ERUZ, SAKİNE

ANASAYFA

ERUZ, SAKİNE; Çokkültürlülük ve Çeviri: Osmanlı Devleti’nde Çeviri Etkinliği ve Çevirmenler;

İstanbul, Multilingual, 2010.

Fener Rum bölgesinde oturan Rum-Ortodoks beyler bir buçuk asrın üstünde Babıali baştercümanı olarak görev yaptılar (s. 64). Sicill-i Osmani’de bunlardan Hançerli Bey’in Türkçe-Fransızca “mükemmel lügatı” ve Yakovakili Bey’in Katerina Tarihi örnekleri veriliyor (Sicill-i Osmani, 1996; 1817).

Önce Venedikliler, sonra diğer Avrupa devletleri “Dil Oğlanları” okulları açıyor. Fransızlar da Colbert’in girişimiyle, 1669’da Capucin rahipleri sayesinde Pera’da bir “dil oğlanları” okulu kuruyorlar. Başlangıçta 9-10 yaşlarında altı çocuk yollanıyor; sonra Louis le Grand’da Okul öğrencileri “Osmanlı tebaası tercümanları” gibi giyiniyor; Osmanlıca ve ülkede geçerli dilleri (Yunanca vb) öğreniyorlar; sosyal hayata katılıyorlar (kahvehanelere gidiyor, meddah hikayeleri dinliyor, eğlence düzenliyorlar vb); Osmanlı devlet sistemini inceliyorlar vb). (s. 74). Bu okul günümüzdeki Langues O’nun öncüsü sayılıyor. Okul altın çağını 1721-1762 arasında yaşıyor, yüzlerce (yazar 600 çeviri diyor) eser çevriliyor ve 1831’de elçilik binasının yanması ile son buluyor.

Osmanlılarda Katip Çelebi, H. Z. Ülken’in işaret ettiği gibi, “ilk defa Garp dillerinden nakil yapanlardan biridir. Géographie karşılığı Cihannüma kelimesini kullanmış, İtalyanca eserlerden istifade etmiştir”. (Ülken, 1996; s. 318-319. Eruz; s. 96).

Osmanlılarda ilk toplu çeviriler III. Ahmet (1703-1730) döneminde (Lale Devri) gerçekleşiyor. Bu yıllarda Damat İbrahim Paşa her eser için ayrı bir “tercüme heyeti” kurarak Arapça, Farsça ve Yunanca’dan Tıp, Tarih ve Fizik alanlarında eserler çevirtiyor. (Bk. Taceddin Kayaoğlu; Türkiye’de Tercüme Müesseseleri, İstanbul, Kitabevi, 1998, s. 30-41).

Osmanlılarda Müteferrika’dan önce azınlıkların basımevleri vardı; fakat buralarda Arap harfleriyle kitap basılamıyordu. (Bkz. Jale Baysal; Osmanlı Türklerinin Bastıkları Kitaplar 1729-1875; İstanbul, Hiperlink, 2010, s. 4).

II. Mahmut döneminde Avrupa’ya öğrenci gönderilmeye başlanıyor. Bir kısmı (Ahmet Vefik Paşa gibi) tercüman sülalesinden gelen devlet adamları da bir çok eseri Osmanlıcaya kazandırıyor. (s. 100). 1832’de Bab-ı Ali Tercüme Odası kuruluyor (yazar başka bir yerde 1821 tarihini veriyor; bu tarihte Bab-ı Ali baştercümanı Yahya Naci Efendi başkanlığında kurulduğu ve ve 1824’ten sonra bir çevirmen heyeti gibi çalışmaya başladığı yazılmış; s. 121); birçok ünlü devlet adamı (Ali, Saffet, Ahmet Vefik Paşalar) ve edebiyatçı (Şinasi, Namık Kemal) burada çalışıyorlar.

Bu arada Edhem Eldem’in Toplumsal Tarih’te çıkan bir makalesinden (Eylül 2013, no: 237: Voltaire ve Şanizade Ataullah Efendi) öğrendiğimize göre Osmanlı vakanüvisi Tarih’inin ‘mukaddeme’sinde Voltaire’in –adını zikretmeden- Ansiklopedi’ye yazdığı “tarih” maddesini kopyalamış. O sırada batılı yazarları alıntılamak çok zor; Eldem’in verdiği örneğe göre, Reisülküttap Atıf Efendi, bir layihasında Rousseau ve Voltaire’den “maruf ve meşhur zındıklar” diye söz etmiş.

Şinasi Fransız şairlerinden şiirler çeviriyor; 1862’de de Yusuf Kamil Paşa “Tercüme-i Telemak”ı yayınlıyor. Düzyazı olarak, bu, ilk çeviriyi oluşturuyor. Sonra Moliere, Corneille, Hugo, Daniel Defoe vb çevriliyor (s. 104). Descartes’in Discours’u 1895’te İbrahim Edhem Mesut tarafından Usul Hakkında Nutuk başlığıyla çevriliyor (s. 112).

Tercüme konusunda diğer iki önemli kuruluş da Encümen-i Daniş (1851) ile Petersburg elçisi Halil Bey’in girişimiyle kurulan Cemiyet-i İlmiye-i Osmaniye (1861-1867). Başında Münif Paşa’nın bulunduğu bu Cemiyet Mecmua-i Fünun’u çıkarıyor. 47 sayı yayınlanan bu dergide Fransızca çeviriler de bol miktarda yer alıyor. E. İhsanoğlu’nun işaret ettiği gibi ilk sivil girişimle kurulan dernek. Üyeleri medrese çıkışlı değil. Kurum’un yayınladığı Muhaverat-ı Hikemiye (1859) başlıklı kitapta Voltaire, Fénélon ve Fontenelle’den okura yönelik konuşmalara yer verilmiş. (s. 120).