ÇELİK, Yüksel

ANASAYFA

ÇELİK, Yüksel; Şeyhü’l-Vüzera Koca Hüsrev Paşa; II. Mahmud Devrinin Perde Arkası; Ankara, Türk Tarih Kurumu; 2013.

Beş padişah devri gören, özellikle de II. Mahmut dönemine damgasını vuran bir Paşa’nın (1769-1855) ayrıntılı bir biyografisi. Kavalalı Mehmet Ali Paşa ve Mustafa Reşit Paşa ile rekabeti önemli etkiler yarattı. Eser resmi “modernleşme tarihi” anlayışı ile yazılmış. İlginç somut bilgiler içeriyor.

  Paşa, Çavuşbaşı Said Ağa’nın kölesi olarak Enderun’a girmiş ve yükselmiş; “gulam sisteminin en parlak örneklerinden ve son temsilcilerinden” biri. (s. 413). Ata Tarihine göre 2500 kuruşa satın alınmış; tahsili hakkında pek bir bilgi yok. (s. 7). Daha sonra kendisi de çok sayıda köle sahibi olmuş. Mısır valisi olduğu zaman, daha sarih olarak da 1801 tarihinden itibaren köle tedarikine başlıyor. Bunları Bahçekapı’daki konağının “Mekteb-i İrfan” haline getirdiği bölümünde özel hocalar tutarak yetiştiriyor. Kölelerinin 30 ile 80 arasında değiştiği hakkında söylentiler var. Çocuğu olmadığı için onları evlatları gibi benimsemiş; onlardan “oğullarım” diye söz ediyormuş. Bunlar arasından sadrazamlar (2), damatlar, vezirler, kaptanı deryalar vb çıkmış. Çelik, bunlardan 22’si hakkında biyografik bilgi veriyor. (s. 420-425). Yazar reformculuğu hakkındaki görüşleri alıntılamış. “Kimseye güvenmemek, ikbal ve iktidarını korumak için her şeyi mubah görmek fıtratının bir parçası idi” (s. 443). 

Kariyerinin aşamaları  valilikler (Mısır, Bosna, Silistre, Trabzon, Erzurum) Kaptan-ı Deryalık (ilk kez atanması 31 Aralık 1831), seraskerlik  uğrakları.. Reformculuğu da bu çerçevede yer alıyor. Askeri reformlardan ötesini düşünemiyor; düşünmek de istemiyor. 1827, 8 Mayıs’ında Asakiri Mansure-i Muhammediye seraskeri olarak atanıyor. 25 Mayıs 1827’de de Bolu, Viranşehir, Kastamonu ve Çankırı sancakları muhassıllıkları ona veriliyor. Bu yeni dönemde Paşa’nın sarraflık hizmetini, Darphane nazırının önerisiyle, Tıngıroğlu Agop üstleniyor (s. 274-275).

 Mekteb-i Harbiye onun seraskerliği zamanında açılıyor; fakat asıl kurucular Namık Paşa ile Hassa Müşiri Ahmet Fevzi Paşa. Namık Paşa Mısır sorunun çözümü için Londra’ya yollanmış. Dönüşte Mareşal Maison’un tavsiyelerine de uyarak 1833’te harekete geçmiş. Sultan, Namık Paşa’ya, Husrev’i kastederek, “O koca.. hep kölelerini ve adamlarını büyük rütbelerle orduya soktu; ordu böyle malumatsız, cahil herifler elinde kaldı” demiş! (s. 301) Mekteb-i Ulumu Harbiye 1834’te –Maçka’daki atıl barakalar okula dönüştürülerek- resmen açılıyor. Gerçek bir askeri okul –Saint Cyr model alınarak- kurulması ise Selim Satı Paşa zamanında, 1837’de oluyor (s. 301). 1835-36 düzenlemesiyle seraskerlik protokolde sadrazam ve meşihat makamı ile aynı düzeye getiriliyor. (s. 345; Takvimi Vekayi, no: 121).

Husrev Paşa 1836’da, gücünün zirvesinde iken, seraskerlikten azlediliyor. Yerine eski kölesi Tophane Müşiri Damat Halil Rıfat Paşa getiriliyor. Karar büyük bir sürpriz oluyor. (s. 339). Seraskerliği sırasında, hatta azledikten sonra da askerlikle ilgili bir çok eser tercüme ve telif ettiriyor. (Tercümelerin asıllarının referansı yok). 1846’da ikinci kez seraskerliğe tayin ediliyor. (1842-46 arası Rıza Paşa serasker ve gücünün zirvesinde; Reşid Paşa ve ekibini pasifiye etmiş. s. 401).

Hüsrev Paşa’nın muazzam bir serveti var. Yazara göre, 1840’da Tekirdağ’a sürdülürken maaşı kesiliyor, borçları ödenmek üzere nakit para ve  mallarına el konuyor ve Paşa mali çöküntüye giriyor. Oysa serveti hakkında şu bilgi veriliyor. Büyük miktarda para ve altın, gümüş eşya, kıymetli taşlar vb dışında gayrimenkul mülkünün dökümü: “Ticarethane bitişiğinde, Bahçekapı’da ve Esentepe’de üç arsa; Baltalimanı ve Esentepe’de birer büyük çiftlik; Beyazıt ve Aksaray’da iki tütün dükkânı; Galata’da bir konak, Demirkapı’da başka bir konak; Bahçekapı’da Hamidiye sebilinin bitişiğinde büyük bir diğer konak; Emirgân’da bir yalı; değişik yerlerde birkaç çiftlik; Karaköy civarında bir mağaza, nihayet Fındıklı’da bir tabib dükkanı” (s. 449-450). (Arşiv belgesine dayanan bilgi). Ayrıca “karagöz oyunlarına kadar yansıtan bir dedikoduya göre, zürriyetsiz olan Hüsrev Paşa ‘oğlanlara ve oğlancılığa’da meraklıydı” (s. 380; Metin And’dan naklen).

Seraskerlikten azledildikten sonra siyasi hayatta yükseliyor. Meclis-i Vâlâ Reisliği ve sadrazamlık (kendisine seraskerlikten azlinden sonra “Şeyhü’l vüzera” unvanı veriliyor) yapıyor. Sadrazamlığı 1839-40 arası on bir ay sürüyor. Tanzimat Fermanı’na karşı olduğu için azlediliyor. Savaş sırasında bile asıl amacı rakiplerini sürdürmek veya yok etmek!!