ALİ HAYDAR MİTHAT

ALİ HAYDAR MİTHAT; Mithat Pacha, Sa vie, Son Oeuvre; Paris, 1908.

Eser M. J. L. de Lanessan’ın sunuş yazısıyla birlikte veriliyor. Lanessan Bahriye nazırlığı yapmış. Diyor ki, Mithat’ın reformculuğu sayesinde “Sultan’ın bizzat kendisi de, subaylarının ve sivil memurlarının formasyonu için modern bilimlerin genç insanların zihinlerini açtığı kurumlar açmak zorunda kaldı.” (s. XXII)

Yazar Abdülaziz’in intihar ettiği kanısında. 17 doktorun imzaladığı raporu veriyor. (s.54-55) Sultan Hamit tahta geçerken iktidar kavgası baş mabeynci seçiminde oldu. Mithat Paşa, Sadullah Bey, Ziya Bey ve Kemal Bey’in seçilmesini istiyor. Oysa Sultan, Mahmud’un adamı Said Bey’i seçti. Ve bu konuda sarsılmaz bir irade gösterdi. “Böyle bir tutum karşısında bugün bizler için, Mithat’ın, sultanın ilan ettiği savaşı hemen kabul etmesi gerektiğini, bu girişimin Türkiye’nin kaderini belirleyeceğinin açık olduğunu ve alınacak (ya da indilecek) ilk darbenin de muhtemelen savaşın sonucunu belirlemiş olacağını düşünmek  kolaydır.” Fakat o gün bunları görmek kolay değildi! (s. 70-71)

Sultan Hamit tahta çıkarken Mithat Paşa tarafından yazılmış Hattı Hümayun’u okumuş. (9 Eylül 1876) Fakat bazı kısımları okumamış.  Metin veriliyor ve okunmayan kısımlar italik olarak vurgulanıyor. Hat’ta genel eğitime verilecek önem belirtilirken ve Avrupa ülkelerinin bu sayede şimdiki durumlarına geldikleri ileri sürülürken okunmayan cümle şöyle: “ülkenin ilerlemesinin fark gözetilmeden tüm tebaanın mutluluğunu sağlaması için eğitim ve öğretimin herkese, ortak bir şekilde verildiği okullar açılmasını kararlaştırıyoruz!” (s.74) Paşa, Bulgaristan’da iken “karma okullar” denemiş ve Müslüman-Hıristiyan beraberliği İgnatieff’in şimşeklerini çekmişti.  Bu nedenle valilikten alınmıştı. (s.77)

Mithat Paşa 19 Aralık 1876’da ikinci kez sadrazam oldu. Cevdet Paşa da adliye nazırı oldu. Cevdet Paşa, Mahmut Paşa’nın adamıydı. “Sultan değişti, Anayasa’ya gerek kalmadı!” diyerek anayasa’ya karşı çıktı. Buna karşılık ulemadan çok saygın Şakir Efendi Mithat’ın “inconditionnel”i! Binlerce softa da arkalarında. (s.86)

Hatıralarım; İstanbul, 1946.

Ali Haydar Mithat’ın Türkçe yayımlanmış anı kitabı. Mithat Paşa hakkında ilginç bilgiler var. Örneğin bir Britanyalı sanayici ile ilişkileri. Duc of Sutterland Türkiye’de yatırımlar yapmak istiyormuş. Bu amaçla bir dernek kurmuş; Mithat Paşa ile temas halindeler. Musul’a kadar demiryolu projelerinden söz ediyorlar. Paşa’yı İskoçya’daki şatosuna davet ediyor. Paşa para sıkıntısı çekince bankalardan imzasız çekler geliyor. Bir kez böyle on bin altın gelmiş. (Mısır Hidivi İsmail Paşa’nın yolladığı anlaşılmış) (s. 39)

Clemenceau, (Mithat Paşa’nın dostu Musurus Paşa’nın söylediğine göre) Jules Ferry’nin Mithat Paşa’yı Abdülhamit’e teslim etmesinden utanç duyuyormuş (s. 79).

Yıldız’daki mahkemenin cereyanını Times gazetesi günü günü verdi. Sefirler de izliyor. Pehlivan Mustafa’nın “ezbere” anlatısına göre, Sultan, Damat Mahmut Paşa tarafından verilen bıçakla bileklerini kesmiş (s. 92).

Mithat, Damat Mahmut ve Nuri paşalar idama mahkum oldular. The Times gazetesi “göstermelik” mahkeme hakkında çok ağır yazmış. (s. 98) Avrupa sert tepki gösteriyor. Bütün sefirler seferber oluyorlar. Times’e göre (7 Temmuz 1881) Mithat Paşa ve Hidiv İsmail’in içinde bulundukları bir komplo Sultanı çok korkutmuş. Bu iddia saçma imiş; fakat Sultan farklı görünümde bir dava açmış! (s. 105). Bütün sefirler Mithat Paşa’yı kurtarmak için anlaşıyorlar. Avam Kamarası’nda da görüşmeler izlenmiş (s. 112). Mithat Paşa’yı İngiliz nüfuzu kurtardı.

1899’da Haydar Mithat yurdu terk ediyor. Mısır Prensi Hüseyin Kamil ile anlaşarak Mısır’a yerleşiyor (s. 153). A. Muhtar Paşa orada yalnız, “rütbesiz” kalmış; padişah ihsanı Kasr-ı Selase’de, Jön-Türklerle birleşeceğini söyleyerel tehditler savuruyor ve çıkar sağlıyor. Abdülhamit’in Mısır’da temsilciliğini Hidiv Abbas Hilmi Paşa yapıyor (s. 156). Fakat Abbas Paşa’nın, “sırası gelince de Halife Sultan Hamid’e adi bir cani lakabını vermekten çekinmediği de olurdu” (s. 157).

Prens M. Fazıl’ın kızı Prenses Nazlı, kendisini Hindistan’da Abdülhamit aleyhine propagandaya teşvik ediyorsa da, Prens Hüseyin Kamil Paşa ve Lord Kromer bu fikir ve harekete karşı bulunduklarından bunu kabul etmiyor (s. 160).

Talat Paşa Vahdettin’i “zararsız hale koymak” için kendisinin ona damat olmasını istiyor (s. 233).

Stolipin ile Paris’te görüşüyor. O, kendisine (Türkiye için) “Bu isimde müstakil bir memleket tanımıyorum; karşımızda günleri sayılı bir hasta adam vardır.. Türkiye Rusya’ya hibe edilmiş bir topraktır” diyor (s. 187).