METTERNİCH, PRENS KLEMENS LOTHAR von

ANASAYFA

METTERNİCH, PRENS KLEMENS LOTHAR von; Mémoires, Documents et Ecrits Divers laissés par le Prince Metternich, 8 cilt. Paris, 1881-1884.

Eserin ilk cildi Metternich’in çocukluk ve gençlik yıllarını, öğretimini vb. anlatıyor.

Cilt: II, Paris, 1881.

1808’de Napolyon’un Osmanlı Devleti’ni paylaşma tasarıları. Metternich bu konuda Talleyrand ile yazışıyor. Talleyrand, ona taksimi eskiden Rusya istiyordu; “sanıyorum ki şimdi her iki taraf da eşit derecede istiyor” diyor (s. 147). Ruslar “Doğu Sorunu”na “Grek gözlükleri” ile bakıyorlar. Metternich “siyasette hiçbir gözlük iyi değildir” düşüncesinde (s. 147). Talleyrand’a şunu söylüyor: “Size yanıtım şudur: Türkiye’nin fethi birkaç yıl içinde hastalık, haydutluk vb. gibi nedenlerle 300 000 kadar insanın ölmesine yol açacak ve fethedilen ülkelerde daha 25-30 yıl hiçbir idare hiçbir uygarlık geliştiremeyecek” (s. 147).

Cilt: IV.

Prens’in Yunan ihtilali dolayısıyla yazdığı, 5 Ocak 1826 tarihli memo’dan: “Yunan ayaklanması, başından itibaren, büyük Hıristiyan devletlerin bir kısmı tarafından açıkça ve dolaysız şekilde, diğer bir kısmı tarafından da dolaylı ve potansiyel olarak, en belirli zulmün (isyan edenler bunu kanıtlamış olsalar bile) asla meşru kılamayacağı devrimci bir suikast olarak kınandı.”  Hükümdarlar, “aşağılanan hükümete barış, haklı düzen, doğru hukuk davası uğruna yardım elini uzatmalı dünyanın üç kısmında sükunu tehdit eden yangını söndürmesine yardımcı olmalı” (cilt. 4, s. 297). Yunan ayaklanması kamu oyunun eseri olarak değil, hizip (faction) çatışmalarının eseri olarak görülüyor.

Metternich 15 Mart 1828 tarihli memo’sunda Doğu politikasını “iki almaşıklı olarak” şöyle açıklıyor:

1) Sultana Yunanlıların oturdukları toprakların (pays) bir kısmında “sınırlı idari özerklik (émancipation)” önerilecek;

2) Sultan bunu reddederse aynı topraklara üç ülke (İngiltere, Avusturya, Rusya) tarafından tam siyasal bağımsızlık verilecek (cilt. 4, s. 452).

Edirne anlaşması’ndan sonra Metternich’e göre, Osmanlı Devleti’nin geleceği “problematik” hale geldi. Fakat Avusturya kadar, çıkarları bu imparatorluktan kalan kısımların korunmasına paralel olan başka ülke yok. “Osmanlı Devleti Rusya’nın keyfine bırakılmamalı”. İngiltere’nin “ilgisizliği” eleştiriliyor. (cilt. 4, s. 598).

Avrupa barışı 1813, 1814 anlaşmalarına dayandı ve imparator Alexandre’ın ölümüne kadar sürdü. 4 Nisan 1826’da Saint-Petersburg’da imzalanan Rus-İngiliz protokolü ile bitti. (cilt. 4, s. 603). İngiltere için de bir hezimet olan Edirne Anlaşması ile üçlü ittifak sona erdi. “saçma ve anti-nasyonal bir bir politikanın ürünü olan prıtokol hiçbir zaman en ufak popülerlik kazanamadı” (s. 604).

Cilt: V.

Metternich’in Mısır, Mehmet Ali Paşa sorunu dolayısıyla kaleme aldığı 15 Şubat 1833 tarihli, Londra’daki Avusturya elçisine yolladığı memoda Osmanlı Devleti’nin korunması görüşü yineleniyor. “Sultanın isminin, belki de gerçek bir güç, özellikle de türdeş bir güç olmaktan çok bir formül olarak hükmettiği geniş topraklar, sultanın tahtını kaybetmesi halinde zorunlu olarak yabancı işgallerin kurbanı olacak ya da korkunç bir anarşi sahnesi haline dönüşecekler.” Fransa ve Rusya “yanlış olduğu kadar tehlikeli hesaplarla” fetih peşindeler. (s. 490-491).

Cilt: VI. Paris, 1882.

Metternich’in Gülhane Hattı Hümayunu hakkındaki görüşleri. 3 Aralık 1839 tarihli İstanbul elçisi baron de Stürmer’e yolladığı ve Reşit Paşa’ya da göstermesi talimatını verdiği yazı. Metternich Ferman’ın “bazı sathi esprilerin sandığı gibi bir Anayasa değil”, “düşünceli, dolayısıyla da pratik kimseler”in saptadığı gibi, Avrupa terminolojisinde Magna Carta denilen “temel haklar bildirisi” olduğunu söylüyor. (s. 378). Prens Ferman’ı çok övüyor. “Doğru (correct) olduğu kadar bilge (sage) bir reform” (s. 379).

Metternich daha sonra tarihi bir analize girişiyor ve sosyolojik bir anayasa kuramı geliştiriyor. Metternich: “Her toplumsal vücudun, fiilen, bir anayasası vardır ve ancak onun sayesinde devlet olarak mevcut olur.” Bir hükümdar bir “anayasa” ihsan edemez. Bütün imparatorluklar gençlik, olgunluk ve ihtiyarlık dönemlerinden geçerler (s. 379).

Osmanlı reformunun hatası neredeydi? Metternich, “bana göre” diyor, “en büyük hata, yapılanlarda temelden çok şekle bağlı kalınmasıydı” Bunun da iki nedeni vardı: 1) sultanın cehaleti, 2) yetenekli yardımcılardan yoksul oluşu. (s. 380). Yabanı ülkelerden alınacakları “herşeyden önce Divan, hem de titizlikle  ilkesinde doğru olan şeyleri incelemeli idi.” (s. 381). “Sultan Mahmud’a bir çok durumla ilgili olarak ve vicdanımı dinleyerek yönelteceğim kınama şudur: O, ulusal biçimler altında yapıldığı zaman yararlı olacak şeyleri hiç tereddüt etmeden yabancı biçimler altında yapıyordu. Hükümdarın tüm yeniliklerinde görülen başka bir yanlış da aynı işe (reforma) nezaret etmek için farklı düşüncede insanları yardımına çağırması olacaktır. Bu gözlem özellikle askeri ıslahat için geçerlidir. Bir ordu için birinci koşul, bir bütün olmayı önleyen farklı unsurlardan, değişik nizamnamelerden değil, türdeş kısımlardan oluşmasıdır. Peki (Osmanlı Devleti’nde) ne oldu?  Hükümetin az çok avrupai giyinmiş asker ve subayları var; fakat artık ordusu yok; çünkü eski Türk tarzı orduyu halletmekle beraber yerine yeni bir ordu kuramadı. Bu hüzün verici sonucu hazırlayan en önemli şey, hükümetin ıslahata başlarken, bir kısmı kolayca servet yapmaktan öte birşey düşünmeyen kimselerin, ya da (genellikle yeteneksizlikleri dolayısıyla) kendi ülkelerinde gerçekleştiremedikleri yaşantıyı yabancı ülkelerde sağlamak isteyenlerin; bir kısmı da, eğilimleriyle, ülkelerinde kabul ettirme yolunu bulamadıkları kuramlara bağlanmış olanların yardımını kabul etmesi olmuştur. Bu iki gurup arasında ikinciler, eğer ülkede kişisel güç kazanmayı başarırlarsa daha tehlikeli olurlar” (s. 381). Reformlar ancak “ulusal örflerin esprisinde ve onlar sorgulanılarak” yapılabilir. Batıdan alınacak alınmalı, fakat ıslahat “Türk kalarak” yapılmalı. (s. 382).

Osmanlı mali sistemi: “her mali sistem idari ve mali olmak üzere iki kısımdan oluşur. “(Osmanlı devleti) kaynaklarının hesabını yapmadan Hıristiyan ülkelerde spekülasyona ve kredi işlemlerine girişmemeli. Spekülatörler, Osmanlı Devleti batılı devletlere finansını ciddi bir biçimde düzenlediğine dair deliller vermeye başlayınca ortaya çıkarlar.” Divan böyle arzlardan sakınmalı (s. 382).

İmparatorluğun en büyük derdi parasının değer kaybetmesi. Hiçbir devler “alınması zor ve kişisel servetlere önlemlere baş vurmadan” işin içinden çıkamaz (s. 383). İmparatorluğun henüz işlenmemiş çok kaynakları var.  Özellikle yer altı kaynakları.

İmparator François İmparatorluktaki “çeşitli ulusal varlıklara saygı göstermeye ve halklarının gerçek ihtiyaçlarını dikkate almaya” özen gösterd (s. 384-385).

Osmanlı elçisi Sadık Rıfat beyle gitmeden çeşitli konuşmalar yapmış. “Onun tarafından anlaşıldığım izlenimini edindim”. O da herhalde Reşit Paşa’ya anlatacak. (s. 386).

Cilt: VII. Paris, 1883.

Metternich “45 yıllık aktif yaşamının bilançosu” olan “siyasal vasiyetname”sini kaleme almış. “Fransa’da 1789 ihtilalini hazırlayan ortamda doğdum ve büyüdüm. Daha önceki ve daha sonraki durumları yaratan güç ve zaaf unsurları asla dikkatimden kaçmadı” diye yazıyor. (s. 639). “Özgürlük sözcüğü benim için bir başlangıç değil, gerçek bir varış noktası oldu. Başlangıç noktam düzen sözcüğü oldu.” (s. 610).

Cilt. VIII. 1884.

Rıfat Paşa ile mektuplaşması. Metternich, Osmanlı Devleti’nin Viyana elçisi Arif Efendi ile Reşit Paşa’ya bir rapor yolluyor (1 Mayıs 1853). Bu sırada artık aktif değil. Eski dostluk ilişkilerinin devamından duyduğu Sultana da memnuniyeti ifade ediyor. Arif Efendi Viyana’yı terk ederken iki ülke arasındaki ilişkileri “karşılıklı muhafazakâr” sözcüğünün “tam olarak ifade ettiğini” söylüyor. (s. 553). “Geçen yılların her zaman yanılgı içindeki partizan esprinin toplumsal ilerleme olarak nitelediği şeylerin sağlıksızlığını ortaya koyduğunu” ifade ediyor. (s. 554).

Metternich hakkında eserlerden: Heinrich Ritter von Srbic’in eseri (Metternich, der Staatsman und der Mensch, Munich, F. Bruckman, 1925, 2 cilt) Metternich’i sistematik bir düşünce sahibi bir devlet adamı olarak sunuyordu. Şerif Mardin de Yeni Osmanlı Düşüncesinin Doğuşu başlıklı eserinde Srbic’in kitabını “çığır açıcı” olarak niteliyor (İletişim, 2003, s. 202).  Fakat daha sonra bu yargıyı törpüleyen yayınlar da yapıldı.

Bunlardan Guillaume de Bertier de Sauvigny, Srbic’in Metternich’te “bütün bir siyaset felsefesi sistemi” bulmasını hafifsiyor. “Sistem”de çelişkilere işaret ettikten sonra “bu kadar sorumlu bir siyaset adamının bazı yönetici düşüncelerden yoksun olacağını kim sanabilir?” diye soruyor. (Metternich, Paris, Fayard, 1998, s. 456). Ona göre Metternich’te devlet olgusunun temelini “mülkiyet, dernekler, toprak aristokrasisi, şehir loncaları” oluşturuyor. Buna karşılık “ulusal topluluklar devlete temel teşkil edemez”. Devlet “halkın (özellikle dini planda) tasvibi ile yönetilir” Düzen esastır (s. 457). Metternich 1832’de şunu yazıyor: “Avrupa’da ciddi tek bir sorun var. O da devrim!” (Il n’existe en Europe qu’une seule affaire sérieuse; c’est la révolution) (s. 459).

Arthur G. Haas’ın eserinde (Metternich, Reorganization and Nationality, Wiesbaden, 1963) Metternich’in Alexandre Ypsilanti’ye 25 Mart 1821 tarihli yazısında, Yunanlıların “karanlık komplolarla ulusal bağımsızlık hedefine ulaşamayacağını” söylediği belirtiliyor. 6 Mayıs 1821’de ise Metternich Prens Lieven’e şunları yazmış: “This Ypsilanti, for exemple, this insane absolute liberal, this Hellenist lacking every judgement but not fear, plays me the trick to place me into the most frightful dilemma and to force me to a decision wich shall be thightly bound to my whole life’s fate.” (s. 220, 39 nolu dipnotu).

Tarihçi Hammer’in anılarında ise, Metternich’in kendisine Osmanlı elçisi Sadık Rıfat Paşa’ya Viyana’da tercümanlık yapmasını emrettiği, fakat kendisinin bundan hiç hoşlanmadığı anlatılıyor. Hammer, Rıfat Paşa’yı çok fanatik ve kafasız buluyor. Hammer “Rıfat Paşa safdil, budala, hasis ve cahil bir adamdı” diyor.  (“Rifaat Pascha war ein gutmutiger, dummer, geiziger und unwissender mensch”, Erinnerungen aus meinem Leben, 1774-1852, Wien, 1940, s. 322.) Bu konuda bkz. Ahmet Akşit,  Sadık Rifat Paşa’nın İtalya Seyahatnamesi, Toplumsal Tarih, no: 153, Eylül, 2006.