ABOU el HAJ, RIFA’AT ALİ

ABOU el HAJ, RIFA’AT ALİ; 1703 İsyanı, Osmanlı Siyasasının Yapısı; Ankara, Tan Kitabevi Yayınları, 2011; çev. Çağdaş Sümer. (The 1703 Rebellion and the Structure of the Ottoman Politics; 1984).

Yazar Princeton’da doktora yaptıktan (1963) sonra, önce Kaliforniya devlet Üniversitesi’ne, sonra da New York Üniversitesi’nde (SUNNY), Binghamton’a geçen Filistin’li akademisyen.

Bu eserinde II. Mustafa döneminde Cebecilerin –Edirne’ye yerleşmiş olan- Sultan’a karşı ayaklanmaları anlatılıyor. Cebeliler Ağa’sının da konağını basıp yağma ettikten sonra Yeniçeri ocağının da isyana katılımını sağlıyorlar. Bu dost ve kardeş birlikler burun buruna geldikleri halde birbirine silah çekmiyor. Üstelik Karlofça anlaşmasından sonraki on beş yıl içinde terhis edilen askerler arsında geniş bir işsizlik hüküm sürüyordu (s. 39).

İsyanın nedeni II. Mustafa’nın iktidarı –eski akıl hocası- Şeyhülislam Feyzullah Efendi’ye terk etmesi ve bu şahsın da yiyiciliği ve nepotizmi idi. Ayrıca Saray’ın Edirne’ye nakli tüketim talebini azaltmış ve bu da tüccarları isyancılara sempatiye yöneltmişti. Sarayın ihtiyaçlarını karşılayan tüccarlar büyük zarar içindeydiler. (s. 35, 37). Sonunda dört ayaklı bir ittifak kuruldu: Ordu, Ulema, paşa kapıları, tüccarlar (s. 62).

İsyan –çağdaş vakanüvislere göre- kendiliğinden bir hareket olarak başladı. Ve iktidarın meşruiyeti sorgulanmadan “adalet” ilkesi ön plana çıkarıldı. Tüm kararlar da temkinli bir şekilde alındı. Yeniçeriler kazanılmaya çalışılırken Seğmen Başı Murtaza öldürülmüş, bunu duyan Kaymakam Abdullah fa kaçmıştı. Yerine Rus kökenli ve Kavanos Paşa olarak da bilinen –ve Silahdar Hüseyin Paşa’nın kapısında yetişmiş olan- Sohrablı Ahmed Paşa getirildi. (s. 49). Ayaklanma müzakere heyetleri ve görüşmeler şeklinde barışçı yollar deniyor. İsyancılar bir yandan da savaşa hazırlanıyorlar.

II. Mustafa kafeste yetişmemiş. İlk iki yılı Feyzullah Efendi’ye tam tabiyet içinde geçiyor. Eski sultanlar gibi savaşlara katılmak, orduya komuta etmek gibi iddialarla tahta çıkmış. (1642’de doğan ve kırk beş yıllık hayatının neredeyse kırk yılını dış dünyadan kopuk geçiren Şehzade Süleyman, 1687’de sultan olunca inanamamış ve törene davet için gelen muhafıza “eğer iş benim öldürülmeme geldiyse, söyleyin ki son duamı edebileyim!” demişti. S. 80. Silahdar Tarihi’nden naklen).

Köprülü ailesinin elli yıllık saltanatından sonra Feyzullah ülemaya dayanan yeni bir dönem başlatıyor. Köprülüler saltanata meydan okuyan bir al-yapı kurmuşlar.  (s. 51). Köprülü Mehmet Paşa, “idari işler üzerinde iradesinin hiçbir şekilde hipotek altına alınmayacağını garanti altına alan bir sınırsız yetki elde etmeyi başarmıştı” (s. 69). (Aynı dönemde –mutatis mutandis- Cromwell’i çağrıştırıyor T. T.).

Yazar en üst düzeyde 15 makam tespit ediyor. Kavga buralara saray ve ordu mensuplarımı, yoksa vezir ve paşa kapılarından gelenler mi atanacak? Köprülü geleneği kapıları (yazar Köprülü dışında kırk kadar kapı var, diyor), II. Mustafa ve Feyzullah ise saray ve ordu mensuplarını iktidar yapmaya çalışıyor. (s. 78-79). İsyanın bastırılmasının ardından, III. Ahmed döneminde yine Köprülü geleneğine, yani kapı kulları hegemonyasına dönülüyor. (s. 131).

—– Aynı yazarın başka bir eseri: Formation of Modern State: The Ottoman Empire, XVIth to XVIIIth Centuries; Albany, State University of New York Press, 1991. (XX-155 s.)