FLEURY, ANTOİNE

ANASAYFA

FLEURY, ANTOİNE; La Pénétration Allemande au Moyen-Orient, 1919; Le Cas de la Turquie, de l’Iran et de l’Afghanistan; Cenevre, A. W. Sijthoff-Liden, 1977.

Almanlar mağlup olunca müttefikler Türkiye’deki (6-7 milyar Mark olarak değerlendirilen) tüm varlıklarına el koydular. (s. 98)

Asıl ilişkiler Weimar Cumhuriyeti ile başladı. Mart 1924’te bir dostluk anlaşması ile Türk-Alman ilişkileri kuruldu. Alman elçiliği açıldı. 1927’de de bir ticaret anlaşması imzalandı. Asıl 1929’da Tevfik Rüştü Aras’ın ziyareti sırasında bir seri anlaşma imzalandı.

Ocak 1926’da Frankfurt Ticaret Odasında Türk Alman ilişkileri konusunda bir genel kurul toplantısı yapıldı. Başta büyükelçi Kemaleddin Sami Paşa olmak üzere Türkler Almanları çok övdüler ki bu durum “1933’ten sonra sık sık rastlanılacak fikirlerin habercisi”. (s. 102) İngiltere’ye karşı Alman-Türk dostluğu.

Türk-Alman ticaret ilişkileri 1923-33, özellikle de 1928-33 arası Türkler lehine cereyan etti. 1930’da maksimum değerlere ulaşıldı. Bu yıl Almanya’ya 69 milyon marklık ihracat yapıldı; oradan da 48,3 milyon marklık ithalat yapıldı. Bu dönemde Türk dış ticaretinde en büyük pay Almanya’nın; Almanya için Türkiye marjinal! (s. 106) Almanya Türkiye’yi Irak, Suriye, İran, Afganistan, Mısır arasında köprü olarak görüyor. Onun için kalkındırması, itibarını artırması lazım. (s. 108)

1933 ve Hitler’in iktidara gelişi ile ticari ilişkiler hız kazandı. (Yazar 9 yeni anlaşma sayıyor). Türkler diğer ülkelerle ticaret oranının Almanya lehine azalmasından memnun değiller; fakat diğer ülkelere ait elde ayrıntılı etüdler yok.

1931-36 arası Alman ticaretinde Türkiye’nin payı % 05 – % 1,6 arasında değişirken (maksimum 1935’te % 2,25), Türk ticaretinda Almanya ithalatta % 21,4 (1931) ve % 45,1 (1936) arası, ihracat ise % 10,7 (1931) ve % 51 (1936) arası değerler kazanıyor. (s. 119) (Bu konularda Glasneck’e çok göndermeler var.)

Almanlar Türklere güvenip orduyu modernize edemiyorlar. (s. 130) Oysa Türkiye’de resmi ya da gayrı-resmi olarak 2000 Alman çalışıyor ve bunlardan 238’i nazi. (s. 131)

Türk diplomasisi “ihtiyat ve zamanlama” ilkelerine dayanıyor. Türkler Alman anti-semit ve anti-sovyetik politikalarına sempati ile bakmıyorlar. Özellikle anti-semit şiddeti ve önlemleri kınıyorlar. (s. 164). (Bu konuda bkz. Bulletin Périodique de la Presse Turque; no: 95-99, 1933)

Aktif politika Balkan ve Sadabat paktları ile somutlaştı. Balkan Paktı (‘Küçük Entente’ın tamamlayıcısı) Fransa ve Rusya tarafından “hararetli teşvikler” aldı. (s. 161) Balkan Paktı Şubat 1934’te (Türkiye, Yunanistan, Romanya, Yugoslavya) imzalandı. Tevfik Rüştü Aras (dönme olduğu belirtiliyor) çok övülüyor. (Yazar ayrıca M. Baumont’un kitabına göndermeler yapıyor: Les Origines de la Deuxieme Guerre Mondiale, Payot, 1969.)

Ekim 1935’te İtalya’nın Etiyopya’ya saldırması Türkiye’de çok kötü etkiler yaptı. 12 Adaya hakim bir İtalya Türkiye’ye çok zarar verebilir. İtalya’ya karşı kolektif önlemler sorunu (Milletler Cemiyeti çerçevesinde) Türkiye’yi zor durumda bırakıyor. Hitler Muslini’ye gitgide yaklaşıyor. Türkiye’de İngiltere’ye dönüyor. Nisan  1936’da SDN’ye Boğazların değişmesi sorunu gelince Haziran-Temmuz içinde Montreux Konferansı toplanıyor ve Türk-İngiliz yakınlaşması belirginleşiyor. Rusya bundan kırılıyor. (s. 173) Tevfik Rüştü Aras (‘bir aktif hayalci’) Ruslarla İngilizleri yakınlaştırmayı düşlüyor. Fakat iki savaş arasında İngiliz devlet adamları Bolşevizm’den okadar tiksiniyorlar ki, Hitler’i hep Bolşevizm’e ona karşı set olarak düşünüyorlar. Dışişleri genel sekreteri Numan Menemencioğlu daha gerçekçi. Almanları hep kolluyor.

Fleury Atatürk’ün dış politikasını şöyle özetliyor: “Kabul etmek zorundayız ki, Türkiye, her durumda ve her şeye karşı önce karar özgürlüğünü korumak istiyor. Atatürk’ün değişmez dogması bu oldu.” (s. 175) 1936 sonbaharında Atatürk ve sonra da İnönü dış politika ve sonra da Rusya’dan sempati ile söz ediyorlar; Almanya’dan bahsetmiyorlar. Almanya alınıyor.

İngilizler Musul sorunu için Kürtleri kullandılar; bunun için de Atatürk Kürtleri ezdi. (s. 177)

25 Kasım 1936’da Almanya-japonya anti-komintern anlaşması; bir yıl sonra buna İtalya da katıldı. Habeşistan (Etiyopya) işgaline kadar İtalya Sovyetlere dostça yaklaşıyordu. (s. 177)

1938 başında Hitler kadro değiştiriyor. Askeri kumandayı bizzat alıyor. Dışişlerine Ribentrop geliyor (Himmler, Goebels vb de göreve geliyorlar). Bunlar Hitler’in maceraperest eğilimlerini desteklemekten başka bir şey yapmıyorlar. (s. 180) 1937’de Sovyetlerin Ankara elçileri Karahan’ı geri çekmeleri, sonra da öldürmeleri ve Sovyetler Birliği’ndeki Türkiye konsolosluklarının kapatılması Türkler için “belirsiz ve  kaygı verici” oluyor. (s. 177)

Almanya Monteux’yü tanımıyor ve Türklerle ikili anlaşma istiyor. Türkler buna karşı; zaten hakları da yok. 1938 Haziran-Temmuz’da Numan Menemencioğlu Almanya’da Ribentrop’la görüşürken bu konuda baskılara uğruyor. Onu “revizyonist”lerin kampına çekmeye çalışıyorlar. Fakat tersine Türkleri korkutarak, amaçlarının tersine ulaşıyorlar. (s. 184)

Atatürk’ün ölümü: “Sonuna kadar ulusal egemenlikten en ufak bir parçayı dahi vermeme hususunda haşin bir iradeyi temsil etti.” (s. 187)

Bu dönemde İtalya kolonyalizmi insan da ihraç etmek istiyor. Almanya tam emperyalist. (Bkz. Hans Kroll; Mémoires d’un Ambassadeur, Paris, 1968)

“Atatürk’ün ölümü Türk dış politikasında bir şey değiştirmedi.” (s. 189) Eylül 1937 Atatürk-İnönü ihtilafı. Alman arşivlerine göre İsmet Paşa denge politikasına ve Sovyetlerle iyi ilişkilere daha çok önem veriyor; buna karşılık Atatürk “daha belirgin” İngiliz yanlısı bir politikadan yana. Ağustos 1939 Alman-Rus anlaşması Türkleri şaşkınlık (perplexité) içinde bırakıyor ve onları İngiliz-Fransız anlaşmasına (19 Ocak 1939) doğru itiyor. (s. 188)