PORTER, JAMES

ANASAYFA

PORTER, JAMES; Turkey, Its History and Progress (From Journal and Correspondence of  S. James Porter); Londra, 1854.

Porter 1747- 1762 arası İstanbul’da elçi. Eser, notlarına göre tamamlandı.

Osmanlı dış ticareti hakkında bilgiler.

Yazar, Osmanlıların “despotizm”inin abartıldığı kanısında: “..sadece etrafımıza bir göz atalım ve çevremizdeki hükümetleri (devletleri) tarafsızca inceleyelim. Çok muhtemel olarak göreceğiz ki, Sultan, bir çok Hıristiyan hükümdardan daha fazla despot değildir; belki de bazıları kadar despot da değil.” (I, 256)

İhtilale kadar Fransa Türkiye’ye daha çok ihraç ediyor. (İhtilalden “kısa süre önce” Fransa 3, İngiltere 2,8 milyon sterlinlik ihracat yapıyor.) ( İhtilalden sonra İngilizler geçiyorlar. Bilhassa pamuklular. “Türklerin dış ticareti, en azından Avrupa’dan yapılan, esas itibariyle su yoluyla yapılıyor. Mallar kuşkusuz Tuna yoluyla taşınıyorlar; fakat bu ticaret dalı çok önemli değil, çünkü Trieste’den geçen deniz yolu – kısmen de Tuna’da seyri sefer büyük güçlüklerle karşı karşıya olduğu için- daha ucuz.” (s. 103) 1846’da ticaret (exp-imp toplamı) 18 120 000 sterling.  Buna İngiliz-İran transit (via Trabzon) ticareti de dahil. s. 110-111. Türkiye’nin ihraç maddeleri: Cotton, turkish yar, cattle, pigs, wine, dried fruits, carpets, raw silks, hare skins, goat and camel hair, oil, honey, wax, tobacco, hides, gall appels, madder, meerchaum and other pipes, opium and turkish sabres. (s.I, 112.) The principal imports: fine steel wares, brass and iron wire, stoves, nails, Nurnberg goods, glass (Bohemia), window glass (Belgium), mirrors (France, Austria), earthen ware (England), porcelaine (Bavaria, Austria) and all varieties of leather. s.I, 113. Ticaret şehirleri: İstanbul, Selanik, Edirne, Gelibolu, Larissa (Turkish red manufacturies, commerce in cotton and grain). s. 116.

Karadeniz’de ilk steamer (Trabzon) 1836’da göründü. (s.I, 119.) (Ticaret hakkında epeyce bilgi var.) 1828’de Türkler kahramanca savaştı. s. 207-208. Mahmud II, Prusya generali Müffling’in müdahalesi ile Eylül 1829 da Edirne Barışını imzaladı. Mahmud’un reformları başarısız. (Sultan Saray eğitimli) Buna rağmen kişisel erdemlerini övüyor. (s.I, 219.)

II. Ciltte Osmanlı hukuk sistemi iki ana dala ayrılıyor. Dini kanu (Şeriat) ve Siyasi kanun (Kanunnameler). Kanuni’ye kadar bu ayrım devam etmiş. “Multeka ul Ubhur’a” (dini kanun) dayanan açıklamalar. (s. 83) Sonra “siyasi kanun” anlatılıyor. (Siyasi kanun beş bölümden oluşuyor: Mali kanun, tımar kanunu, ceraim kanunu, sefer kanunu ve teşrifat kanunu. S. 81) Reşit Paşa’nın para hırsı ile yiyiciliği uzun uzun anlatılıyor.  Karısı da genç esir kızları yetiştirip satıyormuş. (II, 267.) Türk ve azınlık kadınları hakkında bilgiler. İstanbulda genel ve özel banyo sayısı çok fazla (“prodigious”); yazar bunu Türkler ve Yahudiler için, dinle açıklıyor. Poligami sanıldığı gibi değil. “Mr. White, konu hakkında pratik bilgilere dayanarak konuşuyor ve Başkentte poligami oranının % 5’i geçmediğini söylüyor. II, 367. (ulema, yüksek yönetici ve komutanların hemen hepsi tek karılı)  Taşrada daha çok rastlanıyor.

Rum doktorların çoğu Padova diplomalı ve büyük kısmı mesleğin temel ilkelerinden habersiz. (I, 347-348.)  Ömer Paşa ve Hurşit Paşa (englishmen: Guyon) hakkında bilgiler. (Cilt: I, 322-340.)

— M. PORTER; Observation sur la Religion, les Lois, le Gouvernement et les Moeurs des Turcs; Neuchatel, 1770.

Aynı eserin Fransızcası. Yazar eserine yazdığı sunuşta bu konuda daha önce (Batı’da) yazılan eserlerin cehaletinden, ön yargılarından söz ediyor. (s.7) Ancak son yirmi yıl içinde ciddi eserler çıkmaya başlamış. “Türkler genellikle zeki ve düşünceli insanlar.” (s.16) Yalnız Osmanlılar hakkında bilgi edinmek zor; çünkü tercümanlar da hoşa gitmeyecek soruları çevirmiyorlar. (s. 14)

İstanbul’da oturan ünlü Yahudi Zonana’lar, tüm İmparatorlukta Yeniçerilerin donanomını sağlıyorlar. Yeniçerilere zorunlu her türlü şeyi sağladıkları gibi, yeniçeri ağalarına da subay ve erlerin maaşlarını ödemeleri için avans veriyorlar. (s.17-18) Halen aktif olan Zonana’nın babası da aynı işi yapıyordu. Yeniçeriler çok sevdiği halde Tiryaki Mehmet Paşa kafasını uçurdu.

Paşaların baskı ve zulmü yüzünden İstanbul ile Ankara arasında 300-400 köy boşalmış. Hristiyanlar şehirlere kaçıyorlar. “Aynı nedenle, en zengin Rumlar servetlerini ve sık sık da şahıslarını güven altına almak için sermayelerini (‘fon’larını) Venedik’e geçiriyorlar; ekseriyetle oraya da yerleşiyorlar.” (s. 35)

Türkiye’de mezheplerden söz ederken Sabetay Zevi’nin de mezhebine işaret ediliyor. Gizlice Yahudi kalmışlar. (s.67-68)

“Türkler arasında çok sayıda gerçekten felsefi kafalılar var; Epikür ve felsefi sistemleri bütnlüğüyle dillerine tercüme etmişler.” (s.71)

Mollalar çok ayrıcalıklı. Mülkleri hep oğullarına geçiyor. En kötü ihtimal sürgün. Kadıasker, şeyhülislam oluyorlar. (s. 87)

Montesquieu Osmanlı toplumu hakkında yanlış bilgilere sahip; “mülkiyet yok” diyor. “Ona inanılırsa Sultan’ın despotizmi tüm kanunları içeriyor.” Bu düşünce “bu nüfuz edici dehanın” “büyük yanılgısı”. Oysa peygamber aileler içinde verasetin düzenini sarih bir biçimde tayin etti. Mülklerin nekadar kanunların garantisi altında ve Sultanın iktidarı ve müdahalesi dışında (tayin edilmiş). (s.90)

Anti-grek görüşler: “.. bize Türk İmparatorluğunu en iğrenç bir şekilde sundular.” (s.129) Saray “hertürlü düzenden yoksun, sadece tebaasının ezilmesiyle beslenen bir tiranın aç gözlülüğüne ve kaprisine ve yayılabildiği ölçüde insan neslinin tükenmesi  mutlak bir şekilde bağlı bir iktidarı” ifade ediyor. (s.130) Oysa biraz dikkat edilirse görülür ki “sultan, Hıristiyan ülkeler hükümdarlarından daha fazla despot değil; hatta bazılarından daha az despot!” (s.131) Fakat “kadılıkların utanmazca satılması” da not ediliyor. (s.132) Bu arada Bekir ağa, kızlar ağası ve bir de ermeni bir kölenin “triumvira”sından söz ediliyor. Elmas vb. deposo yapıyorlar. (s.143)

1757’de sultan öldüğü zaman Vezir Ragıp Mehmet Paşa sadrazam idi. “En yetenekli ve en becerikli” vezir idi. Sultan Mustafa’nın tahta geçmesinde rol oynadı. Ya daha önce bu prensle gizli ilişkiler içindeydi, ya da bilgisi, natıkası ve yalakalığı sayesinde şefkatini kazandı ve onun hem dostu hem de sırdaşı oldu.” Ve bu koşullarda “mutlak otorite sahibi” bir vezir haline geldi. Ayrıca damat da oldu. (s. 169) Çok güçlü bir kızlarağası sultana sık sık vezir değiştirmesini tavsiye etmişti; Ragıp Paşa bu kızlarağasını sonunda sürdürüp hareme de hakim oldu. (s.175) Defterdar çok sevilen bir adamdı; onu da kıskandı ve bir hesap kontrolü yaptırdı; orada da açık bularak onu da sürdürdü. (s.177)

Sultan, Veli Efendiyi müftü yaptı. Güçlü bir insan; vezir Ragıp Paşa’ya denge sağlıyor. Onun hakkında da bir dedikodu çıkartıp sürülmesini sağladı. (s.183)

Ailede babaya müthiş bir saygı var. Bu iktidara saygının da temelini oluşturuyor. (II, 79-80) “Türkiye’de önemli mevkilere doğum yoluyla gelinmiyor. Yetenek ve liyakat bir köylüyü en önemli devlet görevlerine taşıyabilir.” (II, 74) “Bununla beraber dikkatimi, sadece cedlerinin liyakati ve yaptıkları hizmetler dolayısıyla halkın saygısını kazanmış bazı aileler bulunması çekti. İbrahim Han’ın soyundan gelenler gibi.. İbrahim Han prens Mehmet’in veziri idi. Mehmet Düzmece Mustafa  (Beyazıt’ın oğlu) savaşırken ölünce haberi haberi oğlu Murat’a gizlice ulaştırmak için kırk bir gün gizli tuttu ve “Han” sıfatını aldı. Daha son Kanuni de tüm imtiyazlarını onayladı. Aile de “Hanoğulları” ismini aldılar. Köprülüler de böyle güçlü ailelerden. Damaszadeler var.

Ragıp Paşa zamanında İstanbul’da erzak kıtlığı olunca kadınlar toplanıp stok olduğuna inandıklaro dükkanlara hücum ettiler. (II, 83)

“Sultan Mahmut, yeniçerilere, bir sürü ayrıcalık arasında bir de ithalat resminden muaf olma ayrıcalığı tanıdı. Onlar da kabotaj hakkının en kârlı branşları üzerine atladılar ve ticaretlerini Kahire ve Suriye’ye kadar yaydılar.” (II, 128) Ve “çok geçmeden bu birliğin savaşçı ruhu, merkantil ruha dönüştü.”  Düzenin savunucusu haline geldiler. Artık ihtilale, karışıklıklara karşılar. Buna rağmen taşralı yeniçeriler son savaşta eskisi kadar dövüşken oldular. (II, 128)

Sipahiler 12 000 kadarlar ve altı bayrak altında toplanmış haldeler. Sultan Mahmut zamanında 13 Asyalı Türk afyon çekmiş halde ya da fanatizmle halkı isyana kışkırttılar; yeniçeriler bile onlara dokunmadı; fakat Rum satıcılar onları tahta sopalarla yere yıktılar ve sonra korkudan kaçtılar. Sultan onları affetti. Bir ferman ile Hıristiyanlara da bu hak tanındı.

Rum patrikliğine gelmek için Türklere 90-100 bin kuruş dağıtmak gerekiyor. Gelenler de üç seneden fazla pek kalmıyorlar. (II, 139) İstanbul’da bin kadar sahtekar doktor var. (II, 162)

Eflak ve Buğdan voyvodalıklarını elde etmek için de 1500-2000 kese harcanıyor.