MONTECUCULİ

ANASAYFA

MONTECUCULİ (General); Mémoirs de Montecuculi; Paris, 1746.

Yazar Avusturya İmparatoru’nun generali. 1664’te St-Gothard’da Osmanlılara karşı zafer kazandı. Eser 1665’te yazılmış. 1712-1760 arasında Fransa’da 9 kez yayımlandı. İtalyanca’ya da çevrildi. 1760’da da Rusça’ya çevrildi.

Eser üç kısımdan oluşuyor. İlk kısımda genel olarak savaş teorisi yapılıyor. Sonra Türklere karşı savaş anlatılıyor ki burada bizi ilgilendiren kısım da bu. Üçüncü kısımda da Macar savaşları ele alınıyor.

“Barbar halklar başlıca avantajı sayıca üstünlükle ve dehşet salmada bulurken, disiplinli ordular düzen ve değer ilkeleriyle avantaj sağlıyorlar.” Türkler daima savaşa hazırlar. “1663’ten önceki yıllarda mandaların çektiği inanılmaz sayıda gemi ve tekneler Tuna’ya ulaştılar ve Macaristan’a, Belgrad’a, Essek’e ve Buda’ya büyük miktarlarda yiyecek, büyük toplar, teçhizat ve buna benzer şeyler taşıdılar.” (s. 209) Türkler düşmanı şaşırtmak için çeşitli dedikodular çıkarıyorlar (Venediğe savaş, Transilvanya’ya savaş vb. gibi). “..Türkiye’de sadece savaş mesleği takdir edilir ve yükselmenin, zenginleşmenin başka yolu yoktur; öyle ki askerlik için arzusu ve yeteneği olanlar mutlaka bu mesleği seçerler. Vegece’nin (Latin yazar) Lacedemonien’lere yaptığı övgü, bugün, aynı haklılıkla Türklere de yapılabilir.” (Yazar Türkleri sık sık Romalılarla karşılaştırıyor.) “Hiç kuşku yok ki güçlü, hırslı ve kıskanç halklarla, özellikle de şu anda sözünü ettiğimiz Türklerle komşu olanlar gerçek barış yaşayamazlar: onu bunaltmak ya da onun tarafından bunaltılmak; ölmek ya da öldürmek gerekir.” (s.222) Devamlı ordunun çok pahalıya mal olduğu söyleniyor; oysa “zihinleri isyan ettiren devamlı ordunun ismidir, kendisi değil!” (s.226) Sürekli orduya yapılabilecek tüm itirazları yanıtlıyor (isyan tehlikesi, devletlerin özgürlükleri vb.) “Her eyalette, Saray yeniçerilerini taklit ederek, bir savaş akademisi kurmak gerekiyor.” (s.232) Türkler savunma silahları olarak örme zırhlar, pike etekler (?) (des jupons piqués), kolu dirseğe kadar örten zırhlı eldivenler, küçük kasklar, kalkanlara (veya ‘targue’lara) sahipler.” (s.234) “Ne yaya ne de at üzerindeyken ön ve arkalarını örtecek zırhları yok” bu da onların hareket kabiliyetini artırıyor. Tite-Live, Tacite ve César’ın eserlerinde Tatar, Eflak ve Buğdan’lıların savaşçılıkları anlatılıyor. (s. 235) Benzer halklarda savaş biçimleri anlatılıyor. (s. 235)

“Yakından hücum silahları olarak, Türkler, demirin altında ufak şeritler (bandroller) taşıyan kargılar (lance), kılıç veya yatağanlar, uzun ve sivri kılıçlar, demir gürzler, çekiçler, kemerlerinde taşıdıkları silah baltalar; uzaktan da ok, mızrak (dard), arkbüz, misket ve bazı tabancalar kullanıyorlar. Fakat, 1) piyade silahlarının kraliçesi olan mızraktan (pique) yoksunlar; 2) Türklerin misketleri bizimkilerden daha uzun ve hacmi de daha küçük. Misketleri omuza bağlı olarak (bandouliere ile) kullanmıyorlar; barutlukları da olmadığı için doldurmaları daha çok zaman alıyor. Demirlerinin dökümü mükemmel olduğundan mermileri ağırlığında barut doldurabiliyorlar; daha uzağa ateş edebiliyorlar ve bizimkilerden daha etkili oluyorlar.” (s. 236)

Süvari silahları. I) Savunma silahı olarak önlü arkalı zırhları var; fakat çok sıkmamalı; 2) hücum silahları olarak da hiç eğilmeyen sağlam muhafazalı uzun kılıçlar ve bazı küçük misketler. Süvari silahlarının en iyisi kargı (lance)” (s. 238-239)

“Ordunun değeri generalin değerine bağlı. Türkler tecrübeli, değerli ve icracı askerler ve komutanlara sahipler.”

“Türk birlikleri silahları kullanma eğitimine, askeri hareketlere ve düzeni korumaya riayet ediyorlar.” (s. 258)

“Türkler arasında disiplin iyi; cesur, itaatkâr ve sadeler (sobre).” (s.260) (Bu özellikler yaşlarından, sağlıklarından, kaderciliklerinden ve ‘Maslah’ adında afyonlu bir içkiden ileri geliyor.

“Türklerin ilk ve en önemli avantajları birliklerinin çok kalabalık oluşudur.” (s.264) “Türk, büyük sayıda zanaatkâr ve öncüye sahip. Kılavuzları da var, casusları da.” (s.276) Para ve korku insanları çekiyor. Zanaatkârlar ya merkezden ya da ordunun bulunduğu eyaletten katılıyorlar. Topçular da beraber yürüyorlar. Topçu ve mühendisler arasında Moskovalı, Polonyalı, Fransız, İtalyan ve Macar dönmeler yığınla! (s.277) Öncülerin dışında azaplar var. (Ermenilerden, gönüllülerden)

Toplar Türkiye’de yapıldıkları gibi, Holanda, Fransa ve İsveç’ten satın alınıyor. (s.279) Toplar genellikle çok büyük; “kullanımı ve hedefe yöneltilmeleri zor oluyor.” (s.280)

Türklere karşı avantajımız şurada: tahkim sanatının inceliklerini bilmiyorlar. Topları çok yavaş kullanıyorlar. (s.287)

Türk ordusu erzak bakımından çok zengin. Düşmana yakın köy ve tarlaları yakarak erzak savaşı da yapıyorlar. (s.294)

Türklere karşı savaşın uzun olması lazım. (s. 307)