ALİ VEHBİ BEY

ALİ VEHBİ BEY; Souvenirs d’Abdulhamid; Paris, Neuchatel, 1916.

Bu eser büyük kuşkular yaratmış, genellikle Sultan’a ait olmadığı kabul edilmiştir. İlk kez 1919 Utarit gazetesinde gazetesinde tefrika edilen ve sonra da basılan (daha sonra da İsmet Bozdağ’ın Leipzig seyahati ve “Kolze’den aldım?” efsanesine yol açan) Hatırat-ı Sultan Abdülhamid-i Sani başlıklı eserin aslında Süleyman Nazif tarafından yazıldığı iddia edilmiştir. Bkz. Süleyman Nazif).

Aşağıda kitaptan alınan bazı bilgi ve görüşler bulunuyor.

Abdülhamid Ermeni sorunu konusunda kendisini savunuyor. Ermenilerin heryerde refah içinde olduklarını söylüyor. Mareşal Zeki Paşa’nın buluşu olan Hamidiye Alayları Rusya’ya karşı düşünülmüş. (s. 17) Reşit Paşa iltizamı kaldırınca Ermeniler karşı çıkmışlar. (s.13)

Yahudileri bireysel olarak kabul ediyor; fakat devletlerine karşı. Kolonizasyonu tehlikeli buluyor. “Théodore Herzl beni ikna edemez!” diyor. (1895) (s.18) Said Paşa Bursa’yı başkent yapalım demiş; Abdülhamit “yüce hatıralarımız İstanbul’da” diyor; fakat öneriyi dikkate değer buluyor. Ruslar tekrar İstanbul kapılarına gelirlerse ne olacak?

Yüksek bürokrasinin yüksek gelirleri: Sadrazam (yıllık) 330 000 Frank; kapudan paşa 414 000 Frank; diğer nazırlar 330 000 Frank; maliye nazırı 120 00 Frank. Küçük memurlar çok fakirler. 40 Mareşal, 60 vezir, 13 nazır, 180 bala dereceli memur, 390 da ula dereceli memur var. (1899) (s. 35)

1878 Rus Harbi anısı: “.. generallerimizin yeteneksizliği ve savaş sırasında çok sayıda yüksek memurumuzun satın alınması” bilinen sonucu yarattı. (1898) (s.43)

Jön-Türkleri İngiliz oyuncağı olmakla suçluyor. İngilizler Hintlilere Anayasa vermiyorlar; ama, Jön-Türklerin Anayasa isteklerini destekliyorlar. (s.88)

Sultan Bismarck’ı çok övüyor. Değerinin anlaşılmadığı kanısında. Almanların  Bağdad Hattını yapmış olmaları Rusları kızdırmış; oysa onların sadece iktisadi çılkarları var; oysa İngilizler olsa siyasal çıkarları da olurdu. (s. 134) Almanların Bağdad Hattı boyunca kolonizasyona gidecekleri konusunda Alman basınında yazılar çıkıyor; Abdülhamit bunlara çok kızıyor; Anadolu’yu kimseye vermeyiz, diyor (1905). (s.118)

Sultanın serveti. Sultan örnek olmak için tazminatını (Liste Civile) 627 00 liradan 577 000 liraya indiriyor. (1902 – bir lira = 20 Frank). (1902) (s. 78) Serveti hakkında şunu söylüyor: “Hemen hemen bir şehri besliyorum.” “Eğer büyük bir servet yapmanın çaresini bulduysam bu, ormanlarım ve topraklarım sayesinde oldu.” Bunu mükemmel bir maliyeci olan Agos Paşa sağlamış; onu yerine geçen Portugal Paşa da çok iyi imiş! Büyük şirketlere verilen imtiyazlar sayesinde de çok kazanmış. Mabeynci Ragıp Efendi de Güney Afrika altınları ile çok spekülasyon yapmış! Son bilançoya göre serveti sekiz milyon lirayı aşmış. (1902) (s. 79-80) Fakat ülkenin mali durumu çok kötü. “Bizde eksik olan sistemli bir mali idaredir” diyor. Alacaklılar tefeci faizleri alıyorlar. Bunlar 1885’te azaltılmış.

Hıristiyanlar adam başına 50 lira vergi vermeleri gerekirken 20 lira veriyorlar. Yine de feryat ediyorlar. En çok vergiyi fakir Osmanlı halkı ödüyor. Mültezimler, nezarete rağmen, hala çok güçlüler.(1901)  (s. 69)

Abdülhamit: “Bize sansür lazım… Tebaamıza çocuk muamelesi yapmalıyız. Gerçekten de onlar büyük çocuklar!”

Türklere karşı haçlı zihniyeti devam ediyor. Gladstone’un yalanları (“Bulgarian Horrors”) anlaşılmış; fakat şimdi (1894) aynı şey Ermeniler için yapılıyor, diyor. (s.101)

Masonlara çatıyor. “her türlü özgürlük fikri saçıyorlar.” (1899) (s. 51) Bunlar İngilizler için çalışıyorlar.

Anadolu demiryollerı pazarı genişletecek, iktisadi hayatı canlandıracak. Kendisine gerici (rétrograde) diyenlere yanıtı bu! (1900)  (s. 55) Abdülhamit “İzzet Bey beni iddia edildiği gibi etkilemiyor!” diyor. Onu çok takdir ettiğini, fakat herkesi dinleyip kararını kendisinin verdiğini söylüyor. (s.57)

Sultan casusluğun savunmasını yapıyor. (s.58) Said, Kamil ve Tahsin Paşalar. Sıkışınca birincisi Rus elçiliğine, ikincisi İngiliz elçiliğine, üçüncüsü de Alman elçiliğine sığınıyorlar.(1900)  (s. 58-59)