HULKİENDER, MURAT

ANASAYFA

HULKİENDER, MURAT (1976-..); Bir Galata Bankerinin Portresi: George Zarifi, 1806-1884; İstanbul,Osmanlı Bankası Arşiv ve Araştırma Merkezi, 2003.

Aile kökeni Avlonya Sancağı, Paşalimanı’na uzanıyor. Aile 18. Yüzyıl sonlarında İstanbul’a geliyor. Kendisi 1806 doğumlu; ölümü 1884. Yunan bağımsızlık savaşı başlayınca aile de Philiki Heteria yanlısı oluyor. Hareketin başarısızlığı üzerine de Odesa’ya göçüyorlar. Odesa, sokaklarında Rumca konuşulan bir ticaret limanı şehri..

Capodistrias’ın suikasta uğramasından sonra İstanbul’a gelerek ticarete başlıyor. Osmanlı Devleti ticari çıkarlar açısından küçük Yunan Devleti’ne nisbetle çok daha büyük olanaklar sağlıyor. İstanbul’da tüccar Dimitri Zafiripoulo’nun kızıyla evleniyor. Bu evlilikten de 1840’da bir şirket -Zarifi -Zafiripoulo Şirketi- doğuyor.

Zarifi 1850’lerin başından itibaren devlete kısa vadeli krediler veren birçok şirkete kurucu ortak oluyor. Bir süre sonra da Galata’nın en ileri gelen bankerleri arasında yer aldı.

1840 Mayıs’ında 1848 Devrimi’nin Osmanlı Devleti’ndeki kötü etkilerini önlemek için 20 bin kesesi devlet, otuz bini de bankerler tarafında ödenen 50 bin kese sermayeli Dersaadet Bankası kuruldu. Banka devlete verdiği kredilerin zamanında ödenememesi ve 1851’de devletin piyasaya büyük miktarda faizsiz kaime sürmesi üzerine sıkıntıya girdi ve uzun ve karışık muamelelerden sonra 1852 sonlarında tasfiye edildi. Zarifi de tasfiye işlemleri için tayin edilenler arasında idi. Fakat Banka-i Osmani’nin kuruluş hazırlıkları içinde olduğu için toplantılara katılamadı. (s. 10).

Banka-i Osmani kuruluş imtiyazını 6 Nisan 1853’te aldı. Şunları yapacaktı: Tağşiş edilmiş paraları tedavülden kaldırıp, yerine altın ve gümüş mecidiyeler koymak; kambiyo kurunu sabitlemek (1 sterlin 110 kuruş); kaimeleri piyasadan çekmek.  Buna karşılık Devlet her yıl bankaya 60 bin kese verecek ve toplam meblağ bankanın imtiyaz süresi bitince devlete ödenecekti. Krizi yaratan mağşuş para ve kaimeler olmuştu, imtiyaz da bu yüzden verilmişti. Buna rağmen bazı devlet adamları kurucular arasında yabancı uyruklular olmasına itiraz ediyorlardı. Zarifi de bunlar arasındaydı. Sonunda kurucular listesinde yabancı uyruklular üç kişiyle (George Zarifi, Charles Hanson ve David Glavany) sınırlandı; on iki tane de Osmanlı uyruklu yer aldı. (s. 11-13). Düzoğlu Hoca Mihran başkan, Zarifi de teftiş komisyonu müdürü oldu.

Kırım Savaşı’na yol açacak gerginlikler arttıkça devletin kredi ihtiyacı da artıyordu. Devlet bunu dış borç ve Galata bankerlerinden alınan avanslarla karşılamaya çalışıyordu. Savaş Osmanlı Devleti için büyük bir borç yükü il sonuçlandı. Peşpeşe alınan iki dış borç ve Galata bankerlerinden sağlanan kısa vadeli avanslar dışında, Kırım Savaşı, devlete 11,2 milyon sterline mal oldu (E. Kıray, 1993, s. 92). Ayrıca İngilizlerin savaşta kullandıkları mühimmatın bedeli de Osmanlı Devleti tarafından ödenecekti. Bu arada sarayın masrafları da çılgınca artmıştı. En çok kredi sağlayan Aristide Baltazzi de Hazine-i Hassa’nın adeta resmi bankeri haline gelmişti.

Savaştan sonra Osmanlı Devleti’nin mali ve iktisadi krizi aşmak için bulduğu bir yol da maden ve memleha (tuzla) gibi doğal kaynakları uzun süreli iltizamlar olarak bazı banker ve sarraflara vermek oldu. Zarifi de bunlardan önemli biri oldu. Böylece Hazine-i Hassa’ya ait madenlerin ihalesini Zaptiye Müşiri İzzet Paşa ile birlikte aldı. Aslında ihale İzzet Paşa üstünde, kefil olan da Zarifi idi. Şubat 1856’dan itibaren yirmi yıl sürecek olan bu iltizamın bir kısmı Drama ve Filibe’deki altın, gümüş ve bakır madenleriydi. İltizam bedelini, gümrük vergisi de dahil olmak üzere, beş yıllık taksitler şeklinde ödeyeceklerdi. 20 senede ödenecek toplam miktar da 3. 010 000 kuruş olacaktı. Zarifi-İzzet Paşa ikilisi bunun yanı sıra bir de 31 yıllığına Yanya eyaletinin Golos nahiyesinin altın, gümüş ve bakır imtiyazını aldılar. Bunun da yıllık taksidi, 50 bini gümrük vergisi olmak üzere 70 bin kuruş olacak ve yekun olarak da 2 170 000 kuruş ödeyeceklerdi. (s. 46).

Ne var ki İzzet Paşa iki yıl sonra öldü. Zarifi’ye çok borçluydu ve Kabataş’taki konağını bunlara ipotek etmişti. Konağı Abdülmecid satıl aldı ve borçları da Hazine üstlendi.

Zarifi, madenler dışında Ereğli kömür işletmelerine de talip oldu. Bunları 12 hisseli ve on beş sene imtiyazlı bir şirket işletiyordu. En büyük hissedar 8 hisse ile Sultan Abdülmecid idi. Diğerleri ise Serasker Rıza Paşa, Safveti Paşa, Ahmet Fethi Paşa ve Meclis-i Ahkâm-ı Adliyye üyelerinden Mustafa Efendi idi. (s. 47). Fethi Paşa’nın 1858’de ölümü üzerine hissesi Sultan tarafından alındı ve bedeli ile borçları kapatıldı. Sonra şirkete Zafiropoulo da katıldı ve şirketin imtiyazı da on beş yıl daha uzatıldı.

Şirket devlet fabrikalarının (Hereke, Feshane), ordunun ve vapurların kömür ihtiyacını da karşılıyordu.

George Zarifi madenler ve kömür dışında ülkedeki tüm tuzlaların (memleha) iltizamını da on yıllık imtiyazla aldı. Fiyatı devlet tespit ediyor ve kazancın % 5’ine de el koyuyordu. Zarifi, bu alanda ikinci derece mültezimler de yaratmıştı. Fakat bunlardan sahildeki tuzlaları yönetenler yabancı tüccarlar elindeki tuzun tek alıcısı olmak istiyor ve bunu da devletin kendilerine koyduğu fiyattan almak istiyorlardı. Bu yüzden ihtilaflar çıktı ve buna yabancı sefaretler de karıştı. Bunun dışında da bir takım ihtilaflar çıktı; ihale feshedildi ve sonunda da devlet tuza tekel koydu.

Zarifi hem madencilikten hem de tuzdan beklediği kârı elde edememişti; fakat 1850’den itibaren ülkenin en önemli bankerlerinden biri haline geldi.

Osmanlı Bankası’nın “Bank-ı Osmani”ye dönüşmesi Galata bankerlerinin hiç hoşuna gitmemişti. “Kendilerinden daha güçlü sermaye tabanına dayanan, daha ucuza kredi bulabilen ve devlet himayesindeki bir kurumun varlığı pek tabii ki işlerine gelmezdi. Bu nedenle Banka’ya karşı devamlı bir muhalefet içerisindeydiler. Banka idaresi ise bankerlerin piyasadaki köklü ilişki ve tecrübelerinden yararlanmayı düşünüyordu. Bu amaçla Paris’te imzalanan 800 000 sterlinlik istikraza önde gelen bankerlerin de katılmasını sağladı, fakat bununla da yetinmeyerek işbirliğini kurumsal bir düzeye taşıma kararı aldı (E. Eldem, 1997, s. 52). Bir ay sonra bankanın önderliğinde bir gurup Galata bankeri Şirket-i Umumiyye-i Osmanlı’yı (Société Générale de l’Empire Ottoman) kurdu. Zafiropoulo ve Zarifi firması da bu projenin önde gelen ortaklarından biriydi” (s. 59). (Şirketin diğer ortakları Aristide Baltazzi, Christaki Zografos, Mısırlıoğlu Boghos, A. Ralli, Stefanovich ve Ortakları, Kamondo ve Ortakları, Oppenheim-Alberti ve Ortakları, S. Sulzbach, Fruhling ve Göschen, Stern Kardeşler’in Londra şubesi ve Bischoffsheim-Goldschmidt ve Ortaklarının Londra şubesinden oluşuyordu) (s. 59 dn 22).

1860’da başlayan isyan hareketleri (Suriye, Girit) ve askeri masrafların artması devlet maliyesini yine sıkıntıya sokmuştu. Londra’da yaptırılan Osman Gazi, Orhan Gazi ve Sultan Mahmud gemileri levazımatı için gerekli kaynaklar (170 000 lira artı 60 000 lira alacak) Şirket-i Umumiyye-i Osmanlı’dan (Zarifi ve Zografos’la görüşülerek) sağlandı. Karşılık olarak da Edirne, Filibe ve İslimye’nin 1865 aşar vergileri gösterildi. (s. 59). 

Zarifi Yunan uyruklu. Girit isyanı dolayısıyla Yunan uyruklular sınır dışı edilmeye başlayınca çoğu Osmanlı uyruğana geçek için başvuruda bulundular. Zarifi’nin de bunlar arasında olduğuna dair kayıt yok; fakat kaldı ve işlerine devan etti.. 

1868’de İtibar-ı Umumi-i Osmani Şirketi kuruldu (Crédit Général Ottoman). Hükümet finans alanında çoğalmayı destekliyor. Banka artışının rekabeti destekleyerek maliyeti düşüreceğini umuyor (s. 65).

1870’lerin başından itibaren yerli ve yabancı şirketler madencilik, ulaşım gibi alt yapı yatırımlarına yöneliyorlar. Devlet de vergi muafiyeti vb gibi teşviklerle yardımcı oluyor. Tütün tekeli de bu sıralarda kurulmaya başladı. Henüz devlet tekeli tüm ülkeye yaymamışken Zarifi ve Zografos harekete geçtiler ve İstanbul, Galata, Boğaziçi, Adalar, Üsküdar ve buralara kara yoluyla üç kilometre uzaklıktaki yerlerin tütün tekelini aldılar. Böylece üreticiden alacakları tütünü, vergisini ödedikten sonra satabileceklerdi. Tütün fiyatına kaliteye göre alt ve üst sınırlar da konulmuştu. Aslında bu iş zor ve riskliydi, fakat asıl amaç Reji gelirleri karşılığında Hazine’ye büyük krediler açma olasılığında odaklanmıştı. Bunun için, Churchill’in Ceride-i Havadis’te yazdığı gibi, birkaç yüz bin lira feda edilebilirdi. (s. 74).

Bu tekel İstanbul’un tütüncü esnafının tamamen aleyhine idi. Protesto hareketlerine, tekelin lağvını istemeye başladılar. Sultan Aziz’i de etkilemek için, o Yıldız kasrından Dolmabahçe’ye gelirken 800 kadar esnaf bir gösteri düzenliyor, fakar zor kullanılarak bastırılıyor. Buna karşı tekelci sermaye de örgütleniyor. Zarifi ve Zografos 1 000 lira itibari değerli ve 2 000 hisseli bir şirket kuruyor. En büyük ortak 600 hisseli Austro-Turque bankası. Zarifi ve Zografos 360’şar, Şirket-i Umumi de 300 hisse sahibi. Oysa esnaf hala üreticiden tütün alıp stok yaparak direnmeye çalışıyordu. Şirket direnci kırmak için bir kısım esnafı işe aldı; gazetelere ilan vererek de tütün tüccarlarını işbirliğine çağırdı. Ayrıca güvenlik elemenları (“kolcu”lar) tutarak bunları silahlandırdı. Hedef tekel kurulmadan depoladıkları tütünü mamul hale getirerek pazarlayan tüccar idi (s. 74-77). Namık Kemal de İbret’de şirketin sömürüsüne karşı bir yazı yazdı. Sonunda reji lağvedildi; fakat şirkete de yüklü bir borç ödeyecekti.  Namık Kemal bir yazısında şirketin bunu sağlamak için devlet adamlarına rüşvet verdiğini iddia ediyordu (İbret, 23 Ekim 1872). Hükümet hem Reji’ye olan borçlarını, hem de iç ve dış borç taksitlerinin bir kısmını ödemek için Şirket-i Umumiyye-i Osmani ve Crédit Austro-Turque bankalarından bir milyon strelinlik kısa vadeli borç sağladı. Oysa Zarifi ve Zografos bu bankaların önde gelen ortakları arasındaydı; yani Hükümet bu iki bankere olan borcunu yine onlardan aldığı borçla kapatıyordu (s. 81).

Borçların ödemesi durdurulunca para girdileri de durmuştu. Bir önlem olarak da Ergani bakırlarının satışı düşünülmüştü. İç alıcı olmadığı için dışa satılacaktı; fakat bunun için de aracılara ihtiyaç vardı. Yine Zarifi devreye girdi ve yapılan anlaşma uyarınca (Nisan 1876) satış gelirlerine karşılık % 12 faiz ve % 6 komisyonla kredi açtı. (s. 88). Daha da önemli olarak, İngiltere’deki Palmer Bankası tahvil sahiplerinin temsilcisi iki kişiyi İstanbul’a yeni bir banka kurmak üzere yollamıştı. Bu temsilciler Dersaadet Bankası temsilcisi ile de görüşerek Şirket-i İltizamiye-i Osmaniye’yi kuracakladır. Şirket 1,8 milyonu ödenmiş olmak üzere, 3,6 milyon sterlin sermaye ile ve otuz yıllık imtiyazla kurulacak ve kurucular arasında Zarifi, Dersaadet Bankası ve Şirket-i Umumi de olacaktı. Krediler de Anadolu’nun bazı eyaletlerinin aşar iltizamı verilerek garanti edilecekti. Bazı nazırlar “yabancılar”a gelirlerin toplatılmasına itiraz ettiler. Ancak Mahmut Nedim Paşa kuruculardan Abdülaziz’e verilmek üzere Zarifi imzasını taşıyan bir milyon liralık bir senet sununca –yani Padişah da rüşvet yoluyla devreye sokulunca- anlaşma imzalandı. 

Ne var ki arkadan halk ayaklanması çıktı ve Mahmud Nedim Paşa da iktidardan kovuldu. Bu sırada bankerlerin hazırladığı bir raporda, Zarifi “tüm sadrazamların dostu” olarak tanımlanıyordu. (s. 89; Sir Philip Rose, John Staniforth; Turkish Debt, Londra, 1876, s. 45). Hüseyin Avni Paşa, Rüşdü Paşa ve Midhat Paşa da sultanı tahttan indirmek için görüşmelere başlamışlardı. Adayları Şehzade Murat idi ve Murat’ın bankeri Zografos’tan 1 milyon lira borç alınacaktı. Bu borç alındı mı, belli değil. Fakat Sultan Aziz düşürüldü. Servetine (nakit para, tahvil, mücevher) el kondu. Paralar Murat’ın cülus merasimi harcanırken mücevherleri de Zografos Londra’ya kaçırdı. (s. 89-90). 

Murat ancak üç ay tahtta kalabildi. Çırağan’a yerleştirildi. Fakat Abdülhamid kaygı içindeydi; Murat’ın annesinin elindeki mücevherlerin yeni bir darbe teşebbüsünde kullanılmasından korkuyordu. Mücevherler Christaki Zografos’a rehin edilmişti; o da Murat’ın hallinden sonra Paris’e yerleşmişti. Görüşmelerle ve Zografos’un aleyhindeki dava ertelenerek mücevherler İstanbul’a getirildi. Görüşmelere Zarifi de aracı olmuştu. Sultan mücevherlerin bir kısmını ya da hepsini almak istiyordu. Varılan anlaşma ile Hazine-i Hassa’ya ait bazı çiftlik ve gayrı-menkullerin 12 yıllık geliri Zografos’a verilecek ve Zarifi de Sultan’a kefil olacaktı. 

93 Harbi devlete büyük bir yük yüklemiş, istikraz ihtiyacını artırmıştı. Rumeli’den akın akın gelenler de ayrı bir harcama kapısıydı. Bu şekilde bin bir zorluk içinde borçlanmalar devam etti. Savaşın başından itibaren, Bank-ı Osmani dahil, bankerlerin verdikleri borç toplamı 9 milyon sterlini buluyordu. (s. 121; Blaisdell, 1979, s.84). Bunlara karşı yapılan istikrazlarda, yer yer, eyaletlerin aşarı vergisi, bakır gelirleri, gümrük vergileri, müskirat resmi, İstanbul balıkavı vergisi, ipek aşarı vb bırakılıyordu.

George Zarifi dış politikada da rol oynamaya çalıştı. Rusya’nın Bulgar siyaseti ve Bulgar Kilisesi’nin özerkleşmesi Yunanlıları korkutmuştu. Bu bağlamda Zarifi bir proje geliştirdi. Buna göre Yunan Kralı düşürülecek, Yunanistan Osmanlı Devleti ile birleşecek, Osmanlı hegemonyasında Avusturya Macaristan gibi federal bir yapı kurulacaktı. Buna karşılık Teselya, Epir ve Makedonya Yunanistan yönetimine bırakılacaktı. Layard aracılığı ile İngiltere’nin de onayı arandı ve İngiltere işi Abdülhamid’in onayına bıraktı. (D. Kitsikis). Hatta bu projeji anlatmak üzere Yunanisyan’dan etkili bir siyasetçinin geldiği de söyleniyordu. Oysa Abdülhamit bununla görüşmediği gibi said Paşa’nın görüşmesini de önledi (s. 105-107).

George zarifi, 1881’de hastalandı ve bir daha da toparlanamadı.

Yazarın Sonucu: 

Zarifi’nin kariyeri 1850’lerin başında Dersaadete Bankası’nun tasfiyesi ile başladı, 1880’de son buldu. En önemli işi Hazine’nin kısa vadeli borçlanma ihtiyaçlarını karşılayıp büyük kazançlar sağlamaktı. Batı’da sanayileşme ve sermaye birikimi faizleri düşürmüştü. “Buradaki ticari itibarlarını kullanan Zarifi ve diğer bankerler düşük faizlerle ve uzun bir vadeye yayarak buldukları kredileri kısa vadeli ve yüksek faizli avanslar olarak devlete pazarladılar” (s. 127). Mekanizma buydu.

Osmanlı 1875 iflası Zarifi’nin kariyerinde dönüm noktası oldu. Sultan Hamit ile henüz şehzadeliğinde kurduğu ilişki onu Galata’nın en önemli bankerlerinden biri haline getirdi. 1877-78 Savaşı sırasında devlete açtığı kredilerle savaş finansmanına önemli katkıda bulundu. Fakat faizlerin yüksekliği padişahı bile rahatsız etti.

Zarifi ailesi 1920’lerin başına kadar İstanbul’da kaldı. Sonra Marsilya’ya göçtü ve bankerlik işlerine burada da devam etti. Hala (2003) faaliyette olan bir şirketleri (Z&Z Capital Developpement) bulunuyor.