GÜLERSOY, ÇELİK

ANASAYFA

GÜLERSOY, ÇELİK; İstanbul Kitaplığı Kataloğu; Çelik Gülersoy Vakfı, 1988.

Çelik Gülersoy’u Temmuz başında (2003) kaybettik.

İstanbul’la ilgili unutulmaz hizmetleri dolayısıyla hakkında pek çok yazı yazıldı. Küçük ölçekte da olsa, Türkiye’nin en önemli kitaplıklarından birini oluşturan bu aydının en önemli yönünü oluşturan ktütüphaneci niteliği üzerinde pek duran olmadı. Nilgün Cerrahoğlu’nun Cumhuriyet gazetesinde (12 Temmuz 2003) bir yazı bunların istisnasını teşkil ediyor. Oluşturmaya çalıştırdığım bu elektronik katalogda anılması gereken hizmetleri için Cerrahoğlu’nun yazısıntan alıntı yapıyorum:

“Gülersoy’la bir kış öğleden sonrasında yaptığımız o birkaç saatlik sohbeti ‘İstanbul Kitaplığı’nda gerçekleştirmiştik. Bu “müze kitaplığı’ Gülersoy, 80’li yıllar sonunda inşa etmiş, varını yoğunu oraya bağlamıştı. İstanbul’a kazandırdığı sayısız eser arasında en değer verdiği, yaşamının en kalıcı yapıtı olarak gördüğü köşe buydu. Yoktan var ettiği kitaplığı bana gururla gezdirmişti. Kendimi ‘Alis Harikalar Diyarında’ gibi hissemiştim. Neler yoktu o kitaplar arasında? İstanbul’dan gelip geçen eski büyükelçilerin anılarını mı istersiniz; De Amicis, Pierre Loti gibi yazarların İstanbul maceralarını mı?

Kitap rafları arasında dolaşırken Gülersoy’un kişisel iradesi, tutkusu, yapıcılığı ve mücadele gücüne hayran kalmıştım. Bu kitaplara yaşamını vermişti. Bir bir hepsini Paris, Londra, Prag, Varşova antikacılarından arayıp bulmuş; sebatla toplamıştı. ‘O zaman fiyatları makuldü; diye anlatmıştı; şimdi yaprakları tek tek müzayedeye çıkıyor.’ O günden hatırladığım, aklımda kalan en yoğun duygu ‘yalnızlık.’ Bu kadar emek ve özveriyle bir araya getirilen, yoktan yaratılan, İstanbul’da eşi benzeri olmayan kitaplık boş, bomboştu çünkü. Ne bir ses, ne bir nefes… Kitaplığın en sadık müdavimi Çelik Bey’in kendisiydi. Bizden başka içeride ne bir meraklı, ne bir öğrenci, ne bir ziyaretçi ne de bir araştırmacı vardı. Gülersoy hem yarattığı eserle gurur duyuyor hem de yaptığı işlerin gerekli adrese ulaşmamasından büyük bir kırıklık, acı duyuyordu. Söylediği her cümlede, verdiği her yanıtta bu acının ve küskünlüğün izleri vardı.”