MİLLİNGEN, JULİUS MİCHAEL

ANASAYFA

MİLLİNGEN, JULİUS MİCHAEL; Memoirs of the Affairs of Greece; Londra, 1831.

Yazar (1800-1878) Londra’da doğdu. Babası arkeolog. Kendisi Edinburg Üniversitesi’nde tıp tahsil etti. Üniversite’deyken Helen davasına sempati duydu. 1823’te Korfu adasına gitti. Bir tavsiye mektubuyla Lord Byron’u ziyaret etti ve onun hizmetine girdi. Misolongy’de ona refakat etti. Sonra da “cerrah” sıfatıyla Yunan ordusuna girdi. İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetlere esir düştü; fakat Canning’in araya girmesiyle serbest bırakıldı. 1826’da İzmir’e gitti. Oradan başka illeri (Kütahya, Bursa) de ziyaret etti. 1827’de Türkiye’ye yerleşme kararı aldı. Doktor olarak ün kazandı. Holanda delegesi olarak Dünya Sağlık Örgütüne (Board) katıldı. Aynı zamanda Osmanlı sarayına doktor olarak girdi. Beş sultana hizmet etti. Abdüzlaziz’in ölüm nedenini inceleyen heyette bulundu ve “intihar” yönünde görüş bildirdi. Urquhart’ı etkileyerek Türk hamamının Londra’ya gitmesinde rol oynadı. Arkeolojiyle de ilgilendi; o konuda da buluşları oldu. Frigya’da Aczani harabelerini buldu. 1870 Pera yangınında, Lord Byron’un yaşam öyküsü de dahil bir çok el yazması yandı. 1878’de İstanbul’da öldü. Üç kez evlendi. İlk karısı katolikti; Millingen’den boşanınca Müslüman oldu ve hareme girdi. Oğlu Frederic Millingen de önce Osman Bey adıyla Müslüman oldu ve Osmanlı ordusuna girdi; daha sonra da Yuananlı olarak Alexis Andrejevich adını aldı. (Dictionary of National Biography; cilt: 37, 1894) Burada söylenmeyen şeyler var. Karısı Kıbrıslı Mehmet Paşa’yla evlenerek tamamen Millingen düşmanı bir kavgaya başladı; ortak oğulları Frederic’i de bu kavgaya uygun bir şekilde yetiştirdi. Mehmet Paşa bir ara sadrazam da oldu. Oğlu ise Osman Bey adıyla İngiliz diplomasisini ve İngiliz ajanlarını teşhir eden eserler verdi.)

J. Millingen’in eseri adeta Yunanlılardan intikam almak için yazılmış. Yunan karakteri hakkında son derece ağır hükümler var. Sunuşta, eserin, Yunan davasına zarar vermemek için daha önce yayımlanmadığı söyleniyor! Şimdi bu sakınca ortadan kalkmış. Yunanlılarla, onların hakkında İngiltere’de hakim düşünceler arasında “çok büyük fark” bulunuyormuş. “Bu sizleri şaşırtmamalı, diyor; çünkü ben onları uzun ve dikkatli bir tecrübeyle tanıdım; oysa, Avrupa’da onlar hakkında  ilhamla hüküm veriyorlar. Yunanlılar belki de, güneşin altında, en düşkün ve en ahlaksız (‘the most depraved and upgraded people’)  halkdırlar.” (s. 6)

Yunan ruhban sınıfı hakkında ilginç bilgiler veriliyor. Ruhbanlar iki kategori, Birincisi “monastic” denen kısım. Bunlar çok güçlü. “Kilisenin tüm zenginliği, bilgisi ve liyakatı (dignities) onların ellerinde ve bu üç güçlü silah sayesinde her devirde halk üzerinde kuvvetli bir otorite sağladılar.” İkinci kategori: “dünyevi” kesim; bunlar evleniyor ve halk içinde yaşıyorlar. Fakirler ve pek bir güçleri yok. Ruhban sınıfının halktan kopuk hali onları halka karşı “paşalar kadar zalim” yapıyor. (s. 174) “Dini hiyerarşi mevcut hükümetle o kadar içten bağlar kurmuş durumda ki.. üyeleri her zaman halkın bir ayaklanmasına karşı çıkıyorlar.” (s. 175)

Hetaeria, aralarında yandaşlar sağlamak umudu taşımadığından planlarını bunlardan dikkatle saklıyor. Hatta planlarının gerçekleşmesi için ruhban sınıfını “başlıca engel” olarak görüyor. (s.176) İlk ayaklanma çıkınca ruhban sınıfı, Osmanlı yöneticileri ile birlikte halkı silahsızlandırmaya çalışıyorlar. Patras piskoposu Germanos da işbirliği yaparken İstanbul’daki patriğin katledildiğini öğreniyor. Ve Pelopones’deki Türklerin de Kilise’nin ileri gelenlerini yok edeceklerini düşünerek tamamen yön değiştiriyor. Ruhban sınıfında genel bir dönüş oluyor. (s.176) Önceleri daha çok kleptes ihtilalci idiler.

Ruhban sınıfı savaşta nasıl bir rol oynadı? Köylülerin başına geçti ve onlaraın şevkini artırdı. Çekingenlere Rusya’nın yardıma koşacağını söyleyerek cesaret verdi; “savaşın sadece kurtuluş için değil, aynı zamanda inancı korumak için de zorunlu olduğunu” telkin etti. Mora’yı terk etmiş olan klept liderleri (“kapitani”ler) geri döndüler ve ünlülerin ismi efsane oldu. Böylece “tüm beşeri ihtimallere göre ayaklanmaya en karşı çıkması gereken sınıf, beklenmeyen olaylar yüzünden onun en önemli desteği haline geldi.” (s. 177)

Bağımsızlık kazanıldıktan sonra ruhban sınıfının etkileri azaldı.

Eserle ilgili bir tanıtma yazısı için bkz. The Quarterly Review; 1831, No. 87. Vol. XLIV.

Millingen’i Osmanlı Sarayı’nda koruyan ve o dönemdeki bazı kaynaklarda doktoru “yaşlı günlerinin tesellisi” yapan  II. Mahmut’un kız kardeşi, Abdülmecid’in halası Esma sultan hakkında Reha Çamuroğlu’nun bir yazısından aldığım şu notları ekliyorum: “Esma sultan öyle bir kişilikti ki bir zamanlar yeniçerilerin aklına padişahların kadın da olabileceği fikrinin dahi düşmesinde etkili olmuştur. ‘İngilizlerin de kralıçası yok mu?’ diyerek saray kapılarında bağıran yeniçerilerin kafasındaki ‘kralıça’ işte bu Esma Sultan’dır. İlginç olan bu düşünceye itiraz edenlerin Sultan’ın kadın olmasına dayanarak itiraz etmemeleri, itirazlarını Sultan’ın çapkınlığına dayandırmalarıdır.” (Vatan-Pazar 2; 2 Mayıs 2004)