KURAN, AHMET BEDEVİ

ANASAYFA

KURAN, AHMET BEDEVİ; İnkılâp Tarihimiz ve İttihat ve Terakki, İstanbul, 1948.

Yakın tarihimiz hakkında dikkate değer eserlerden.

Yazara göre “pehlivan meşreb ve cesaretle mâluf” Sultan Abdülaziz Mısır yenilgisini unutamamıştı ve bu ülkedeki “terakkiyi” yerinde görmek için bir de Mısır’ı ziyaret etmişti (s. 23). Ne var ki “Sultan Abdülaziz Mısır’da pek sefihane bir hayata sürüklenmiş ve Fuad Paşa da padişahın teveccühünü kaybetmemek için bu ahvale lâkayt kalmıştır” (s. 24). Hidiv İsmail Paşa, Ermeni Nubar Paşa ve Abraham Bey eliyle külçe altınlar ve kıymetli hediyeler sunarak Mısır hakkındaki Londra Konferansı kararlarının bozulmasına göz yumulmasını sağlıyor. “Bu suretle Mısır valilerinin müstakil birer hükümdar tavrı takınmaları yoluna girilmiş ve devlet hukuku şahsi menfaatlara feda edilmiştir” (s. 26).

İgnatief’in tavsiyeleri ile borç faizlerinin tenziline ve taksitlerin ödenmesinin teciline karar verildi. Bu, İgnatief’in istediği gibi, İngiltere ve Fransa’da çok kötü akisler uyandırdı (s. 35). Bulgar Kilisesi 1872’de bağımsız olurken İgnatief Mahmut Nedim’e parmağındaki yüzüğü verdi ve Kırım’dan gelen inekleri de çiftliğine hediye etti (s. 37).

Mahmut Nedim Paşa’ya karşı “Talebe-i Ulum” ayaklandı. “İsmail Kemal, Hasan Fehmi, Köse Raif, Rıfat Bey ve paşalar bu talebe-i ulum kıyamını desteklemişler ve günlerce talebenin medreselere girmemesi için teşvikatta bulunmuşlardı” (s. 42). “Yeni Osmanlılar Cemiyeti’nin körüklediği bu harekete müzaheret için 24 Mayıs 1876’da İngiliz donanması Beşike limanına gelmiş ve lüzumu halinde İstanbul limanına girmesi de kararlaştırılmıştı” (s. 43). Mahmut Nedim Paşa düşünce Bulgar ihtilali kışkırtılıyor.

Mithat Paşa 5 Şubat 1877’de İzzettin vapuruna bindirilerek yurt dışına sürüldü. İgnatief’in girişimi ile 31 Mart 1877’de Londra Protokolü Bab-ı Ali’ye önerildi. Saray muhiti, saray müşiri damat Mahmud Celaleddin Paşa ile Redif paşa bunu da reddettiriyorlar (s. 56). Savaş nedeni oluyor.

1877’de Mithat Paşa yurt dışına sürülünce Edhem İzzet Paşa sadrazam oldu. Edhem İzzet Paşa Paris’te Maden oklunda (Ecole des Mines?) okumuştu. 1856’da Reşit Paşa kendisini Ali Paşa’nın yerine Hariciye Nazırı yaptı. Başarılı olamadı. Rüştü Paşa sadrazam iken Mithat Paşa ile Damad Mahmud Paşa entrikalara girmişler. Eğinli Said Paşa hatıratında Mithat ve Rüştü paşaların cımhuriyetçi olduğunu yazıyor. Abdülhamid de  bu kanıdaydı. (s. 418).

Mithat Paşa, Cevdet Paşa’yı çok “irtikap” ettiği için maliye nazırlığından uzaklaştırmıştı (s. 420). Mithat Paşa zamanında Hıristiyanlar önemli yerlere geldiler (s. 420).

Paris sefiri Münir Paşa’nın, Hatırat’ında, babasına dayanarak yazdığına göre, Edhem Paşa, Serasker Redif Paşa, Tophane Müşiri Mahmud Paşa gibi erkân, “halk, Rusya ile savaş istiyor” diye protokolü reddettirmişler (s. 426). Ali Ekrem Bey’in anılarına göre savaşı Abdülhamit’in istediğine dair kuvvetli bir kanaat varmış. Eğer savaş kazanılırsa ömür boyu tahtta kalacak; yok eğer kaybedilirse, asker zayıflıyacağı için saltanatı hiçbir güç tehdit edemeyecekmiş!! Ali Ekrem Bey “bu kanaat ancak kısmen doğru” diyor. Başka sorumlular da var. Hararetli savaş taraftarları arasında Edhem Paşa, Serasker Redif ve Damad Mahmud Paşa da bulunuyor. (Edhem Paşa bir yaşında köle olarak satın alınmış bir insan – Son Sadrazamlar). Jön-Türk hareketini küçük düşüren bazı bilgiler. Bir yandan iktidarla, öte yandan da kendi aralarında kavga ediyorlar. Dr. İshak Sükuti Bey’in bir mektubunda (Cenevre, 5 Haziran 1899) İstanbul’dan gelen “beş parasız serserilere” bakmak zorunda kaldıkları yazılı (s. 119). Bir Jön-Türk’ün mektubunda da deniyor ki “parasız kalan veyahut ziyadece paraya ihtiyacı olan, bir gazete çıkarıyor; biraz bağırıyor; beş on mangır alıp bir tarafa çekiliyor” (s. 120). Bazen bunu da yapamayıp tam sefil oluyorlar. Bazen de anlaşmalı olarak bir memuriyet alıyorlar. Mektuplarda pantürk ve panislamist eğilimler var. 600-700 kadar mektup var (s. 194-225). Bahaddin Şakir, Prens Sabahattin (ve baba Mahmud Celaleddin Paşa)’nın kaçışlarını tamamen şantajla para koparmak arzusu ve Bağdad demiryolu imtiyazını alamamış olmaktan duyulan kinle açıklıyor. Yazar bunun “çirkin bir iftira” olduğu kanısında. Paşa ve oğulları Türkiye’de varlık içindeyken, yurt dışında mahrumiyet içinde kalmışlar (s. 228).

Reval mülakatı ihtilalci hareketi hızlandırıyor. 20 bin Arnavut saraya telgraf çekiyor. O sırada Bulgar, Sırp ve Yunan çeteleri Makedonya’da faaliyette; Jön-Türkler Yunan çetelerini Bulgarlara karşı destekliyor(s. 245).

Meşrutiyet’in ilanından kısa süre sonra, Prens Sabahattin’in fikirlerini  temsil eden Ahrar Fırkası kuruldu; fakat Prens’in kendisi fırkaya katılmadı (s. 251). Seçimlere baskı yapan İttihatçılar bunların bir mebus çıkartmalarını bile önlediler. Baskı rejimi kuruldu; muhaliflere suikastlar başladı; Hasan Fehmi köprü üstünde öldürüldü (s. 253).

31 Mart vakası üzerine Cemiyeti İlmiyeyi İslamiye bir beyanname ile Meşrutiyet’i hararetle savundu. Ulemanın görüşlerini yansıtan bu bildiri Meşrutiyet’in ve Meclis’in “muhafazası uğrunda bütün efradıyla son dereceye kadar sarfı mesaiye azmetmiş” olduğunu bildiriyordu (s. 253-254). Ermeni, Rum, Bulgar azınlıklar da Meşrutiyet’i korumak için seferber olmuşlardı (s. 255).

1911 sonundaki kısmi seçimleri Hürriyet ve İtilaf kazandı. İttihatçılara karşı “Halaskâr Zabitan” bir bildiri yayınladı; “Avrupa’nın emniyet ve itimadını kazanabilir” bir hükümet kurulmasını istiyorlar (s. 277).