HAYRULLAH EFENDİ

ANASAYFA

HAYRULLAH EFENDİ; Avrupa Seyahatnamesi; Ankara, Kültür bakanlığı Yayınları, 2002.

Hayrullah Efendi (1818-1866) Osmanlı alimi ve vakanüvisi. F. Babinger’in tarih anlayışında “devrim” yaptığını söylediği tarihçi. Şair Abdülhak Hamit’in babası. 1863’te Avrupa’ya yaptığı bir gezinin izlenimlerini anlatıyor. Eser AÜ Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi kitaplığında bulunan tek nüshanın (tarih verilmiyor) Belkıs Altuniş-Gürsoy tarafından Latin harflerine transkripsiyonu.

Eser: Hayrullah Efendi 1863’te Viyana, Strazburg, Paris ve Brüksel’de gördüğü yenilikleri (takdirle) anlattıktan sonra “Bunlar niçin bizim ülkemizde olamıyor?” diye soruyor. Niye hala her şeyi Avrupa’dan ithal ediyoruz? anlamında örnekler veriyor. (s. 186).

Bir buçuk milyonluk şehrin “büyük sokaklarında amelelelerden başka ve iş arabalarından maada bir şey görünmüyor” s. 89. İnsanların hızlı hareketleri, “acayip bir hal ve hareket ve deverandır”, herkes “gece gündüz fabrika gibi işlerinde işler görür”, “herşeyler kanun ve kaide tahtında olmakla iş sahibini arar bulur” (s. 167).

Öğretim kurumları ve “Fransız Akademiyası” hakkında bilgiler. (Büyük bulvarlar, Kahveler, tiyatrolar, müzeler vb de anlatılıyor). “Paris’in kitaphanelerinin adet ve enva’ı çok ise kitaphane-i imparator-i denilen kütüphanede dört yüz bin cilt mevcuttur. Mezkur kitaphanede pek çok kütübü nefise-i İslamiye olmakla ziyaret olunmuştur” (s. 115). Bazı İslami kitaplar ve mesâhifi Şerife  “indlerinde riayet mültezim değil iken bile mevazi-i mahsusada dolaplar içinde mahfuz ve masundur” (s. 115). St Genéviève kitaplığında ise 130 bin cilt kitap vardır. (s. 115). (Hayrullah Efendi, daha önce de “150 bin cilt kitabı olan” Strazburg kitaplığından söz etmişti, s.  52).

Fransa’da dini taassup hiç yok. “Fransa’da, hususen Paris’te diyanet, mezhep ve itikat maddesinde herkes serbest olur” (s. 165). Pazar günü dükkanlar kapanmıyor. “Ahali oruç ve perhiz ve oruç maddesine riayet etmezler. Kiliselere devam üzre gitmezler”. Yazar Paris’teyken “Hıristiyanlığın esasından olan Hazret-i İsa’nın uluhiyeti itikadını red ve inkâr eden bir kitap neşrolunmak üzre idi”. Kitap iki yüz bin basacakmış!? (s. 165). Alim dini anlamda kullanılmıyor; “Paris ulemasına hiçbir tarafın uleması muadil olamaz” (s. 166).

Yazar kadınlara gösterilen saygıdan da etkilenmiş. Bir salona bir kadın girince herkes ayağa kalkıyor; boş sandalye yoksa biri ona yerini veriyor vb. “Kadınların Frengistan’da kaderleri ali olduğundan taife-i nisa oturmadıkça rical otur(maz)” (s. 140).

İki oğlu daha önce Rue du Bac, 57’de kalmışlar. (s. 89).

Üniversite ve yüksek okullar “medrese” diye anlatılıyor: “Politeknik medresesi ki külliyatı ulûm mektebi dahi denilebilir” (s. 118). Bu “medrese”lerden Collège de France’da bir Fransız profesör ders verirken dinleyicilerden biri, Türkleri kastederek, “Memalik-i mütemeddine vü mümtazeden addolunan şu Avrupa kıtasından bu zalim ve gaddar milletin tard ve def olunduklarını ne zaman göreceğiz” demiş. Biri de (rivayete göre o sırada Osmanlı Elçiliği’nde çalışmakta olan Agop Efendi) adamı alkışlamış. Yazar, kendisi Paris’te iken cereyan eden olaydan esefle söz ediyor (s. 117).

1860’larda Paris’te iki yüz bin kadar Alman, yüz bin kadar da Rus bulunuyor.” Çok sayıda da İngiliz var. “Beş on seneden beri de Memalik-i Mahruseyi Şahane ahalisinden dahi senevi üç yüze karip misafir ve seyyah bulunup, bunların yüz kadarı tebaayı müslimeden olup küsurları tebaayı gayri müslimedendir” (s.  164).

Paris kahveleri, İstanbul’daki gibi “esafili nas”ın gittiği yerler değil; bir takım “işsiz kesanın ve yabancıların mevkii ârâmı olduğu misillu bir çok gençlerin dahi zenan-ı Paris ile buluşmaya söz verdikleri mahallerdir.” (s. 95). Ameleler pahalı oldukları için kahvelere gitmiyor; onların kendilerine göre meyhaneleri var (s. 95).