TÜRKGELDİ, ALİ FUAT

ANASAYFA

TÜRKGELDİ, ALİ FUAT; Görüp İşittiklerim; Ankara, 1949.

İlginç bilgiler var. Yazara göre Sultan Reşat dedesi II. Mahmud’u “çok kan döktüğünden ötürü” sevmiyor. (s. 127)

Mesâil-i Mühimme-i Siyasiyye (3 Cilt); Ankara, Türk Tarih Kurumu, 1987.

Rical-i Mühimme-i Siyasiyye; İstanbul, Kitabevi, 2012.

Maruf Simalar; yayına haz. Selçuk Akşin Somel; Mehmet Kalpaklı; Ankara, TTK, 2013.

Bu eser “Rical-i Mühimme”nin devamı niteliğinde. Yazar sunuşunda (“İfade-i Meram”), bu eserde “vakayi-i tarihiyeden ziyade  ahval-i zatiye”ye önem verildiğini söylüyor. Çok sayıda ünlü paşalar anlatılıyor. Şeyh’ül Vüzera Hüsrev Paşa ile başlıyor. Hüsrev Paşa Abaza kölelerinden geliyor. Kapudan-ı Derya Küçük Hüseyin Paşa’ya intisap ederek yükselmeye başlamış.. Kendi “köle”lerinden otuz tanesi “paşa”, dokuzu da “vezir” ünvanına ulaşmış (s. 5). Anlattığı devlet adamları arasında Pertev Paşa, Damat M. Ali Paşa, Ahmet Cevdet Paşa, Münif Paşa vb var. Netayic’ül Vukuat’ı ve yazarı Mustafa Nuri Paşa’yı da övüyor. Beyazıt kütüphanesini bu paşa kurmuş (1884). M. Nuri Paşa, Maarif Nazırı iken de (1882-1885) Mekteb-i Mülkiye’nin tevsi ve ıslahı” için hayli çalışmış! (s. 340). 

Münif Paşa “filozof meşrep, hoş sohbet, mahfuzatı çok bir zat” olarak tanıtılıyor (s. 359). Antep “ulemazade”lerinden; Antep, Şam ve Mısır’da “ulum-u Arabiye” öğrenmiş; sonra Tercüme Odası’nda da batılı diller. Bursalı Tahir Bey’e göre İngilizce, Fransızca, Almanca ve Rusça’yı “mükellem surette tekellüm ve kitabet eder” imiş! Yazar bu çok abartma diyor. Tahran’da uzun yıllar sefir olduğu için Farsçayı iyi biliyormuş. Üç kez (hepsi on yıl tutuyor) Maarif Nazırı oluyor. İlk kez 1 Şubat 1877’de atanıyor ve Türkgeldi’nin ifadesiyle “Mekteb-i Mülkiye’nin tesisi” o sırada oluyor; Ekim ayında Ticaret Nezaretine naklediliyor. (s. 361).

Ahmet Cevdet Paşa ile ilgili bölümde yeniçeri kırımı hakkında ilginç bir bilgi var. Cevdet Paşa, Tarih’inde bizdeki yeniçeri kırımını Rusya’daki “İstreliç” kırımına benzetmiş, fakat bunun bizde aynı olumlu sonuç vermediğini söylemiş. Sadullah Paşa bu konuda Cevdet Paşa’ya gönderdiği mektupta buna karşı çıkmış ve aradaki farkı belirtmiş! Şunu söylemiş: “Yeniçeri Devlet’in kalbinde bir seretân (yengeç) idi; İstreliç askeri ise Rusya’nın omuzunda bir ur idi. Yeniçeriler Osmanlıların iliğine işleyerek ve Ocaklar asabiyet-i milliye makamına kaim olarak devair-i Devlet’in usul ve füru’unu istila etmiş ve zâtiyattan mâ’dud bulunmuş idi. Onun ilgasıyla ehl-i İslamın kuvve-i asabiyesine halel geldi. Şu’abât-ı idarede taraf taraf açılan boşlukları doldurmak için pek çok ıslahat-ı dahiliye icrası lazım idi. Ve Devlet-i Aliyye idare-i gayri merkeziye tahtında idare olunageldiği ve eyalatın biri diğerine benzemeyip her biri idarece başka bir yol almış olduğu cihetle her tarafın ahval-i hususiyesini düşünerek ıslahat- matlubeyi ona göre yapmak icap ederdi. Bunu yapabilmek ise ne kadar vukuf ve maharete mevkuf olduğu muhtac-ı tafsil değildir” (s. 308-309). Başarılı olmak hem “ilim ve irade” hem de “azm-ü cezm-i kavi ile yapmayı istemeği” gerektiriyordu.

Oysa Rusya’da böyle bir durum yoktu; İstreliç, Yeniçeri gibi “Rusya’nın ahval-i zatiyesinden  mâdud ve kavmiyet ve milliyete merbut” bir yapı değildi ve bu yüzden kırım da idarede kolayca doldurulacak bir boşluk yarattı. Sonra Petro övgüsü! Oysa bunu II. Mahmut yapamazdı; “bizim ahvalimiz iktizasınca Petro gibi bir Avrupa seyahati edemezdi” (s. 309). Devlet ricalinde de gerekli ilm ü iktidar yok idi” (s. 311).  “Hüsrev Paşa olmasa ihtimal ki asakir-i nizamiye bile oldukça yolunda tertip ve tanzim olunamazdı. Bir hayli müddet ıslahat-ı dahiliyeye bedel muharebat-ı dahiliye ile uğraşıldı, memleket harap oldu. Devlet bitap oldu. Sora da taklit yoluna gidildi. Bunda da ifrat edildi; binanın ahkâm-ı erkanına bakılmadı” (s. 310).

Sadullah Paşa, Yeniçeri kırımını anlatan yazımda  gözümden kaçmış olan, mükemmel bir yorum yapmış. Maruf Simalar’ı hazırlayanlar, hakkında küçük bir biyografik not koymuşlar: Buna göre Paşa (1829-1891), Erzurum’da vali çocuğu olarak doğmuş; Darülmaarif’te okumuş; sonra Tercüme Odası’na girmiş. Şurayı Devlet üyeliği, Divan-ı Hümayun tercümanlığı, Ticaret nazırlığı yapmış. Yeni Osmanlılara yakınmış. (Şerif Mardin’in kitabında adı tek bir kez ve “Namık Kemal’in arkadaşı” olarak geçiyor. 2003 baskısı, s. 49) Sultan Hamid zamanında  Berlin, sonra da Viyana elçisi olarak merkezden uzaklaştırılmış… (Sadullah Paşa’nın biyografisi ve edebiyattaki önemiyle ilgili ayrıntılı bilgi Mehmed Galib Bey’in (1865-1935) yazdığı (1909), Nazir Akalın tarafından yeniden yayımlanan (2003), Sadullah Paşa, yahud, Mezardan Nidâ adlı kitapta yer alıyor).