LESURE, MİCHEL

ANASAYFA

LESURE, MİCHEL; Lepante; Paris, Julliard, 1972.

Venedik arşivlerine, özellikle de elçi (balyos) raporlarına dayanan bir çalışma. Osmanlı vakayinamelerinden ve arşivlerinden de yararlanılmış. 7 Ekim 1571 İnebahtı savaşı anlatılıyor.

Voltaire’in, hakkında “Actium savaşından beri Yunan denizleri bu kadar kalabalık bir donanma ve böyle unutulmaz bir savaş görmemişti” dediği savaş. (s. 115; Essai sur les Moeurs.., 1839, c. ııı, s. 507.). Doğu Akdeniz’deki Osmanlı deniz egemenliğine de son veriyor. O tarihe kadar Osmanlı donanması “yenilmez” gibi görülüyordu. Zaferi, 18 Ekim akşamı St. Marc limanına gelen Malta şövalyesi Giustinian kadırgasından inerek şöyle açıklıyor: “Serenissim, size Hıristiyanlığın şimdiye kadar kazandığı en şanlı zaferin haberini getiriyorum” (s. 9). Aslında başlangıçta Doğu ticaretinden çok kazanan Venedik savaşı önlemek için çok çalışıyor.

Savaşan güçler konusunda en çok kabul gören rakamlar şöyle: Hristiyan ordusu: 208 kadırga (196 Venedik, 90 İspanyol, 12 Papalık); Osmanlı donanması (Selaniki vakayinamesine göre – ki Kâtip Çelebi de onu nakletmiş) 180 gemi. Buna karşılık Ali Paşa’nın çocuklarının hocası (gouverneur) Alahmet 230 kadırga (galeres) ve 70 “galiotes” (daha hafif tekneler) olduğunu yazmış. Batılı tarihçiler daha çok bu sonuncu rakamı kabul ediyorlar. (s. 115). Her iki taraf da karşı tarafın gemilerini daha fazla gösterme eğiliminde..

Papanın (Pie V) gözünde iki düşman var: heretikler ve Türk! Ülkeler tek başına Türk’ün karşısında duramıyorlar, fakat birleşik olarak her şeye muktedirler. (s. 31).

Sokullu diplomatik görüşmelerde Venedik’i kolluyor; Venedik elçilerinden ve Ortodoks Rum Kilisesi patriği Michel Cantacuzene’den çok para alıyor. Sokullu’nun 18 milyon altınlık bir serveti olduğu söyleniyor (s. 58). Yine de “Sokullu’nun açgözlülüğü Sultan’a sadakatini hiçbir şekilde sarsmıyor”; aksine bunlar bir bakıma “tamamlayıcı” görünüyor; çünkü sadrazamın haşmeti, İmparatorluğun haşmetinin de bir göstergesi! Kâtip Çelebi’den beri yazarların hep “Osmanlı donanmasını ihya eden adam” dedikleri yeni Kaptan Paşa Kılıç Ali Paşa’nın da -Balyos Garzoni’nin raporuna göre- muazzam bir serveti varmış. Calabre’da 16 yaşında fakir bir ailenin çocuğu iken esir alınmış ve denizci yapılmış. 18 bin kadar Hıristiyan köleye sahipmiş. (s. 225). Onu tekrar Hristiyanlığa kazanmak için (boşuna) gayret sarfediliyor..

Sokullu başından itibaren Kıbrıs çıkarmasına karşı. İsteyenler J. Nassi, Lala Mustafa Paşa (Selim’in preseptörü) ve Kapudan Piyale Paşa (üçlü çete). Garzoni “klan” diyor (s. 59). Venedik’le savaşa karşı; çünkü deniz savaşına bizzat katılmadığı için başka paşaların zenginleşmelerini istemiyor. Sokulu “casusluk şebekesi ve Balyos Barbaro’nun verdiği bilgiler sayesinde Hristiyan koalisyonun zahmetli oluşumunun farkında”. (s. 59). Sokollu Kıbrıs’ı diplomatik yollarla almak istiyor. Baş düşmanı İspanya; ona karşı Fransa’ya yaklaşıyor. (s. 60). Kıbrıs seferinin başında eski yeniçeri ağası Müezzinzade Ali’yi kapudan Paşa, ikinci vezir Pertev Paşa’yı da serasker yapıyor. Bir iddiaya göre Pertev’den kurtulmak istiyor (s. 64-65). (Pasvanoğlu, Türk ordusu askeri şeflerinden biri olarak sunuluyor. Kaynak: Sud Ost Forschungen, 1962, XXI). Savaş için Pertev Paşa ve Kapudan Ali Paşa Mora halkından çok asker topluyorlar; geriye kadınlar kalıyor. Fakat askerden çok kaçan oluyor. Bu konuda Osmanlı vakayinameleri ittifak halinde. (s. 91-93) Bu firarlar yenilgide rol oynadı. Yerel ayaklanmalar çok sert bastırıldı. Braudel XVI. yüzyılın abartmalarına karşı “hiç ayaklanma olmadı” diyor. (s. 205). Sokollu yenilgiden sonra çok morali yükseltici tutum içide. Barbaro’ya “siz bizim sakalımızı kestiniz..” diyor (Hammer, VI. 434).

Pertev Paşa’ya gönderilen 31 Ekim 1571 tarihli talimatta “acilen 1 000 misket gönderilmesi” yazılı (s. 218).

“Osmanlı donanmasının en zayıf tarafı vasıflı personelden yoksun olması (…) Osmanlı filosu kitle haline Doğu’nun en iyi denizcileri sayılan Rumları kullanıyordu; ülke çok fazla baskı altındaydı ve ayrıca belki de yöneticiler bu ayaklanma çağında Rumları eskisi kadar güvenilir bulmuyordu.”. (s. 230). Başka bölgelerden de bu işi yapabilecek insanlar bulunup Kaptan Paşa’ya yollanmaları (Keşan’da böyle 400-500 kişinin olduğu haberi üzerine) emredilmişti. Yine de beş ayda 150 gemi tamamlandı. Batılılar bu gelişmeye hayran kalıyor (s. 232).

İmzalanan barış antlaşmasında Venediklilere o kadar ağır şartlar kondu ki, Voltaire sanki savaşı Türkler kazandı diyor. Yılda 300 000 düka. Sopoto adası Türklere verildi. Kapitülasyonlar yenilendi. (s. 252-253).