AKARLI, ENGİN DENİZ

AKARLI, ENGİN DENİZ; Belgelerle Tanzimat: Osmanlı Sadrazamlarından Alî ve Fuad Paşa’nın Siyasî Vasiyetnameleri; Turkuaz Yayınları, İstanbul, 1978.

Yazar bu “vasiyetname”lerin tartışmalı olduğunu, asıllarının bulunamadığını; fakat vezirlerin söz ve davranışlarına çok uygun olduğunu söylüyor. R. Davison’u da tanık gösteriyor. Sonra çok okunmuşlar; elden ele dolaşmışlar.

Fuad Paşa’nın “vasiyeti” 3 Ocak 1869 tarihinde Nis’te kaleme alınmış. Dış politikada esas olarak İngiltere’ye dayanıyor. Baş düşman olarak da Rusya seçilmiş. Temelli idari ve siyasî reformlar savunuluyor. Dinin tüm ilerlemeler açık olduğu; fakat, iyi bilinmediği ileri sürülüyor. Deniyor ki “Devlet’in ve ülkenin herkesin eşitliğine dayandırılan birliği! Bendenizce bütün kamu görevlilerinden beklenmesi gereken tek nas, tek dogma budur.” (s. 7) “Bana gâvur diyecekler” diye korkuyor. Belge “yaşayabileceğim ya birkaç gün ya da birkaç saat kalmıştır” diye başlıyor; “zayıf ve titreyen elim artık daha fazla devam etmeme izin vermiyor” diye son buluyor. (s.7)

Alî Paşa’nın “vasiyetnamesi” Eylül 1871’de Bebek’te kaleme alınmış. Belgede “Fuad’la beraber izlemek istediğimiz programı arz ediyoruz” deniyor. “Şu anda, Efendimiz, ünlü atalarımızın mirası bulunan Osmanlı Devleti, bütünlüğünü aşağı yukarı muhafaza etmiş durumdadır.” (s. 17) Avrupalı hayalperestlere çatıyor: “Onlara göre derhal ve hazırlıksız olarak Avrupa’nın gelenek, görenek ve yönetim düzenini Türkiye’ye sokmalıydık.” (s. 20) “Memurlara şu veya bu kişinin emrinde olmayıp, bir kliğe değil bir idareye bağlı olduklarını anlatmaya yarayan talimatı sultanlarımız imzaladılar.” (s. 21) Daha önce büyük istikrarsızlık vardı: “…sürekli yenilenen bir memur kadrosuna verilen işlerdeki duraklama..”,  “geleceğinden emin olmayan memurların moral bozukluğu yüzünden görevlerine bağlı olmayışları”, himaye vb.. (s.21) Bunlarla savaştık. Düzenlediğimiz yönergeler uygulanamadı. “Onları uygulayacak yetenekte adamlara her zaman sahip olduk mu?” (s.22) İkinci derecedekilerin çoğu asalak. “Bizde mertebe düzeninin (bürokratik hiyerarşi) yokluğu, belli yönetim görevlerine ulaşmak için bir ön hazırlık döneminin eksikliği ortadadır… İnsan bir şans eseri akşam katip yatıp, ertesi gün sadrazam olarak uyanabilir.” (s. 22) Bürokrasinin ağır bir eleştirisi..

Kaimeleri tedavülden kaldırarak mali itibarımızı sağladık (s.24) “Hiçbir beşeri güç milliyetler prensibi ile sosyalizmin ortaya çıkardığı olayların gelişmesine engel olamaz.” (s. 26)  Hıristiyanlar da asker ve subay olmalı. (s. 30) Müslümanlar ise tarım, ticaret ve sanayi ile uğraşmalı. “Müslüman tabakanın başlıca işi devlet hizmeti iken halkın geri kalan kısmı kendini servet getiren mesleklere adamıştır. Bu yüzden tebaamızın Müslüman olan bölümü üzerinde somut ve kötü bir üstünlük yaratılmaktadır.” (s. 31) Müslümanlar kan vergisi veriyorlar…

“Memurlarımızın çoğu ne yeterli maaş almakta ne de ödüllendirilmektedir. Söylemesi çok acı, bunlar en sadık ve en çalışkan olanlardır.” (s.32)

“Her yerden çok Maliye Nazırlığında düzen ve özen gereklidir. Para her işte olduğu gibi hükümet için de hareket olanağı sağlar. Vergilerin toplanmasının ve devlet gelirlerinin kullanımının genel denetimini Maliye Nazırlığı üstlenmelidir. Vergilerin teslim edildiği ve gelirlerin dağıtıldığı merkez olmalıdır. Bütçe dairelere dağıtıldıktan sonra “Sultanımız bile” müdahale edememeli. Kısaca modern ve merkezi bir devletin tüm kurumları (kadastro ve istatistik daireleri dahil) öneriliyor. “Vakıflar ve başka mülkler yararına alınan tedbirler çok yetersizdir. Emlakin şu andaki durumu –düşük değerleri ve mülk sahibine yeterince yarar sağlayamaması- açıklamak istediğimiz durumu kanıtlamaktadır. Alım satımda, mülkün el değiştirmesinde bitmez tükenmez formalitelerle karşılaşılmaktadır.” (s. 35) Örnek: İpotek Kanunu o kadar  kısıtlamalarla dolu ki, yok sayılır. Bu yüzden mülk sahibi sıkışınca malını satıyor. “İşlenmiş topraklar ne kadar az!” (s. 36)

“Alman, İsviçreli, İrlandalı göçmen Amerika’ya gittiğinde tam olarak Amerikanlaşıyor. Avusturalya’ya giden de Avusturalyalılaşıyor. Bizde de sanayici olsun, tüccar olsun pek çok Avrupalı görevlinin bizlerden daha Osmanlı olduklarını gözlemekteyiz. Onlar bizim çıkarlarımızı bizden daha iyi anlıyor ve bizden vatansever oluyorlar.” (s. 37) “Tarım bugün tefecinin pençesindedir.” Devlet desteği lazım; ziraat bankaları kurulmalı. “En güvenceli ve en az masraflı yol dış ülkelerden becerikli kimseleri getirip Osmanlı ülkesine yerleşmeye teşvik etmektir.” (s. 37)  Basın özgürlüğü de tam olarak verilmeli. (s. 38-39)

Tarımda ve sanayide devletçilik yeriliyor.

(Bu ilk kez 1910’da yayımlanmış. Davison vb’ye göre ölümünden sonra gazetelerde yayımlanmış. Tarih verilmiyor. Davison’a göre Ali Paşa veya İmparatorluğu çok iyi bilen birisi yazmış. s. 417-418)

Ali Paşa’nın Osmanlı kolonizasyonu hakkındaki görüşleri ile 1869’da St-Clair ile Brophy’nin yayınladıkları eserdeki – A Residence in Bulgaria – fikirler arasındaki paralellik dikkati çekiyor.)

Alî Paşa’nın vasiyetnamesinin Fransızca versiyonu: Alî Pacha; Testament Politique; Revue de Paris, Mart 1910, no:5 ve Mayıs 1910 no: 9.

Paşa’nın hayatı övgü ile anlatılıyor. Ölünce 110 000 Türk Lirası (iki milyon Frank) borç bırakmış!

Yukardakine benzer notlar almışım. Bir yerde bazı Hıristiyan ve Musevilerin (Stephanovich, Ralli, Tubini, Camondo, Zarifi gibi) çok güçlü oldukları da belirtiliyor.

Aldığım notlara “tamamen uydurma bir şeye benziyor; dinî inancı çok kuvvetli olduğu bilinen Paşa ‘vasiyetname’sinde bu konuda hiçbir şey söylememiş; tam bir laik olarak kaleme almış vasiyetnamesini!..” diye bir gözlem eklemişim. Tam bir burjuva demokratik devrim programı..