BUDAK, ALİ

BUDAK, ALİ; Münif Paşa; İstanbul, Kitabevi, 2004.

Bu önemli aydın ve devlet adamı hakkında önemli ve ayrıntılı (686 sayfa) bir çalışma.

Münif Paşa Tanzimat döneminin adı gölgede kalmış önemli reformistlerinden. Ayıntap’ta 1828 veya 1829’da doğmuş. Adı bile tam olarak bilinmiyor. Mehmet Tahir Münif üzerinde daha çok anlaşma var (Ebüzziya Tevfik; İbnüemin Kemal vb). Ayıntab alim ve şair lerinden “Arap Tahirzade” Abdünnafi Efendi’nin oğlu. Arap sıfatı, İbnülemin Mahmut Kemal’den başka hiçbir kayıtta kullanılmamış. Zaten ailesi hakkında doğru dürüst bir bilgi de bulunmuyor. (s. 4-5). Budak’a göre Türk asıllı. İlk öğretimini Ayntap’da Nuruosmaniye Medresesi’nde almış, Farsça’ya da orada başlamış. Sonra 1835’te babasıyla Mısır’a gitmiş. Bu hesaba göre doğum tarihi daha önce olması lazım. Mısır Napolyon’nun üç yıllık işgalinde atılımlar yapmış. Sonra da Mehmet Ali Paşa’nın reformları ileri adımlar oluşturmuş. En iyi Fransızca Kahire’de konuşuluyormuş.. Kendisi de Yusuf Kamil Paşa gibi, Fransızca’yı Kahire’de öğrendiğini söylermiş. (s. 17). I. Abbas’ın vali olmasıyla  (1848 Kasım) Mısır’da Türklüğe karşı cereyan başlamış; Türk asıllılar pozisyonlarını kaybetmeye başlamışlar. Sonra Şam’a gitmiş. Orada da bir yıl kaldıktan sonra İstanbul’a göçerler. (1850).  Arapça ve Farsça mütercimi sıfatıyla Babıali Tercüme Odası’na girer. Orada Fransızca’sını daha da ilerletir. İhtilalden kaçıp Prusyalı İstanbul’a sığınmış muhtedi Emin Efendi’den Fransızca dersleri alır. Fakat oradaki en büyük kazancı , devrin nüfuzlu kişilerinden Mektepler Nazırı Kemal Efendi’nin gözüne girmek olmuştur. Kısa süre sonra (1855) Mekâtibi Umumiye Nezareti’nden orta elçi sıfatıyla Berlin’e tayin edilen Kemal Efendi onu da ikinci katip olarak Berlin’e götürür. Münif Bey kısa bir süre sonra da başkatip olur. (s. 22-23). Berlin onun için bir okul olur. “Kişiliği Berlin’de oluşmuş, düşünce yapısı Berlin’de şekillenmiştir, denilebilir” (s. 22-23). Orada Berlin Üniversitesi’ne devam ediyor ve felsefe (Hikmet), doğa bilimleri (Hikmet-i tabiyye), uluslararası hukuk (Hukuk-u milel) ve iktisat (Tedbir-i memleket) derslerini izliyor. Bu formasyon da kendisini -o dönemde yaygın olan pozitivizme değil- Alman idealizmine yaklaştırıyor.

Yazar, Münif Paşa’nın gazeteciliğini, eserlerini, çevirilerini, şiirlerini ve fikirlerini ayrı bölümler halinde inceliyor. Münif Paşa, Yeni Osmanlılara -özellikle Namık Kemal’e- yakınlık duyuyor. Oysa Namık Kemal ve arkadaşları onu “saraya mensuplar” arasında sayıyor ve kendilerinden saymıyorlar. (s. 77). Şinasi de, N. Kemal ve Ziya Paşa’ya olduğu gibi, ona da mesafeli duruyor. Paşa’nın Nuruosmaniye ve Süleymaniye’de iki konağı, Beylerbeyi ve Çubuklu’da iki yalısı, Üsküdar ve Erenköy’de de iki köşkü varmış! (s. 88-89). Bir konağı da yüzyılın son çeyreğinde, Paris aristokrat “salon”larını taklit eden “kübera” konaklarının en ünlünerinden biri haline geliyor. (s. 87).

Devlete en büyük hizmetlerini (üç kez ) Maarif Nazırı olarak yapıyor. İlk kez 1877 başlarında atandığı bu makamda en büyük hizmeti Mekteb-i Mülkiye’yi asıl hüviyetine kavuşturan yeniden yapılandırma oluyor (s. 35). 1878’de ikinci nazırlığı ise en verimli dönemi. Bu dönemde Mekteb-i Hukuk açılıyor; İstanbul’da kızlar için bir idadi öğretime başlıyor; rüştiye mekteplerine Fransızca dersleri konuyor; Müze-i Hümayun açılıyor vb. (s. 39-43). Vezir ve Paşa unvanını da bu yıllarda kazanıyor. 1883’te yeniden canlandırdığı Mecmua-i Fünun ise ancak bir sayı çıkabiliyor. Derginin kapanma nedeni “Bir Yıldız Böceği ile Bir Yolcu” başlıklı makale! (s. 46). 1885’te başlayan üçüncü nezareti ise aslında bu makamdaki en uzun görevi; fakat altı yıl süren bu dönem vesveseli sultanın adeta onu nötralize ettiği bir dönem oluyor.