AHMED SAİP

AHMED SAİP; Abdülhamid’in Saltanatının İlk Günleri, (yayına hazırlayan Ruhi Turfan), İstanbul, 1983. 

Eser ilk kez 1910 yılında Kahire’de, Abdülhamid’in Evaili Saltanatı başlığı altında yayınlandı.

 Yazar 1859’da Kafkasya’da doğmuş; Rus askeri okullarında okumuş ve Osmanlı Devleti’ne de yüzbaşı olarak gelmiş. Önce Abdülhamid’in Hassa Süvari Alayı’nda çalışmış; sonra Kahire’de olağanüstü komiser Gazi Ahmet Muhtar Paşa’nın komiserliğini de yapmış..

Abdülhamid saltanatının ilk dönemi hakkında dikkate değer bilgiler veriyor. Önemli gördüğüm bazı notları aşağıda aktarıyorum.

“Yüzyılın büyük devlet adamı” Mithat Paşa “İstanbul Konferansı’nın kararları birçok yönden kabul edilemez isteklerden ibaretti. Bu işi çeke çeke bir derece inceltmek ve kopacağının anlaşılacağı noktadan hemen bağlayabilmek yolu elbette devletçe kolay olacağı görülmüş ve bununla ilgili İngilizlerle de görüşülüp yararlı cevap alınmıştı” demişti. (Yazar, bu konuda Arif Bey’in Başımıza Gelenler kitabına gönderme yapıyor) (s. 53). “Bu sözün değeri şimdi anlaşılıyor” (s. 90).

Mithat Paşa çok rüşvet yiyen ve saraya dalkavukluk yapan Galip Paşayı maliye nazırlığından azlettiremiyor ve yine sadrazamken askeri okullara gayrimüslim öğrenci alınmasını sultana kabul ettiremiyor. Bunun üzerine sultana 18 Ocak 1293 (1877) tarihli mektubu yazıyor ve onu ikaz ediyor. Kanunu Esasi’yi hatırlatarak, mektubunda ona “yüce padişahlık görevlerini mutlak bilmelisiniz; çünkü tüm davranışlarınızla millete sorumlu olacaksınız” demişti. (s. 59). Yazar Saik Paşa’yı savunuyor: “Ve Namık Kemal Bey gibi saygı değer bir kişi Mithat Paşa’nın kimi görüşlerine karşı çıkar dururken, Sait Paşa, Padişaha ve karşı çıkanlara akla yatkın bir Anayasanın konulması Padişah’ın yararları ve kutsal hakları için çok iyi olur..” demişti (s. 38).

Anayasa’yı gayrimüslimler de çok desteklediler. Binlerce Müslüman ve gayri Müslim öğrenci Galata ve Borsa civarında toplandı.  Medrese öğrencilerinin sayısı dört beş bin kadardı. Coşku sonsuzdu (s. 42). Midhat Paşa Anayasa’nın ilanından iki gün sonra “altı yüzyıldan beri ne devlette olmuş, ne de kendisinden başka bir sadrazamın cesaret edebileceği” bir karar alarak Rum ve Ermeni patrikhanelerini ziyaret edeceğini bildirmişti Bunu da yaptı. “Bu belirli günde Fener ve Samatya taraflarında bulunan sokaklar, meydanlar, evler Osmanlı bayraklarıyla, pencere ve balkonlar kıymetli akmeşe dalları ve değerli halılarla donatıldı. Bütün halk ayakta idi (s. 43-44). “Osmanlı basını hiçbir zaman bu kadar özgür olmamıştır” (s. 44).

“Midhat paşa’nın sürgünü sırasında sarayda en çok sözü geçenler Damat Mahmut, eşi Cemile Sultan, kızlarağası Behram Ağa, Başkatip Said Paşa ve İngiliz Said Paşa idiler” (s. 68).

“Padişah Abdülhamid saraya çıktığı günden itibaren saraya şeyhler, üfürükçüler ve bir kısım zararlılar toplanmıştı. Sözde bunların büyük manevi güçleri Osmanlı Devleti’ni felaketlerden koruyacaktı”. (s. 91). Başta Sultan, tüm etrafındakiler savaş istiyor. Cahil ve neye mal olacağının farkında değil. Sadrazam Ethem Paşa ise tam bir padişah tutsağı haline gelmiş! (s. 91). Redif Paşa ve Damad Mahmud da savaştan yana.. Buna karşılık Hariciye Nazırı Saffet Paşa ve Mehmet Rüştü Paşa savaşa karşı.. Fakat “özgürlükçü” sayıldığı için sözüne önem atfedilmiyor! Kırım Savaşı’na da katılmış olan 4. Ordu Merkez Komutanı Ali Rıza Paşa iki orduyu da incelemişti ve “bu durumda savaş yapamayız; yaparsak akıllara delilik yapmış oluruz” demişti (s. 90). Rumeli ordusu komutanı Serdar Paşa da aynı fikirde. Savaş kazanılsa bile altından kalkamayız, diyor. Midhat Paşa Odyan Efendi’yi Dışişleri Bakanı Lord Derby’ye Anayasa’yı anlatması için göndermiş; fakat Derby susmuş, sonra da bu sizin iç işiniz demiş.. Elliot ve yandaş guruba rağmen, yardım vaat etmemiş. (s. 50). Meclis’te de savaş sorunu tartışılıyor; Rum ve Ermeni vekiller özellikle önerilerin reddini istiyor; Sava Paşa da onlar adına bunu ifade ediyor.