WALSH, R.

ANASAYFA

WALSH, R.; A Residence at Constantinople During Greek and Turkish Revolutions; Londra, 1838.

Yazar tüccar çocuğu; Dublin Trinity College’de okumuş ve 1796’da diploma almış. Önce Üniversite, sonra da (1802).  Kilise hizmetinde çalışmış. 1820’de İstanbul İngiliz elçiliğinde rahiplik yapmış. Tıp derecesi de olduğu için “kıtanın uzak bölgelerinde” doktor olarak da hizmet vermiş. St. Petersburg ve Brezilya elçiliklerinde de çalışmış. 1831’de İngiltere’ye dönünce tekrar Türkiye’ye yollanıyor. Bu eseri (ilk baskı 1828) 1838’e kadar beş baskı yapmış. (Thomas Allom edisyonu gravürlü “The Turkish Empire Illustrated” başlıklı eseri gravürleri dolayısıyla Türkiye’de çok tanınıyor. Günümüzde Beyoğlunun basit meyhanelerinde bile bunların basit fotokpilerine rastlanıyor. T.T.) (Yukardaki bilgiler için bk. The Dictionary of National Biography, Cilt: 59, Londra.1899)

CİLT: II.

Bu cilt esir alma ve esir ticareti hakkında bilgilerle başlıyor.  (Saldırma, kırım, esir alma vb. Sakız Adası ile ilgili zulüm tabloları. “Pasif ve çekingen karakterli Ermeniler Rumları sevmiyor.”) (s.29) “Türkler şimdiye kadar kitaplar hakkında bir merak göstermediler. Burada, bilgiyi bir güç olarak gören Avrupa’nın despotik ülkelerinde olduğu gibi bir kitap zabıtası bulunmuyor.” (s.28) Zaten çok az insan okuyor; onlar da Kuran okuyorlar. (s.29) İngiltere İncil Derneği Ermenice ve Süryanice kitaplar yollamaya başlayınca Ermeni Patrikliği harekete geçiyor ve sansürü başlatıyor. Türkler dini duyguları akıl dışı saydıkları için korkmuyorlar.

Yazar daha çok antikite, örf ve adetler, din üzerinde duruyor. İktisadi hayatla ilgili fazla gözlem yok. Türkler yabancı dillere düşmanca tavır içindeler. Fakat artık gayrimislim dragoman seçmiyorlar. İstanbul’da bir yabancı dil okulu açılıyor. (s.34).

Türkler arasında “geniş ve giderek artan” bir kesimde kendi dinine saygı kalmamış ve başka bir inancı da olmamış; dinle alay ediyorlar. Yeniçeri Ahmet onlardan biri. (s.89)

Halet Efendi’nin gücü. Fransa’da elçi oldu. Bir Avrupa dili bilen çok az Türk’ten biri. her şeyi kendi çıkarına uydurmaya çalışıyor. Yeniçeriler, tamamen başlarına buyruk olmak istedikleri için, ondan nefret ediyorlar. (s.91) Yazar Halet Efendi’yle sık sık karşılaşmış ve Fransızca konuşmuş. Halet Efendi “Türk giysileri içinde Fransız adet ve davranışlarına (‘manners and usages’) uygun şekilde hareket ediyor.” (s.91) “Ayrıca bir kitaplık kurdu, kitaplarla doldurdu ve böylece ülkede bir edebiyat zevki yaratmaya çalıştı.” (s.91) Yazara göre bu da, her türlü yeniliğe karşı olan  Yeniçerilerin hoşuna gitmiyor. Halet’in iki önemli adamı var. Sultanın berber-başısı ve kahvecibaşısı. İstanbul’da berberler ve kahveciler önemli insanlar. Berberbaşı “II. Mahmut’un sırlarına vakıf; bu bakımda Fransa kralı XI. Louis’ye benziyor.” (s.91) Mahmut, onun tarafından yanıltıldığı kanısına varınca, hayatı garanti edilerek, Asya’ya sürülüyor. Fakat aldatılarak öldürülüyor. Yahudi sarrafı Hazakiel de, onun servetini saklıyor diye işkenceye tabi tutuluyor. (s.93) Eski köleleri olduğu için, Saray memurlarının serveti, çocuklarına değil, Sultana gidiyor. Böyle bir adet doğmuş! (s.93) Bu arada Rum Asomaki de, Halet’in ajanı diye öldürüldü. Rumlara başkentten haberler gidiyormuş. Bu olayda Türklerden ve Rumlardan (komplo kuşkusu içinde) çok adam öldürüldü. (s. 134-471 arasını okummışım.)

Yazar kitaplıklar hakkında etraflı bilgiler toplamış. İstanbul’da her birinde 2 000 kadar kitap bulunan 13 kütüphane var. (s.471) Saray kitaplıklarında hep eski Yunan eserleri aramış. Abbé Sévin 1728’de araştırmış; Abbé Toderini bir saraylı aracılığıyla 1789’da bir katalog çıkartturmış (fakat bir ikinci vasıtasıyla bunu kanıtlayamamış); aldığı bilgiye göre saray kitaplığında 1150 kitap varmış; fakat aralarında hiçbir Grek kitap bulunmuyormuş. Daha sonda Dr. Hunt ve Dr. Carlyle da aynı konuda başarısız olmuşlar. Eski Yunan eserlerinin hiçbir kitaplıkta olmadıkları “çok muhtemel”. (s.472) En eski eser (Frenkçe) 1711 tarihli Barnes’ Homer. Üzerinde Alexandre Mourousi adı yazılıymış.

Walsh, Ragıp Paşa kütüphanesini gezmiş. Ünlü vezirin 1760’da kurduğu bu kitaplığı “şahane” (splendid) olarak niteliyor. Baron de Tott’a göre bu Osmanlı Devleti’nde ilk kitaplık. Yazar, Tott “aldanıyor” diyor. Eserde kitaplıkla ilgili çok güzel bir gravür bulunuyor. Ragıp Paşa’nın mezarı (karısı ve kızı ile) kitaplığa bitişik. Bu adetmiş. Halet Efendi de böyle yapmış. Ragıp Paşa kitaplığında 2 000 kadar kitap bulunuyor. Batı dillerinde tek kitap yok! Toderini’nin bulunduğunu söylediği Sydenham’ın kitaplarını arıyor; bulamıyor. (s.473) (Bu kitaplık hakkında ayrıntılı bilgiler için Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi’nde Havva Koç’un kaleme aldığı makaleye bakılabilir.)

Walsh da, matbaayı geciktiren unsur olarak “hayatlarını el yazmacılığı ile kazanan insanlar”ı gösteriyor. (s.476) O sırada dini eserlere olan yasak da gevşemiş. “Genel olarak Türk’ün sadece bir karısı var. Şahsen birden fazla karısı olana rastlamadım” Fakat bekârlar, skandal yaratmadan birkaç kadın (köle) ile birlikte yaşayabiliyorlar. (s.483)

WALSH; R., Voyage en Turquie et á Constantinople; Paris, 1828.

Osmanlı Devleti’nde Hıristiyan milletlere sempatiyle kaleme alınmış bir kitap. İsviçre kökenli, Türklere satılmış ve Türkleşmiş bir yeniçeriden söz ediyor. Hıristiyanları seviyormuş.

Yahudi cemaati hakkında bilgiler. Yunan İhtilaline karşı çıkmışlar. Hasköy’de elli bin kadarlar. Türkler bunlara “misafir” diyorlarmış; çünkü sığınmaya gelmişler. (s. 7-8) Durumları başka yerlerde olduğundan çok daha iyiymiş. Asılan Rum patriğini denize atmışlar. İki millet arasında büyük düşmanlık bulunuyor. (s. 10)

Tepedelenli Ali Paşa’nın öldürülmesi. (s. 38-44)

Paşa’nın korkunç hazinesinin önemli bir kısmı, yardımlarını sağlamak için ayaklanan Rumlara gitmiş. (s. 47) (Bu kitaba tekrar bakılacak)

Yazarın “A Residence at Constantinople” isimli eserinin “The Edinburg Review”daki (Ekim, 1836) eleştirisi: Eserdeki anti-türk görüşler benimsenerek aktarılıyor. Örneğin “bağımsız Yunanistan sekiz senede Türklerin dört yüz yılda yapamadığı terakkiyi yaptı” (s.155) İslam tamamen bağnaz ve ilerlemeye karşı. Türkler “her şeyi yıktı; hiçbirşey inşa etmedi.” (s.151) “Ermeniler Türklerin bankacıları, Yahudiler simsarları (dealer), Rumlar da tüccarlar” (s. 151) (Daha ağır hükümler de var.)