RUSSEL, JOHN

ANASAYFA

RUSSEL, JOHN; De l’Etablissement des Turcs en Europe; Paris, 1828.

Eser “A. B. Ancien Secrétaire de l’Ambassade” imzasıyla yayımlanmış; fakat sunuş yazısında Lord John Russel tarafından yazıldığı belirtiliyor.

“400 ailelik (çadırlık) bir grubun reisi Osman Bey” efsanesini naklederek başlıyor. “Türklerin başlangıçtaki durumu basittir; savaşçı veya göçebe-hayvancı toplumların durumudur.” (s. 17) Türkler genellikle küçümseyici bir tonla veriliyor. Türkler “insanî, cömert ve iyiliksever insanlar”, fakat “gururları kırılınca, hırsları kışkırtılınca… islamî inancın bağnaz mensuplarından daha vahşi ve kan dökücü insanlar olamaz.” (s. 23)

Ulema “bir çeşit aristokrasi” teşkil ediyor. (s.45)

“Despotizme son legal muhalefet İstanbul halk yığınlarının muhalefeti; onlara hoş görünmek için Sultan her Cuma günü halka görünüyor.” (s.45)  Ranke’den aktarmalar yapıyor.

Michel Kantakuzen 1571’de Sultan’a 15 kadırga hediye etti. “Katırı üzerinde şehirde gezerken önünde altı, arkasında da bir köle ona refakat ediyor.” (s.94) Rumlar Türk adetlerini benimsemişler; türban taşıyorlar. Peloponez’de 14 köy halkı “eski Yunanca” konuşuyor. Adetleri, ev döşemelri de eski Yunanlıları anımsatıyor. Türklere nefreti Kilise canlı tuttu. (s.97)

Russel, Yeniçeri kırımını Charles Deval’in kitabından yaptığı aktarmalarla anlatıyor. (Bunları Deval’le ilgili notumda belirtmemişim.) II. Mahmut “zalim ve politik”.  Kırımı on sekiz sene “düşünerek planlamış.” “Bunu kanıtlayan şey şu: Mustafa’nın öldürülmesinden hemen sonra Nizamı Cedid’in silahlarını ve ‘giberne’lerini toplattı ve Saray’ın depolarına koydurttu ve büyük kırımdan üç ay önce hafif kumaşlar içinde, herkesten habersiz taşınan 50 000 tüfek de onların yanına kondu.” (s.102)

15 Haziran’da Yeniçeriler ayaklanıp “beş kafa” istiyorlar. (Yeniçeri ağası; eski Yeniçeri Ağası Hüseyin Efendi; Mehmet Ali’nin temsilcisi Necip Efendi; Sadrazam; Şeyhülislam.)

Bastırmada baş rolü Hüseyin Ağa oynadı. On beş gün devamlı kan aktı. Bu “büyük bir halk hoşnutsuzluğu” yarattı. Eski Saray’ın kapısına “Mahmut cellatının akibeti Selim’inkinden kötü olacak!” diye bir bildiri asıldı. “Belirtilmesi gereken bir nokta da, bütün bu buhran sırasında Frenk mahallelerinde sükûnetin hiçbir şekilde bozulmamış olması.” (s.111)

“Her şey düzene girerken ve Sultan yeni ordunun tanzimi için harekete geçmişken İstanbul’da dört ayrı yerde yangınlar çıktı.” Çıkaranlar kuşkusuz Yeniçeri sempatizanları. Yüz yıldır böyle bir yangın görülmemişti. 25 000 kadar ev yandı. Sokaklarda “kahrolsun sultan!” diye bağıran beş kadın da yakalanarak denize atıldı. (s.113) Bir ay sonra da Üsküdar’da yeni birliklerin kışlaları yakıldı. (s.114) Üçüncü bir yangın da nihayet Saray’a yakın bir yerde çıktı. (Bu yangınlar hakkında ayrıntılı bilgi için bk. Mustafa Cezar; Osmanlı Başkenti İstanbul; Erol Aksoy Vakfı Yayınları; İstanbul, 2002. s. 420 ve devamı) Hamallar da kısmen kırıma uğradı; kısmen de Anadolu’ya sürüldü. Orada eyalet paşaları onları öldürttü. Hamsalların ve hamalların yerlerini Ermeniler aldılar. (s.115) Katliam yerini gezerken yazar (Deval) çok korkunç manzaralarla karşılaşıyor. Bir fanatik “inşallah bir gün bütün gâvurların akıbeti de bu olur!” diyor. (s.113)