JUCHEREAU DE SAİNT DENİS, A. de

ANASAYFA

JUCHEREAU DE SAİNT DENİS, A. de; Révolution de Constantinople en 1807 et 1808; Paris, 1822.

Yazar 1805’te Osmanlı hizmetine girmiş bir Fransız subayı. Sultan “kendisine gayet cömert davranmış”. Sonra Fransa’ya dönüyor. Babası, İhtilal’de, 1792’de katledilmiş; kendisi daha önce İngiliz hizmetinde çalışmış. (s. 53.) Bu eser ünlü tarihçi A. Thierry’nin Osmanlılar hakkında okuduğu ve övdüğü  eserlerden.

Yazar Rusya ile (özellikle Petro dönemiyle) Osmanlılar arasında ilginç paralelikler saptıyor. Yeniçerileri Petro’nun katlettiği Strelitz’e benzetiyor. Yeniçeriler daha disiplinsiz ve daha kalabalıklar. Tatarlar idaresindeki Ruslar, Osmanlı idaresindeki Rumlara benziyorlar. (Giriş bölümünden) İngiltere, Rusya’yı kolluyor. “Eğer İngiltere, Petersburg kabinesinin görüşleri ve çıkarları hususunda daha az heyecanlı olsaydı, Babıali tarafından daha çok sevilecekti.” (s.3)

Osmanlı Devleti’nde Yeniçeri-ulema işbirliği bir gerici koalisyon; her türlü “aydınlanma”ya karşı. İktidara rakip olmaları ülkeyi zayıflatıyor. (I. 10-11) Sultan kulları (esclaves) üzerinde tasarruf hakkına sahip. Halk ise mahkeme kararı ile mahkum oluyor. Bazen Sultan, suçüstü durumlarında, ya da terör yaratmak için halktan da insanlar asabiliyor. Fakat bunun sınırları var; ayaklanma çıkabilir. Ulema iki yüzyıldır vergi vermiyor; müftülük (şeyhülislamlık) kadıaskerlik vb aristokratik ailelerin eline geçti. (I, s. 33)

Savaşlarda Sultan, paşalara trup toplamalarını emretmiş. Bu durum onları güçlendiriyor. Vidin paşası Pasvanoğlu, Mustafa Bayrakdar bunlar arasında. Özellikle dört paşa büyük güç kazanıyor: Kavalalı Mehmet Ali Paşa, Yanyalı Ali Paşa, Karaosmanoğlu ailesi, Çapanoğlu ailesi. (I, 183)

1806’da General Sebastiani, Osmanlıları Ruslara karşı savaşa kışkırtmak için, İstanbul’a geliyor. (s.35) İngilizler, Fransızlarla ilişkilerin kesilmesi için baskı yapıyorlar. III. Selim ve vezirleri Sebastiani’yi kovmak istiyorlar. İngiliz gemileri İstanbul’a gelince, İngiliz tehdidine boyun eğiliyor. Fakat halk da bu arada galeyana geliyor. “Hiçbir zaman Osmanlı karakterinin asaleti bu kadar açıklıkla ortaya çıkmamıştı.” (II, s.72) Yeniçeriler tüfek ve yatağanlarına sarılıyorlar. İhtiyarlar ve çocuklar bile seferber oluyor. III. Selim de sonunda milli heyecana katılıyor. 200 kadar Fransız subayı da bu örgütlenmeye yardımcı oluyor. İngilizler bu coşku karşısında yeniden müzakere yolunu seçiyorlar. Bu arada askeri hazırlıklar ilerliyor. Ermeniler ve Yahudiler de “siperler için toprak ve ağaç dalları taşıyarak ve topları çekerek” çalışmalara katılıyorlar (II. 80-81). Bu olay, Osmanlıların, vezirlerin korkaklıklarına rağmen, İspanyollar gibi enerjik ve onurlu olduklarını ve “yurtsever bağlılık ve ulusal atılım”dan yoksun olmadıklarını gösteriyor. (II, 90) Sonunda İngilizler geriliyorlar.

İngilizler Amien anlaşmasına göre Mısır’ı Osmanlılara iade edince Memluklar eski haklarını istiyorlar; oysa bunlar Osmanlılar için vali paşalardan daha tehlikeli. Çünkü valiler ölünce servetleri devlete kalıyor; oysa Memluklarda babadan oğula geçiyor. Bunları temizlemek için Arnavutlar yollanıyor. Memluklar zayıflamış; şefleri birbirine düşmüş vaziyette. Mehmet Ali Paşa Arnavutlara hakim oluyor ve Memlukları katlediyor. (II.95) Türkler Ruslarla savaş halindeyken İngilizlere de savaş açıyorlar. Fakat İngilizler, durumu yatıştırmak için, aldırmadan geri çekiliyorlar.

Yeniçerilerin yeni ağası reformlara taraftar; en küçük ön yargısı olmayan eski bir yeniçeri. (s.105) Reformcu müftü ölünce yerine, görünüşte reformlara taraftar, fakat grçekte karşı bir yeni Şeyhülislam geliyor. Ruslar görüşmeleri uzatıyorlar; Türkler de Fransızlar’a kırgın bir şekilde tekrar İngilizlere dönüyorlar. (II. s.152) Baş dragoman Aleco Souzzo, İngilizlerle görüşmelerin başladığını Sebastiani’ye söylüyor. Fransız diplomat sinirleniyor; tehditle durumu değiştiriyor. Osmanlılar da Aleco Souzzo’yu, ihbarcı olarak görüyor ve idam ediyorlar. Malları da müsadere ediliyor. Fransızlar Souzzo’nun ailesine tamamen kayıtsız kalıyorlar. (II. s.157)

III. Selim, Rusçuk Ayanı Alemdar Mustafa Paşa’yı üç tuğlu paşa yapmış. Bayraktar’ın kendisi de yeniçeri unvanı almış. Yeniçerilerle işbirliği yaparak yamakları bastırmış. (Yazarın verdiği bu bilgiler, yeniçerilerin gericiliği hakkındaki düşünceleriyle bağdaşmıyıor.)

III Selim çok övülüyor. (Alim, yumuşak tabiatlı vb.) (II. s.192-193)

Ayan davet ediliyor. Onlara reform projeleri anlatılıyor: Disiplin, Avrupa yöntemlerinin benimsenmesi vb. Yeniçerilik düzeltilirken ayrı seymen birlikleri de kurulacak; bunlara Hıristiyanlar da girecek. Ayan memnun oluyor. (II. s.201-207). Fakat sonradan Mustafa Bayraktar megalomaniye kapıldı; zevke sefaya kapıldı; yiyici oldu.

Napolyon’un Rusya seferi duyulunca, İngiliz ve Fransızlar Osmanlıları ona karşı kışkırtıyorlar. II. Mahmut’a seferin başarılı olmasının ne kadar ülkesi aleyhine olacağını anlatıyorlar. Türklere Eflak’ın iadesini ve Buğdan’ın büyük bir kısmını vaat ediyorlar. Fransız elçisi de Türkleri “en zalim düşmanlarına karşı” kendileriyle ittifaka çağırıyor. Besarabya, Kırım, Eflak, Buğdan’ı teklif ediyor. Fakat Osmanlılar Napolyon’dan nefret ediyor. Ruslarla barış anlaşması imzalıyorlar. (II. s. 245)