VİLLAMONT, JACQUES DE

ANASAYFA

VİLLAMONT, JACQUES DE; Les Voyages du Seigneur de Villamont; Paris, 1606.

XVI. Yüzyıl sonlarında yazılan (Fransa Ulusal Kitaplığı’ndaki en eski baskı 1595 tarihli) bu kitap o dönemde en çok yayımlanan kitaplardan. Lucien Febvre ve H-J. Martin’in birlikte yazdıkları bir kitaba (L’apparition du Livre, Paris, 1958) göre, eser XVI. Yüzyılda 13 baskı ile ikinci sırayı alıyor. Fakat aynı yazarların belirttiği gibi “pek ilginç değil.” Gerçekten de güvenilir bilgiler içermiyor.

Eserde Osmanlı İmparatorluğu’ndan “Bu büyük ve takdire şayan İmparatorluk” diye söz ediliyor. (s. 456) Osmanlı ailesi, adetleri, giyim kuşam tarzı, evleri ve ev döşeme tarzları vb. hakkında bilgiler var. Osmanlı evleri ve möbleleri çok sade. Fransa’daki gibi büyük ve şahane evler yok. (s. 457)  Yazar Türklerde  büyük ve soylu aileler olmadığını, soyadı bulunmamasının  bunu gösterdiğini ve Türklerin kızlarını “en çok verene” sattıklarını söylüyor. Seyyaha göre Osmanlı Sultanının bir milyon asker toplaması, Fransa kralının 50 000 asker toplamasından daha zor değil. Türklerin “düelloyu küçümsemesi” de Villamont’un dikkatini çeken şeyler arasında. (s. 450)

Villamont Osmanlı devletinde insanların sadece “değer ve erdem”lerine göre yükseldiklerini, Fransa’daki gibi adam kayırmanın olmadığı görüşünde. (s. 454) Fakat yüksek yönetici mevkileri, tamamen, Hıristiyanlardan, Müslümanlara göre daha şiddetle nefret eden (Hıristiyanlıktan) dönmeler işgal ediyor. (s. 448) Osmanlı Sultanı her yıl Hazinesine 11-12 milyon altın topluyor. Fakat askerler maddi zenginliğe ve toprak zenginliğine sahip değiller. Öldüklerinde servetleri devlete gidiyor.

Bu bilgiler, ondan fazla baskı yapmış bir eserde,  Osmanlı Devletinin XVI. yüzyıl başları ve XVII. yüzyıl sonlarında Fransa yönetici zümresine nasıl sunulduğunu göstermesi açısından ilginç sayılmalıdır.

(Ayrıca Rouen’da 1610’da basılan baskısından yazarın afyonla ilgili gözlemlerini not etmişim. Villamont’a göre Türkler çok afyon kullanıyorlar. “En fakirleri bile ondan satın alıyor.” Kilikya, Kapadokya ve Paflagonya’dan toplanıp İran, Hindistan ve Avrupa’ya da naklediliyor. Özellikle savaşlarda tüketimi çok artıyor. İnsanları yüreklendiriyor. “Göğsü ısıtıyor, insana zevk veriyor ve biraz beyni bulandırıyor.”) (s. 485-486)