyle karşılaşmıştı” (s. 140). Özbaran’a göre bu durum iki güç arasındaki savaş taktiği farkını da ortaya koyuyor. Öyle ki Müslüman donanma açık okyanusta Portekiz donanmasıyla karşılaşmayı göze alamıyor, ancak “karaya ve topçuluğa bağlı” bir strateji uygulamak zorunda kalıyor. Oysa bu strateji merkezi bir gücün kontrolünde değil’di.

Bütün bumlara rağmen ticaret engelini ortadan kaldırmak ve yardım isteyen Gücerat Sultanlığı’nın imdadına koşmak için büyük bir donanma hazırlanıyor ve 1538’de (Preveze savaşı da o yıl yapıldı) Batı Hindistan kıyılarında olan Diu kalesine bir sefer yapılıyor. Osmanlı donanmasında aralarında çok sayıda baştarde, kadırga ve mühimmat gemisi olan 74 (kimi tahminlere göre 80-90) gemi, 3000 savaşçı, 20 bin kişi ve büyük toplar bulunuyor. (Yazar çağdaş bir Portekiz tarihçisinden ek bilgiler de naklediyor, s. 146). Bu, Hint Okyanusu’ndaki “ilk ve son” karşılaşma olmaya adaydı! Ne var ki ne Gücerat Sultanı Mahmut’tan ve ne de onun hizmetine girmiş Hidavent Han’dan beklenen yardım gelmeyince, donanma da bir Portekiz saldırısından korkarak geri çekilme kararı aldı. 

Yine de sefer boşuna olmadı. Donanma komutanı Süleyman Paşa Aden limanı önlerine ulaşınca bölgenin Arap Emiri Şeyh Amir bin Davut’u “kurnazlıkla çağırmış ve vezirleriyle birlikte öldürmüştü” (s. 147). “Hindistan için yola çıkılan bir sefer yolunda Aden gibi çok önemli bir ticaret kenti ve bir o kadar da stratejik konuma sahip bulunan bir yerin ele geçirilmesi Osmanlılar açısından önemliydi; anılan tarihten itibaren Hint Okyanusu’ndaki faaliyetlerin bir gözlem merkezi oldu. Ne var ki Yemen eyaletinin temelleri atılırken “Osmanlılar bir anda kurtarıcı rolünden çıkıp anakarada yağmacı ve işgalci konumuna düştüler” (s. 147). Yemen “mir-i miranlık” (beylerbeyliği) statüsüne getirildi ve Aden’e 1500 yeniçeri, limana da birkaç kadırga yerleştirildi. (s. 148). Artık Süveyş limanı ve Yemen sayesinde Osmanlılar da Hint ticaret yolunda söz sahibi olmuşlardı. Bu ticaretten Portekizliler daha çok buğday, Osmanlılar ise baharat elde etmeyi düşünüyordu. Portekiz kralı ilke Kanuni arasında ticaret güvenliği ve içeriği konusunda yazışmalar oldu.

Osmanlılar Bağdad’ı aldıktan sonra, 1546’da, Basra’ya da hâkim oldu ve bir eyalet haline getirdiler. Diu seferinden sonra en kapsamlı sefer de 1552’de yapıldı. 25 kadırga, dört kalyon ve bir gemiden oluşan, ayrıca 850 asker taşıyan donanma, “Hint Kapudanı” Pîri Reis komutasında Nisan 1552’de Süveyş limanından hareket etti. (s. 153; C. Orhonlu; Belleten, 1970, no: 134, Hint Kaptanlığı ve Pirî Reis). Ağustos’ta Maskat şehrine varan donanma şehri bombaladı; Portekiz komutanı ve şehir garnizonunu esri aldı, sonra da şehir yağma edildi. Sonra Hürmüz kuşatıldı, bombalandı, fakat ele geçirilemedi. Oysa Kanuni Pîrî Reis’e hem Hürmüz’ü hem de Bahreyn adasını fethetmesini emretmişti. Oysa o çeşitli nedenlerle (güçlü bir Portekiz donanmasının harekete geçeceği haberleri, donanmada erzak kıtlığı, civarda yağma edilecek zengin yerler olması vb) bu işin zorluğunu görüp Basra’ya dönme kararı aldı. Bu da adeta ölüm hükmü oldu. Süveyş’e dönen ünlü denizci, Kitab-ı Bahriye yazarı Pîrî Reis Kanuni Sultan Süleyman tarafından idam edildi. (s. 154). “Ünlü denizci, harita çizeri ve denizcilik kitabı sahibi Pîrî Reis’in seksenli yaşlarında bile –güya başarısızlığı nedeniyle- Osmanlı Sultanı’nın emriyle kellesinin uçurulması belirsizliklerle dolu Hindistan Yolu serüveninin en acı anılarından biri olarak kalmıştır. (s. 298). Yazar ek bir belgede bu konuda Portekizli bir denizcinin tanıklığını da paylaşıyor. Olaylara çağdaş olan Diogo de Couto şunları yazmış: “(Pîrî Reis) getirdiği üç gemiyle hızla Süveyş’e geldi; tüm hazineyi ve Portekizli esirleri develerle taşıdı; İskenderiye’ye, oradan da deniz yoluyla İstanbul’a geçti. Getirdiği zenginliklerden dolayı kendisinden emindi; onları Türk’ün ayaklarına serdi. Ama bu Sultan (Senhor), barbarlığından dolayı, ne yasalarını bozdu ne de ganimet emirlerini. Pîrî Bey’in emirlere uymadığı için başının kesilmesini emretti” (s. 232). 

Osmanlı Devleti Mısır, Yemen, Basra, Lahsa gibi toprakları, buradan vergileri ürün olarak toplamasının güçlüğü dolayısıyla, iltizam usulüne bağlıyor. Elde edilen nakdi gelirle de oradaki maaş ve masraflar ödeniyor. Beylerbeyi (vali), defterdar ve kadı merkezden tayin ediliyor. Ayrıca bir yeniçeri garnizonu ve donanma var. Yüksek idarecilere “salyane”, askerlere (gönüllü, azep, tüfenkçi, merdan) “mevâcip” ödeniyor.

Yazar sonuç kısmında Portekiz’in açık denizlerdeki üstünlüğünü vurgularken Osmanlıların da karada yağma, koruma ve ticaret gibi farklı nedenlerle hareket ettiklerini vurguluyor. Bu arada Portekizlilerin kültürel planda daha üst düzeyde olduklarını, Türkler (“Turcos” veya “Rumes”) hakkında araştırmalar yaptıklarını, daha 1530’larda Türklerin kökeni hakkında Portekizce bir eserin yazıldığını da not ediyor. (s. 296).  

—Portekizli Seyyahlar; İran, Türkiye, Irak, Suriye ve Mısır Yollarında; İstanbul, Kitap Yayınevi, 2007 (2017).

1497’de Lizbon’dan hareket eden Vasco de Gama bir yıl sonra Kalküta’ya ulaşmıştı. 1515’te de Portekizliler Basra Körfezi girişindeki Hürmüz’ü işgal ettiler. Osmanlılar ise 1517’de Mısır’ı alarak Hint Okyanusu kıyılarına dayandılar. Süveyş’te inşa ettikleri gemilerle ve üstün oldukları topçuluğu da kullanarak Yemen, Basra ve Habeşistan bölgelerinde egemenlik kurdular. Böylece denizcilikte kendilerinden çok üstün olan Portekiz ile de karşı karşıya geldiler. Bu rekabet alanında 16 ve 17. yüzyıllarda bir sürü Portekizli seyyah (tacirler, misyonerler, elçiler, maceraperestler, ajanlar vb) dolaşıyordu. Eserde bunlardan altısının öyküsüne yer veriliyor. Bu seyyahlar Ortadoğu ülkelerini ve Güneydoğu Anadolu’yu da gezmişler ve Urfa-Birecik, Diyarbakır, Halep, Şam, Bağdad, Gazze vb hakkında bilgiler veriyorlar..

The Ottoman Response to European Expansion; İstanbul, Isis, 1994. (XV-222 s.)

Hint Okyanusu’nda Osmanlı-Portekiz ilişkileri ve XVI. yüzyılda Arap topraklarında Osmanlı idaresi ile ilgili sorunlar.