NAGATA, YUZO

ANASAYFA

NAGATA, YUZO; Tarihte Ayanlar: Karaosmanoğulları Üzerinde Bir İnceleme; Ankara, TTK Yayınları, 1997.

Japon tarihçinin arşiv belgelerine dayanan bir çalışması.

Eserde önce konuyla ilgili daha önceki çalışmaların dökümü yapıldıktan sonra Manisa bölgesi jeopolitik, ekolojik, demografik ve idarî özellikleriyle ele alınıyor. Sonra, sırasıyla, ailenin tarihçesi, kullandığı iltizam hakları, çiftliklerinin işletilme şekilleri ve kurdukları vakıflar inceleniyor.

Aile, 1773-1812 arasında altın çağını yaşıyor; fakat, II. Mahmut’un merkezileşme çabaları içinde gücünü kaybediyor ve “memur” konumuna dönüşüyorlar. 1812’de Hacı Ömer Paşa, 1816’da da Hacı Hüseyin Paşa’nın ölmelerinden sonra ailenin nüfuzu çok azalıyor. Buna rağmen “kaymakamlık ve benzeri makamları elde tutmak suretiyle eski nüfuzlarını bir dereceye kadar devam ettirmişlerdir” deniyor.

Muhsinzade Mehmed Paşa ve Ayanlık Müessesesi; Tokyo, 1976.

Ayan, derebeyi sözcükleri bölgelere göre farklı anlamlar ifade ediyorlar.

Sık sık aynı anlamda kullanılan sözcükler: Voyvoda, mütesellim, muhassıl, mutasarrıf, vali veya ayan, derebeyi, mütegalibe vb. (s. 3) fakat XVIII. yüzyıl ikinci yarısında ayan kelimesi yeni bir anlam kazanıyor. Resmi devlet görevi haline geliyor. 1768 savaşından sonra önemleri büsbütün arttı. Bu dönemde Muhsinzade Mehmet Paşa iki kez (1765-1768 ve 1771-1774) iki kez sadrazam olmuş. Hıristiyan halk arasında “kocabaşılık” kurumuna da ilk kez dikkati Gibb ve Bowen (I, 198) çekmişler. Yazarın bulguları da Gibb ve Bowen’le aynı paralelde. (Yazar Y. Özkaya’ya da gönderme yapıyor. DTCF, 1969, sayı: 3-4).

Ayanın görevleri A. Susesca’ya göre 1) vergi tahsili, 2) asayiş, 3) hudutlardan kaçakçılığı önlemek, 4) narhın kontrolü, 5) menzilhanelerin bakımı, 6) “nefiri âm” çağrılması, 7) kale inşaatına yardım vb. (s. 9) Bunlardan en çok vergi tahsili şikayet konusu oluyor.

Muhsinzade’nin ilk sadareti: 1765.

Ayan sosyolojik anlamda ilk kez XVII yüzyıl sonlarında ortaya çıkıyor; M. Cezar da bu fikirde. Y. Özkaya ise XVIII. yüzyıl başları diyor. Yine de genelleme mümkün değil.

Muhsinzade Paşa ayanlığı düzenlemek istiyor. Anadolu ve Rumeli’ye gönderdiği mektuplarda “ayanlık buyruldusu”nu para karşılığı valiler veriyor; ayan bu parayı salyame defterine kaydederek halkın sırtına yüklüyor. Kazalarda büyük suistimal ve ayanlık kavgaları var. Bunun için kaza ayan seçimi için şu yol düşünüldü: halkçı davranışıyla tanınanları kadı bir ilamla sadrazama bildirecek; o da bu kimseyi inceleyip, uygun görürse ayan atayacak. (s. 31) Fakat seçilen kimse sonradan zulme dönerse “siyaseten katl” olacak. Bu sıralarda fermanların hükmü azalmış. Yine de öldürülen ayanlara da rastlanıyor. Fakat ayanlık mücadelesi yüzünden taşradan gelen çelişkili haberler yüzünden taşradaki durum bilinmiyor. (s. 36) Bu sırada Rusların Lehistanı işgallerş yüzünden durum gergin. Fakat “Rumeli hududundaki kale ve muhafızlarının harap ve nizansız olduğunu bilen Sadrazam, Rusya’ya harp ilanına bir türlü yanaşmadı.” (s. 36) Lehleri kovalayan bazı Rus askerleri sınırları aşıp bazı Müslümanları öldürünce sadrazamın itibarı kırıldı. Azloldu ve savaş açıldı. III. Mustafa savaştan yanaydı. Oysa, yazara göre, sadrazam haklıydı. Savaş ayan ve mütegalibeye yaradı. (s. 37)

Rus savaşından sonra Rus teşviki ile Mora isyanı (1769) başladı. Muhsinzade Mehmet Paşa bastırdı. Civarda bulunan ayanlardan da (Çatalca, Yenilşehir, Tırhala) yardım gördü. 1771’de ikinci kez sadrazam oldu. Birincide olduğu gibi hükümete sadık kalan ayana büyük yetkiler vermişti. Fakat ayanın bişr kısmı bu yetkileri kendi çıkarları için kullandılar. Bazıları da sefere katılarak sadrazamın takdirini kazandılar. Vezirliğe kadar yükselenler oldu. 1768 savaşı sonunda ayanın devlet idaresindeki ağırlığı arttı. Yazar bunu Muhsinzade’nin siyasetine atfediyor ve dönüm noktası olarak görüyor. (s. 101)

1771’de, ikinci sadrazamlığında Muhsin Paşa barış için hemen Ruslarla temasa geçti. Her ihtimale karşı ayanları da “kendi malından” askerle sefere çağırdı.

Sonuç: Muhsinzade’nin merkeziyetçi ayan sistemi iflas etti. Savaş koşullarında sonuç vermesi zaten mümkün değildi.

XVI. Yüzyılda Manisa Köyleri;  Tarih, Mart 1979. sayı: 32.

1531 tarihli Saruhan Sancağı’na ait bir tahrir defteri inceleme denemesi

45 köy birer sipahiye müstakilen verilmiş. Ayrıca altı sipahi tek başlarına birkaç köyü birden tasarruf ediyorlar. Bu, “zengin sipahilerin yeniçeri, serdar, çavuş, sekban, silahtar gibi Osmanlı hanedani ile yakın ilişkileri olabileceğini gösteren unvanlara sahip olması dikkatimizi çekmiştir.” (s. 740) Sultana ait beş hassa köyü var. Bunlardan dördü Müslüman “ortakçı”lar tarafından işleniyor. Bunlar Barkan’ın “ortakçı kullar” kategorisine benziyor. Ürünün 1/3’ünü padişaha veriyorlar. Bazı padişaha ait hassa çiftlikleri padişahın emriyle köylülere satılmıştır. (s. 747) Defterde özel çiftlikler de gösteriliyor. Bunların çoğu bir çiftlik büyüklüğünde. (Toprağa göre 60, 80, 130-150 dönüm) Enbüyükleri beş çiftlik genişliğinde. Bunlara muhtemelen şehirliler talip. Sayıları çok değil.

Karaosmanoğulları XVII. yüzyıl ortalarından itibaren nüfuz kurmuşlar.. (s. 756)

Some Documents on the Big Farms of the Notables in Western Anatolia; Studia Culturae Islamicae; Tokyo, 1976, no: 4.

Yazar tereke defterlerinden bir döküm yapmış. Fakat, diyor, tereke defterleri tüm varlığı göstermiyor. Tereke örnekleri:

1) Yeğen Mehmet Ağa (Tire, 1788): Toprak, saban, hayvanat;

2) Elhaç Mehmet Ali Ağa (Tire, 1803): Bir çok çiftlik var. Bazılarının yüzölçümü 1000, 1200 dönüm vb olarak veriliyor;

3) Kel Hüseyin Oğlu Hasan Ağa (Beypazarı voyvodası, 1803);

4)  Hacı Mehmet Ağa (Teke, 1815): Tahminen 8 000 dönüm tarla. Burdur’un güneyinde diğer bir çok büyük çiftlik: 8000, 9 500, 9324, 13 000, 950, 1 800, 12 000, 10 000, 700 dönüm vb. 12 çiftlik.

5) Karaosmanzade Elhaç Hüseyin Ağa (Eski Saruhan mütezellimi, 1816): Küçük küçük (40-50 dönüm) bir sürü tarla ve bahçe.