MILLER,ANATOLII FLIPPOVITCH

ANASAYFA

MİLLER, ANATOLİİ FİLİPPOVİTCH; Mustapha Pacha Baïraktar; Bükreş, 1975.

Osmanlı yakın tarihi hakkında tarihi maddeci yaklaşımla kalemle alınmış, önemli bir eser. Eser ilk kez 1947’de Sovyet Bilimler Akademisi tarafından yayımlanmış.

Eserde 1807-1808 yıllarında “Rusçuk Yaranı” adı verilen gizli bir siyasal grubun etkinlikleri inceleniyor.

III. Selim’in yenilik anlayışıyla, onu kurtarmaya çalışan Bayraktar Mustafa Paşa’nın yapmak istedikleri arasında önemli farklar var. Miller, bu farkları şöyle sıralıyor: 1) III. Selim orduya dayanan bir merkeziyetçi anlayışa sahip; buna karşılık, Bayraktar, Anadolu ve Rumeli feodallerinin federasyonunu düşünüyor; 2) Alemdar Mustafa Paşa hareketi ve “Rusçuk Yaranı” ile yeni bir tip parti doğuyor: Türk bürokratlara Manuk Bey de (Manuk Mirzayan) katılıyor; 3) Dış politika da farklı. Selim III Fransa’ya dönük; Alemdar ise Rusya ile dostluk ve ittifak peşinde; 4) Selim III. İle Bayraktar’ın karakterleri de farklı. Selim kültürlü, şair, estet; Alemdar ise kültürsüz, fakat zengin olmuş, dürüst ve mert bir toprak ağası. (s.8, 9) Yazar Ahmed Cevdet Paşa’yı tarafsız bulmuyor.

Miller, Osmanlı kaynaklarını iyi biliyor; bunun dışında Batı kaynaklarını da incelemiş. Ayrıca, dış politika açısından çok önemli olan Rus arşivlerini de taramış. Bu dönemde batılı elçiler baş tercümana (dragomana) bağımlı imişler. Fransın elçisi Comte de St-Priest. “en yetenekli elçi, baş dragomanın birinci sekreterinden başka bir şey olamaz” demiş. Bu sırada Rusların baş dragomanlığı levanten Fonton ailesi elinde. Aktif olan da Joseph Fonton. Fransızlarınki de Frankini kardeşler.

Yazar Juchereau de St-Denis’nin “Précis Historique des Révolutions de Constantinople” başlıklı kitabını “hata dolu” olarak niteliyor. Thierry, Türkiye’yi, Juchereau’dan mülhem olarak, överken (“Paşalar Türkiyesi, valiler Fransa’sından daha liberal!”) Restorasyon Fransası’nı göz önünde bulunduruyormuş. Juchereau, Türkiye’de sadece askeri görev yapmış; bunun dışında hiçbir etkisi olmamış. Elçi raporlarında da geçmiyormuş. Fakat Fransa’da otorite haline gelmiş. (s.14) Ayrıca Baron Prevost’un anılarında da (“Constantinople en 1806 et 1807”) yanlışlar varmış. Adı geçen başka bir eser de G. Olivier’nin “Voyage dans l’Empire Ottoman, 1801” başlıklı eseri. Akçura’yı da dolaylı olarak “ırkçılık”la suçluyor. Tüm olumsuz adamların Türk asıllı olmadıklarını kanıtlamaya çalışıyormuş! (s.17) Uzunçarşılı’nın Tirsinikli hakkındaki incelemesi çıktığında ise Miller kitabını yazmayı bitirdiği için, ondan  yararlanamamış.

Ayan hakkında çeşitli görüşler (G. Olivier, J. de St-Denis, F. Beaujour) aktarılıyor.

“Köy ve Şehirlerin çöküşü” başlıklı bölümde köylü üzerinde “yaklaşık yüz kadar farklı verginin” bulunduğunu ifade ediyor. (s. 35) Sultan baş feodal. “Sultanın Sarayı Bizans Sarayı’nın tüm haşmetini ve ona eşlik eden tüm yozlaşma ve ahlaksızlıkları benimsedi.” (s. 44) Saray personeli “on iki binden az değil” (s. 44) Yeniçeriler her türlü reforma karşılar. “Gericiliğin kalesi” haline gelmişler. (s.48)

Mimar Sinan’ın öğrencileri Delhi, Lahor ve Ağra’da günümüzde de “istisnai bir izlenim” yaratan eserler verdiler. (s.51)

III. Selim’in reformları. III. Selim kurtuluşu “merkeziyetçilik”te görüyor. Zamanı için “kültürlü ve ileri” bir insan. (Akçura bu görüşü paylaşmıyor.) (s.75)

III. Selim’in yakınları: Tatarcık Abdullah, Kahya Yusuf Ağa, Çelebi Mustafa. (Bunlar dar çemberi, “triumvira”yı oluşturuyorlar.) Bunların dışındaki etkili kişilikler: Kapudan Paşa küçük Hüseyin; İbrahim Nesimi Efendi (Yeniçeri düşmanı); Mahmut Raif Efendi vb. (s.75)

Fransız politikası: Fransa 1806-1807’de Horace Sebastiani’yi elçi olarak yolladı. “Büyükelçi” Canning gibi önemli bir rol oynadı. Fakat Avrupalı yazarlar, özellikle Juchereau’ya dayanarak, reformları Fransa’ya atfetmekte yanılıyorlar. (s. 77) Fransız ihtilalinin doğrudan etkisi olmadı. Büyük feodaller (Çapanoğlu, Karaosmanoğlu, Tirsinikoğlu vb.) reformlardan yanalar. Yeniçeriler karşı. Çapanların düşmanı Battal ailesi (Tayyar Mahmud) da reformlara karşı. Vidin Paşası Osman Pazvandoğlu yeniçerilere yakın; Rusçuk ayanı Tirsinikoğlu İsmail Ağa Pazvandoğlu’nun düşmanı; III. Selim’e yakın. (s.84) Bazı kaynaklar Pazvandoğlu’nu Fransız Jakobenlerinin ajanı sayıyor. Sipahiler de Sultan’dan yana. Sırbistan’da yeniçeriler egemen olunca sipahiler yeniçeri düşmanı olmuşlar. Topraklarını yeniçerilere kaptırmışlar. Bunlara Sırbistan’da “çiftlik sahibi” deniyormuş. (s.84) Leopold Ranke de bu süreci yazmış (Histoire de la Serbie d’Aprės les Sources Serbes, 1876). Belgrad’a yeniçeri şefi (dayı) egemen olmuş. Ranke, Sırbistan’a subaşıları sokan Pazvandoğlu ile, Bosna’da Ali Beg Vidaitch hakim oldular diyor. Bu ikisi Sırp dayılarıyla “sıkı ilişkiler” içinde imişler. (s.84)

Ranke sipahilerle ilgili övücü bir tablo çiziyor. Gerçekten bunlar, yeniçerilerin hayvani şiddet (“bestialité”) ve yağmacılığına göre çok ılımlılar. 1806’da yeniçeriler Belgrad’dan kovulurken sipahiler Sırplardan yana tavır aldılar. (s.85)

Miller, reform layihalarının (Tatarcık vb.) olumlu yönlerini özetliyor. Bunlardaki öneriler “burjuva iktisatçıları”na paralelmiş! (Aslı Tarihi Osmani Encümeni Mecmuası, 7 ve 8’inci yıllar, İstanbul, 1332, 1333) Tatarcık yüksek yöneticilerin lüksüne karşı; vergi “zulüm”lerini örnemlerle anlatıyor.

1792’de Tecdidi Kanunu Timar ve Zeamet çıkarıldı. (Bk. A. Cevdet)

Reformlar neden başarısız oldular? Yazar nedenleri dört başlık altında topluyor. Anahatlarıyla, şöyle: Feodaller merkezileşmeyi sağlayamıyorlar (askeri reform Karaosmanoğlu ve Çapanoğlu’ların işine geliyor.) Engels’in dediği gibi, burjuvazinin gelişimi ile Türk egemenliği uyuşmuyor. (s.103) Yazar da şu görüşü ileri sürüyor: “Türk asıllı çekirdek burjuvazi bağımsız bir rol oynayamayacak kadar zayıftı.” (s.104)

Selim, 300 ileri gelenden oluşan bir Müşavere Meclisi kurdu. Vasıf Efendi Reis Efendi olunca, Rus elçiliği 5 500 kuruş rüşvet veriyorlar. (Yazar bu bilgiyi elçini raporundan veriyor).

1801’de Fransızlar Mısır’dan kovuldular. Osmanlılar 1799’da Ruslarla anlaşma imzaladılar ve bunu 1805’te yenilediler. Fakat Napolyon ajanlarının yaptıkları proraganda Türkleri Ruslardan uzaklaştırdı. Yeni bir metod icat ediyorlar. Napolyon’un emriyle Cambacéres başkanlığında Fransız oryantalistleri “Müezzin Osman” imzalı bir ilan yayımlıyorlar. Bu, Rusya’ya bir savaş çağrısı. (Yazar, Akçura ve A. Vandal’a –cilt.I, s.14- dayanıyor.) (s.123, dn. 61) Rusya’da yeniçerilere oynamaya başlıyor. (s.123) Rus orduları 1806’da Buğdan’a girerken yeniçerileri öven bir bildiri yayımlıyorlar.

Mustafa Bayraktar ve son ayanlık: Bayraktar Mustafa yeniçerilikten gelme; babası da yeniçeriydi. 1787-91 savaşında temayüz etmişti. Savaştan sonra da Rusçuk’taki (Hazargrad’da) çiftliğine çekilmişti. (s.124) Rusçuk ayanı Tirsinikoğlu’na bağlıydı. 1806’da Tirsinikoğlu İsmail Ağa öldürüldü; yerine Alemdar Mustafa Paşa Rusçuk ayanı oldu. (s.131)

İstanbul’da gerici ayaklanma: Durum kötüydü; halk vergi yükü altında eziliyordu; ulema durumdan, “Napolyon’da kör bağlılığı” dolayısıyla III. Selim’i sorumlu görüyordu. (Napolyon Legion d’honneur göndermiş) (s.140). Darbe, yaygın söylentiye göre, Rus ajanlarının eseriydi. Buna göre Selim III. Fransa’nın esiri olmuş; tüm felaketler “yenilikler”den doğuyordu.(s.173) Bu sırada Sebastiani Çanakkale’nin tajkimi il meşgulmuş. Meydanı boş bulmuşlar. Osmanlı vakanüislerine göre ise darbeyi Sebastiani hazırlamış. Rus savaşı çıkınca Türkler Fransa2Yı imdada çağıracaklar; Fransa da İstanbul’u işgal edecek. (Cevat Bey) (s.173) Miller, iki yorumu da reddediyor. Darbe Türklerin eseri. Prusya maslahatgüzarının yazdığı gibi, “ayaklananlar Rus sisteminin yandaşlarına da, Fransız sisteminin yandaşlarına da acımasız davranıyorlardı.” (s.174) Türk vakanüislerin versiyonu Tisit’ten sonra Fransız politikası değişince uyduruldu. (s.174) Sebastiani’nin Napolyon’a gönderdiği raporlara göre, IV. Mustafa Fransa düşmanı. Fakat politika değişmiyor. Fransa Tilsit’te “dost”una ihanet ediyor. Théophile Lavallée, bu sözünd durmamanın Napolyon’u Saint-Hélene’e götüren nedenlerin “en önemsizlerinden biri olmadığını” yazmış. (Bk. Lavallée; Histoire de la Turquie; Bruksel, 1859. s.455) O zamanki ve sonraki yazarlar, Napolyon’u Selim’in düşüşü çok etkiledi diyorlar.

Napolyon’un tutkusu kıtaya hakim olmak. Çanakkale’ye İstanbul Boğazı’ndan çok daha fazla önem veriyor. İstanbul umurumda değilmiş! (s.180) Osmanlı Devleti’ni paylaşma projeleri kendisinde Selim’in düşmesinden önce de varmış. (s.182) Tilsit görüşmeleri 25 Haziran 1807’de başladı.Bir gün önce Napolyon, Viyana’daki elçisi Andreossy’den İstanbul’daki ikinci darbenin ve Selim’in öldürüldüğünün haberini almıştı. Çar Aleksandr’a bir şey söylemedi. (s.187) Anlaşma 7 Temmuz 1807’de imzalandı. Metinde paylaşma yok. Gizli 7. madde, Fransa aracılığı reddedilirse veya görüşmeler üç ay içinde “tatmin edici” sonuca varılmazsa Osmanlı Devleti’nin Avrupa toprakları paylaşılacak. (s.190) Tilsit öğrenilince İstanbul’da ihtilal havası esiyor (yeniçeriler, yamaklar); Fransızlara hakaretler yağdırılıyor.

Rusçuk devletin askeri ve siyasi merkezi haline geliyor. Alemdar’ın 20 000-30 000 kişilik bir kuvveti var. Çoğu eski kırcalı. (s.213) (Yazara göre kırcalılar, haydut, hırsız; hayduk’lar kurtuluşçu. s.113) Gücünü stratejik yerinden alıyor. Tuna prenslikleri ile İstanbul arasında muhkem bir yerde. “Bu olay Türkiye tarihinde ilk kez bir siyasal partinin kurulması değilse bile, en azından, ilk defa belli bir eylem planı olan bir siyasal grubun teşekkülü oluyodu”. İki kurucu Mehmet Tahsin efendi (eski devlet sekreteri-kahya?) ve Mehmet Emin Behiç Efendi (ordu levazımatı müfettişi) (s.214). Abdullah Ramiz Efendi’yi (eski defterdar) Kavala’dan çağırıyorlar. Eski reis efendi Galip, eski kahya bey Refik de katılıyor. Bayraktar’la birlikte “Rusçuk Yaranı” oluşuyor. Ayrıca Bayraktarın kahyası Ahmet Efendi ve Sarraf Manuk Mirzayan var.

Alemdar çok dürüst ve saf. Düşmanları Bizans oyunları içinde. En etkili Ramiz. Kırım doğumlu; babası orada kazasker imiş; Kırım işgal edilince dönmüş.

Yazar hepsinin tablolarını çiziyor. Manuk Beyin Rus pasaportu da var. Erivan doğumlu. Grubu o finanse ediyor.(s.217) Behiç askeri okuldan mezun. Ulemadan ve yeniçeriden nefret ediyor. (s.219) Çoğu oportünist. Galip efendinin uyum kabiliyeti IV. Mustafa ile anlaşmalarını da sağlayabilirdi. (s.220) Fakat ortak noktaları Yeniçeri ve Yamak iktidarını yıkıp, Nizamı Cedid’e dönmek!

Edirne’de sadrazam ve ‘savaş kabinesi’ bılınuyor. İstanbul’da ise, Kaymakam Paşa idaresinde “Başkent kabinesi” var. Rusçuk Yaranı bu ikiliği kışkırtıyor. (s.223) Musa Paşa (kaymakam, değersiz biri) kovuldu. Tayyar Paşa, Rusya’dan kendisine tahsis edilen özel bir gemi il geldi. Sultan Mustafa iyi karşıladı; kaymakam paşa yaptı. Böylece “feodal reaksiyonun en büyük şeflerinden biri”  iktidara geldi. (s.224) Bayraktar ve dostları da en büyük feodallere (aralarında dost ve düşman da var) dayanmak zorundalar. (Çapanoğlu, Karaosmanoğlu dost, yanyalı Ali, Serezli İsmail düşman.) 1807-1808 kışı, Osmanlıyı paylaşma planları tüm Rumeli ayanını Alemdar etrafında topladı.

Bayraktar Rus savaşına “büyük felaket” olarak bakıyor. Kendisi “iyi komşuluk”tan yana. Prens Constantin İpsilanti ile arası iyi. (s.268)

İstanbul’a yürüyüş: Haziran 1808’de hazırlık. Çelebi Mustafa Paşa’yla anlaşıyor. (s.278) Bayrakdar. Manuk Bey’e gönderdiği mektupta, kuvvetlerinin müttefikleriyle beraber 80 000 kişiyi bulduğunu söylüyor. (s.280) 13 Temmuz 1808’de Kabakçı öldürüldü ve kellesi Bayraktar’a yollandı. Selim III de yiğitçe direnerek öldü. (Vahşet sahneleri betimleniyor.) (s.287)

Sonuç: Osmanlı Devleti “XIX. yüzyılın son çeyreğinde “yarı-sömürge” oldu. Bağımlılık çok daha önce (XVII. yüzyıl sonları) başlamıştı. XVIII. yüzyıl savaşları “askeri-feodal örgütlenmenin krizi”ni artırdı. Feodal rant azalıyor. (s. 387) Bu kriz kapitalist üretim ilişkilerinin gelişmesiyle eş zamanlı değil. Selim III, “mutlakiyetçi bir feodal rejim” kurmak istiyor. (s.388) İlerici Rusçuk Yaranı başka bir ilerici almaşık temsil ediyorlar: “Devletin genel çıkarlarını yerel çıkarlarla uyum haline sokmak ve bir çeşit federasyonla feodal parçalanmayı önlemek.” Rusya’ya dostça bakıyorlar. İstanbul’da bir Anadolu ve Rumeli feodalleri meclisi topladı. (Senedi İttifak) (s.389). “Bayraktar yeniçerilerin keyfiliğine ve ulemanın mutlak gücüne son vermek istiyordu.” (s. 390) Feodaller federasyonu fikri ütopik, fakat zamanına göre “ilerici”. Osmanlı tarihinin “en heyecan verici” sayfalarından biri. Türk olmayan burjuvazi “büyük ölçüde ayrılıkçı eğilimler taşıyordu” (s.390) Mustafa Alemdar, nüfuzlu ticari burjuvazinin sempatisini kazanmak için çaba sarfediyor.” (s.389)

Sonunda II. Mahmut, “Ortaçağ kalıntısı” yeniçerileri ortadan kaldırdı.