LANDES, DAVİD S.

ANASAYFA

LANDES, DAVİD  S.; Bankers and Pashas, Londra, 1958.

Landes Harvard’da profesör idi. Avrupa’nın sanayileşmesi konusunda yankı uyandırmış bir eseri var. Otomat saatler uzmanı ve bu konuda da yayını var. Paris’te bir yemekte bir araya gelmiştik. Bizlere Topkapı koleksiyonunda eskiden incelediği bazı saatleri sonradan göremediğini söylemişti.

Eserden bazı alıntılar: XVIII. yüzyıl sonunda Viyana’ya giden Sinas adlı bir Yunanlı Napolyon’un Avrupa ambargosundan yararlanarak, kıt maddelerin ticareti ile servet yapmış; tüccarlıktan bankacılığa ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu baronluğuna terfi ediyor. (s.11) Rum burjuvazisi içte ve dışta (Avrupa, Mısır vb) hızla gelişti. İçteki gelişmeyi Küçük Kaynarca sağladı.

Grek göçleri çok önemli. 1770 Mora isyanını on yıl Arnavut yağma ve tahribatı izledi. İsyan bastırılınca bir sürü Rum Rusya ve Avusturya’ya kaçtı. Ve Küçük Kaynarca, Çanakkale’yi  Karadeniz’e açınca “Batı’nın imalatçı merkezleriyle Doğu Avrupa’nın yiyecek ihraç eden bölgeleri arasındaki ticarete kuvvetli bir destek verdi. Bu ticaret hemen tamamen Rumların ellerindeydi… Viyana ve Venedik’ten  Nijni-Novgorod ve Astragan’a kadar tüm eski koloniler zenginleşti; yenlileri de kuruldu.” (s.124-125)

İkinci büyük göç dalgası 1821’den sonra gerçekleşti. Bu dalgaya kapılanlar ise Güney’e  ve Batı’ya (Mısır’a, Fransa’ya, İngiltere’ye) gittiler. Avrupa’ya gidenler limanlarda (Londra, Marsilya) yerleşirken, Afrika’ya gidenler hinterlanda (Kahire, Nil kıyılarına, Sudan’a vb.) yerleştiler. “Arab çiftçilere ve bedevi çobanlara korkunç faizlerle borçlar vererek ve giyecek, süseşyası (trinket), hırdavat satarak ve buna karşılık İskenderiye’deki hemşerilerine ya da deniz aşırı ülkelere ihraç etmek üzere gemicilik malzemeleri satın almak suretiyle” yaşıyor ve zenginleşiyorlardı. “Bu Grek muhacirlerin iş adamlarının oğulları olan bazıları Ege’den büyük servetlerle döndüler.” (s. 26) Bir kısmı mülteci değildi; İzmir, İstanbul ve Selanik’tehi büyük ticaret merkezlerinin şubelerini kurmak için yurt dışına çıkmışlardı. Her zaman göçen ailelerin bir kısmı da Türkiye’de kaldı. Türk dış ticaretinin büyük bir kısmını bunlar yapıyorlardı ve kolektif sorumluluk içinde olmaları bunların rantabilitesini artırıyordu. Evlilikleri de kendi aralarında yapıyorlar. (s. 27) Ünlü aileler: Zarifi, Zafiropoulo, Rodicanachi, Ralli, Vlasto vb.

Yatırım bankacılığı yurt içinden de işbirlikçiler gerektiriyor. Kredi alma mukavelelerinde, kulağı  Sultan’da ya da nazırlarında olan (tüccar, bankacı, projeci vb) aracıların varlığı şarttı. (Örneğin Osmanlı devletinde Hirsh, Mısır’da Oppenheims).

1860’larda bankacılık müthiş gelişiyor. “Osmanlı bankacılığının tarihi büyük ölçüde Osmanlı Bankası’nın tarihidir.”(s. 62) “Her nekadar  olağan ticaret bankacılığı işlemleri için kurulduysa da, Banka, yıldan yıla kendini Hükümet’le en sıkı ilişkiler içinde buldu.” Kapitalist rasyonelliğe aykırı bir sürü işlemler (Sultan’ın ısraflarını ve ülkenin mali durumunu düzeltmeye yönelik) Londra’da değerlendiriliyordu. (gizlilik, pervasızlık, entrika vb ile)  (s.62)

1856’da Osmanlı Devleti kuruldu. 1857-61 arası Osmanlı Devleti büyük mali güçlük içinde. 1861’de bir sürü (19 tane) “House” iflas etti. Bu durumda Osmanlı Bankası büyük bir güç kazandı. (s. 63). 1862’de ‘Kaime’lerin kalkması için Osmanlı Bankası’nın iki şirketle birlikte verdiği borç “tarifsiz bir başarı” oldu. (s.63) Osmanlı Hühümeti’nin imtiyazı ile ve bir Fransız grubunun da katılmasıyla, 1863’te yeni bir banka kuruldu. Daha sonra da “Société Générale de l’Empire Ottoman” kuruldu. Bunun etkinlikleri (tasarruf, iskonto ve “issue” işlemleri) Emperyal bankayı tamamlıyor. Kuruluşuna üç grup katıldı. 1) Emperyal Osmanlı Bankası; 2) Rum hanedanları (Baltazzi, Zogaphos, Mıssıroglu, Ralli, Camondo, Zarifi, Zafiropoulo); 3) Bir İndiliz-Alman sendikası. (Bu 1862’de Mısır’a ilk borcu vermiş). (s.64) Daha sonra bir de Ottoman Financial Association diye bir banka kuruluyor. (s. 66)  Mısır’da Osmanlı Bankası yok. “The Bank of Egypt” var. 1861’de Banka “sermayesinin büyük kısmını Mısır kraliyet ailesinin en sefih prenslerine borç olarak verdi.” (s. 68)

“İstanbul banka sisteminin 1860’ların atılım içindeki yılları İngiliz finans sisteminin anarşisinden çok, kıta Avrupasının düzenli sistemine yakındı.” (s.67)

Mısır’da Banka’nın ticari ve yatırım kredisi verecek hali kalmamıştı. “Amerikan iç savaşı Hint yolu üzerindeki öenmi artırdı. “Orada refah daha az kısıtlı, fakat daha çok ateşli ve mali girişimdi.” (s.68) Maceraperestler, spekülatörler ve tüccarlarla birlikte bankacılar da Mısır’a üşüştüler. 1861’den itibaren pamuk fiyatları hızla arttı. Lancashire bitap (agony) haldeydi. İki yer, Mısır ve Hindistan önem kazandı. Hindistan’daki kısa iplikler (short fibre) Batı teknolojisine uygun değil. Uyum için zamana ihtiyacı var. Mısır’da, Nil havzasında Pencap ve Bengal kadar olmasa bile, eskiden beri iyi kalite pamuk yetiştiriliyor. Fellahın da ‘ryot’dan farkı yok. Mehmet Ali “jumel fibre” üretimini başlatıyor. 1820’de girmiş; üç yılda üretim 18 bin sterline kadar çıkmış. (s. 75)

Mehmet Ali bir ordu kuruyor ve firavunlar döneminden beri ilk kez fellahlar asker oluyorlar.

Sadid Paşa’nın tarımı ticarete açmakta büyük rolü olmuş. (s. 79) “Pamuk kıtlığı baş gösterdiğinde Mısır tarımı hazır vaziyete gelmişti.” (s. 79)

Süveyş imtiyazını Said Paşa verdi. (s.84)

Bir Alman Yahudi ailesinden gelen Herman Oppenheim Mısır’a yerleşmiş, Abbas’ın oğlu prens El Hami Paşa’nın servetini yönetiyor. (s.112)

Hidiv İsmail Paşa iktidarının on üçüncü yılında Mısır’ın “ulusal” borcu 3,300 000 sterlinden 91 milyon sterline çıkmış. Mısır 1876’da iflas ediyor. (s.128) Şahsı hakkında çelişik fikirler var.

Edvard Dervieu bankacı; Oppenheim’la birleşerek Mustafa Paşa’ya 1862’de % 10 faizle dokuz yıllığına  4,5 milyon frank borç vermiş.(s.119) Dervieu aynı zamanda İsmail’in bankacısı. Mustafa Paşa’ya borç vermesi hiç hoşuna gitmedi. Hidiv İsmail Paşa yabancılara, özellikle Fransızlara düşman oluyor. “Süveyş hakemliği onu her şeyden çok kızdırdı… 1864 Fransız kararı, henüz yapılmamış işler için, Fransız şirketine 84 milyon (frank ?) tazminat ödemeye mahkum ediyordu ki şirketin tüm sermayesi bu miktarın biraz üstündeydi.” (s. 225) Mustafa, İsmail’i daha da kızdıracak şekilde, Paris seyahatini tam bu sırada yaptı; İsmail Fransa’ya aleyhine komplo yapmaya gittiğine kanısına vardı.

Kanal inşaatının yapılmasını durdurmak veya hiç olmazsa engellemek için İngiliz Hükümeti’nin Osmanlı ve Mısır hükümetleri üzerine baskıları.. (s. 179) İngilizler hücumlarını özellikle angarye ile insan çalıştırma ve Kanal kıyılarında verilen geniş imtiyazlar konusunda yoğunlaştırıyorlar. 1863’te Londra, Paris, İstanbul ve Kahire’deki kavgalar birleşmiş vaziyette. (s. 181) Kanal kavgaları konusunda bilgiler. Çelişkiler içinde bir sürü gelişmeler..

30 Ocak 1864’te III. Napolyon kanal ihtilafında hakem seçildi. Sonuçta Kanal hisseleri İngiltere’ye satıldı. (s.187)