RYCAUT, PAUL

ANASAYFA

RYCAUT, PAUL; The Present State of the Ottoman Empire; Londra, 1668.

Etnik cemaatler hayatlarından memnunlar. (s. 12) “Kırımlıların tutsak aldıkları ve Karadeniz yoluyla sevk ettikleri çeşitli uluslara ait kadınlar İstanbul’da öylesine garip ve karışık bir nesil yetiştirmiştir ki kölelerden doğmayan Osmanlı pek azdır.” (s. 22) Bir yeniçeri ortasından bir aşçı, et bulamadığı için hükümete ver yansın ederken incognito dolaşan sultan onu dinler; beğenir ve gerekli makamlardan geçirerek sadrazam yapar. Yazar bu mekanizmanın “tarihte bir eşi bulunmadığından eminim” diyor. (s. 87) Osmanlılar Oğuz Türklerinden. Oğuz kökenli Ertuğrul küçük bir bey (petty lord) olarak atlılarıyla beraber kışın Söğüt’te (Suguta), yazın da dağlarda yaşıyordu. (s. 93)

Cesar Borgia gibi eyaletlere zalim paşalar gönderiyorlar ve nefreti onlar üzerine çekiyorlar; sonra da onları öldürüp müsadere yapıyorlar ve böylece bir taşla iki kuş vurmuş oluyorlar. (s. 135) Tiber gibi güçlü ve tehlikeli kişileri eyalet valisi tayin edip, yolda öldürtüyorlar. (s. 136)

Dönmeler asıl Müslümanlardan daha fazla Hıristiyan düşmanı. İstanbul gümrüğündeki kayıtlara göre yılda (çoğunluğu kadın ve çocuk) 20 000 kadar köle giriyor. (s. 139) Enderun’a her milletten adamlar giriyor; Şiiler hariç! (s. 190) Birkaç yıldır saray “Şab Mesihi” denilen ve İsa’yı Ruh’ül Kudüs kabul eden bir inanç yayılmış. İdamlara rağmen gelişiyor. Yazar hoşgörü gösterilse bu ülkede Hıristiyanlığın yayılmasından kuşkum yok, diyor. (s. 205) Ayrıca “muserri” denilen Allaha inanmayanlar da var. Devşirmeler arasında çok; kadılar, saray mensupları arasında bile var. Bektaşilik Bektaş Ağa sırasında zayıflamış; sonra yeniden kuvvetlenmiş. (s. 208) (Mum söndü adetinden söz ediliyor.)  Hiçbir ülkede olmadığı kadar dini inanç çeşitliliği var. (s. 212) Bir Türk çingeneler ve putperesetler hariç herlkesle evlenebilir. (s. 240)

Yeniçeriler bir ilden diğerine geçerken zorbalıklar yapıyorlar; çocuklara bile el koyup köle gibi satıyorlar. Köylüler bunların zorbalıklarından şehirlere, dağ köylerine, ormanlara kaçıyorlar. (s. 263)

“Anadolu’da bir çok zaim ve timar sahibinin toprakları babadan oğla yüzyıllardır geçiyor.” (s. 282) “Yiyecek, giyecek gibi her türlü ihtiyaçları karşılanan yeniçeriler Avrupa’nın en iyi piyadelerinden çok daha fazla refah içinde yaşarlar.” (s. 248) Padişah ve yeniçeriler yeniçerileri kırdırmak için çeşitli yollara başvuruyorlar. 1) En aşağılık işlere, savaşta en tehlikeli operasyonlara onları yolluyorlar; 2) Avrupa’nın nüfusunu azaltmamak için Anadolu’dan toplamak; 3) rüşvetle almak; tembel İstanbul çocuklarını yeniçeri subayı yapmak; 4) disiplini gevşetmek (ceza-mükafat uygulamamak) vb. (s. 304-305)

“Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa’nın ölmeden önce oğluna saltanatını devam ettirmesi için vasiyet ettiği son Almanya savaşı yeniçerilerin ve sipahilerin kesin imhası amacıyla çıkarılmıştır.” (s. 306) Gerçekten de 1664 savaşında o kadar kırılmışlar ki, her cephe bir “mezbaha” haline gelmiş! (s. 306)

—L’Etat Présent de l’Empire Ottoman; Rouen, 1677.

İngiliz konsolosun ünlü eseri.

Saray Okulu’na çok yetenekli ve fiziki olarak güçlü çocuklar alınıyor. Odalarda saray hizmetlerini, silah kullanmayı ve el becerisine dayanan işleri (özellikle bakır işleme) öğreniyorlar. Yazar bu okulları övücü bir dille anlatıyor. (s. 75-105)

“Bizdeki okullarda esas olarak doğru akla dayanan erdem ilkeleriyle ruhu geliştirmeye çalışıyoruz ve vücudu silah kullanmaya daha uygun ve  elverişli kılacak  devamlı uygulamalarla geliştirmeye çok gayret etmiyoruz.” Osmanlı sarayında en yüksek mevkiler en iyi silah kullananlara gigiyor; bununla beraber okulda “bilimlerin incelenmesi de tamamen bilinmiyor” denilecek bir durum yok. (s. 98)

Kalfalar ders veriyorlar. Halife’nin bozulmuş şekli; “eskiden II. Mehmet’in haleflerinin taşıdığı unvan.” (s. 52) Kalfa: Sarayın pedagogları. En çok okuma sevgisi olanlar (“talibü’l ilmî”ler). Okuma yazma, Arapça vb’den (mukaddem’ül adab – ilimlere giriş) sonra Multeka, Şurut el Salat (dua şartları), Mukaddime okunuyor. (s. 102)

Matbaa kaba hükümetlere uygun değil. Ayrıca elyazmacıların işine engel olacak. (s. 104) Erkekler arası aşk: Platonik aşk; bunu (riyakarca) Allah aşkının ilk derecesi olarak sunuyorlar. Sultanlarda da aynı hastalık mevcut. Yazar örnekler veriyor. Kadınlar da “birbirleri için ölüyorlar”. (s. 106-107)

Yazar Osmanlılarda bilimin Batıya göre çok zayıf olduğu kanısında.

1670 Çevirisi’nde yer alan önsözde eser çok övülüyor ve hakkında Türkler hakkında ilk ciddi (gerçekçi) eser olduğu, yazarın İstanbul’da beş yıl kaldığı, Osmanlıca bildiği, İngiliz elçiliğinde sekreter olduğu belirtiliyor. Yazar para ve hediyelerle en üst derecede “ulema ve molla”lardan bilgi almış; özellikle Saray’da 19 yıl yaşamış bir Polonyalı’nın bilgi ve tecrübesinden yararlanmış! Eserde Sebastien le Clec’in gravürleri var; diğer gravürleri R. A. Weigert’e göre Noel Cochin yapmış.

Yazar timarların mülkiyet değil tasarruf hakkına dayandığını; sultanın bunları keyfine göre verebileceğini söylüyor. (s. 8)