AKÇAM, TANER

AKÇAM, TANER.; İnsan Hakları ve Ermeni Sorunu; Ankara, Bilgi Yayınları, 1999.

Eserde 1915 tehcirinin bir “soykırım” olduğu kabul ediliyor ve tez polemik bir şekilde işleniyor. “Jenosit” kavramı yerine “kırım” sözcüğü kullanılıyor; fakat yazar daha sunuşunda şu açıklamayı yapmış: “Kitapta kırım kavramını 1948’de Birleşmiş Milletlerin yapmış olduğu jenosit tanımı anlamında kullandım.” (s.21) Zaten kırım başından itibaren planlı ve sistematik bir olgu olarak veriliyor.

Yazar çok zengin bir kaynakça vermiş. Fakat, ortaya konan eser özgül bir çalışmadan çok bir “hazıra konma” görüntüsü veriyor. Bu konuda yazar, “önsöz”ünde şu bilgiyi vermiş: “Çalışmada bir çok kişiden yardım gördüm. Burada özellikle V.N. Dadrian ve Prof. Peter Gleichmann’ı anmak isterim. Sayın Dadrian sadece otuz yılı aşkındır konuya ilişkin topladığı malzemeleri, akademik dünyada yakından tanıdığımız belge saklama kıskançlığından uzak, hizmetime sunmakla kalmadı, aradığım konulara ilişkin Ermenice kaynakları da buldu ve benim için çevirdi. Bunlar arasında ‘Ermenilerin hataları’ ile ilgili olanlar önemli bir yer tutuyordu.” (s.46)

Akçam’ın tezi Dadrian’ınkinden de radikal. Dadrian, Almanların suç ortaklığına da değinirken Akçam’a göre “özellikle Alman ve Avusturya’lı elçiler Anadolu’dan gelen kırım haberleri üzerine bunlara engel olunması için girişimde bulunurlar.” (s.279) Sorun ayrıntılı bir şekilde tartışılmamıştır.

“Öldürülen Ermeni sayısının 800 000 olduğu bu dönem bir çok kişi tarafından tekrar edilmiştir. Mustafa Kemal, Damat Ferit Paşa bu rakamı çeşitli vesilelerle dile getirenler arasındadırlar.” (1927’de Genelkurmay Başkanlığı’nın Fransızca’dan çevirtip, Türkiye ile ilgili rakamları düzelttikten sonra Yarbay Nihat tarafından yayınlanan eserde de 800 000 rakamı bulunmaktadır.” (s. 301)

Mustafa Kemal başlangıçta, dolaylı olarak, Ermeni kırımını kınamış. Ona yakın olan Fethi Okyar’ın çıkardığı ve kendisinin de desteklediği Minber gazetesinde (9 Kasım 1918) Ermenilerin “imhası” “Tarihe karşı en büyük ve en affedilmez” olay biçiminde tanımlanmıştır. (s. 387) Fakat Mustafa Kemal İttihatçı hareket içinde yer almaktadır. “Türk Ulusal Hareketi esas olarak İttihatçı gelenek üzerine oturmuştur. Hareketin taşıyıcı unsurları olarak Kuvayı Milliye Birlikleri ve dernekler bu geleneğin devamı olarak oluşturulmuşlardır.” (s.478) Akçam aynı bağlamda şunları da yazar: “Özetle, Mustafa Kemal, ‘Rum ve Ermeni olaylarından dolayı kovuşturulan İttihatçılar ile Rum ve Ermeni öcünün direnişe zorladığı…eşrafa dayanarak…Kurtuluş Savaşını yürütmüştür..’ (D. Avcıoğlu; Milli Mücadele Tarihi; Ankara, 1986. cilt:3, s. 1233.) İttihat ve Terakki’nin ve özellikle de Teşkilat-ı Mahsusa’nın aranan tüm unsurları için Kurtuluş Savaşı’nı örgütlemek bir yaşam gereğidir.” (s. 534) Kurtuluş Savaşı’nın başlamasıyla birlikte, Churchill’in dediği gibi, “Hak şimdi taraf değiştirmiştir. Adalet şimdi öteki kampa geçmiştir.” (G. Jäeschke; Beiträge. .s. 6) Bunu aktarmakla beraber Akçam, çalışmasını bu gerçek üzerine kurmamıştır.

Eser “tehcir” sırasında hayatını tehlikeye atarak bir Ermeni aileyi kurtaran Urfalı Hacı Halil’in anısına ithaf edilmiş. Yazar Urfalı Halil’i bir Ermeni ilim adamıyla birlikte anarken “ağladığını” söylüyor. Eserin en olumlu tarafı bence bu!

“Ermeni Meselesi Hallolunmuştur”; İstanbul, İletişim Yayınları, 2008