SOBOUL, ALBERT

ANASAYFA

SOBOUL, ALBERT; LEMARCHAND, GUY; FOGEL, MİCHELE; Le Siėcle des Lumiéres; tome I, L’Essor 1715-1750; Paris, PUF, 1977.

Eser Osmanlı İmparatoırluğu ile ilgili bazı ilginç bilgiler içeriyor. Bunlardan dikkatimi çekenleri aktarıyorum.

“Osmanlı Devleti ve Polonya’da, ulusal para basılmasındaki yetersizlik ve dış ticaretin geniş ölçüde yabancı ellere geçmiş olması dolayısıyla, piyasada yabancı para bolluğu var.” (s.136)

“XVII. yüzyıl sonundan itibaren Sudan altınından mahrum kalan Osmanlı Devleti aynı zamanda gümüş egemenliği bölgesinde bulunuyordu. Kare şeklinde küçük bir parça olan akçe hesap birimiydi.”  XVIII. yüzyılda hükümet az miktarda para bastı. Basılan paralar: 600 akçe değerindeki İtalyan sökenlerinin (sequin) kopyesi olan bir miktar altın sultanin; teorik olarak 120 akçe değerindeki gümüş kuruşlar vb. (I, 137) Hükümet 1703-1730 arası 0, 147 gram ince metal olan akçeyi tağşiş etti ve 1757-1773 arası 0, 066 ve 1789-1807 arasında da  0, 045 grama indi. İlaç hastalığı daha vahim kıldı; kuruş da paralel bir seyir izledi. Bir Venedik sökeni üç kuruştan (1717-1769), altı kuruşa çıktı (1793).  (s.137)

Yüzyılın sonuna doğru yabancı paralar (Venedik ve Macar sökenleri, İspanya kuruşları, Holanda riksdal’leri ve Avusturya İmparatorluğu taler’leri) iyice egemen oldular. Polonya’da olduğu gibi, ülkenin ürünlerinin Orta ve Batı Avrupa’ya süzülmesinde rol oynadılar.” (I. s.137) (Bu bilgiler için verilen kaynaklar: E. Damoreau; Traité des Négociations de Banque et des Monnaies Etrangėres, Paris, 1727; Almanach des Monnaies, Paris, 1785; J. B. Benaven, Le Caissier Italien ou l’Art de Connaitre toutes les Monnaies actuelles d’Italie, ainsi que celles de tous les Etats, Lyon, 1787;  P. F. Bonneville, Traités des Monnaies d’Or et d’Argent, Paris, 1806.

Akdeniz’de Ticaret Ağları.

“Göreli olarak Akdeniz az önemli idi; çünkü satışa arz edilecek ürünü az olan ve büyük ticaret yollarının dışında kalan ülkelerle çevriliydi. Uzak Doğu mallarının transit geçişi git gide daha az Osmanlı devleti aracılığıyla yapılıyordu. İran’da 1710’dan beri süren anarşi ve bu ülkeyle Osmanlılar arasındaki savaşlar (1723-24; 1773-74) Levant ile Hindistan arasındaki ulaşımı sekteye uğtattı. Ayrıca İran üzerinde Rus ve Rus-İngiliz ticaretinin giderek ağır basması alış verişin önemli bir kısmını uzaklaştırdı.” (s.138)

Osmanlı Devleti’nde ticarete yabancılar egemendi; bürokrasinin büyümesi bu durumu daha belirginleştirdi. “XVIII. yüzyılda Osmanlı ticaretinde yabancı egemenliği, Levant’a Avusturyalı ve Rusların gelişleriyle daha da vahimleşti. Bu yüzyıl içinde ödemeler dengesi aleyhe dönünce (iyi bilinmeyen bir husus) durum Osmanlı İmparatorluğu için daha ciddi hale geldi. Muhtemelen İran ve Uzak Doğu ticaretinde XVII. yüzyıl sonundan itibaren açık veren İmparatorluk, daima birinci alıcısı ve birinci satıcısı olan Fransa ile ilişkileri örneği (XVIII. yüzyıl sonunda ticaret hacminin % 50-60’ı) dikkate alınırsa Avrupa’yla ticaretinde uzun süre fazlalık sağladı. Ticari planda, 1788’de, Fransa’ya ihracat 36 400 000 turnuva lirası, ithalat da 16 100 000 turnuva lirası tutuyordu. Aradaki fark İmparatorluğun iç ticareti  (karavan ticareti ve  1760-1770 arasında ticaret açığının yarısı bu yolla sağlanan kârlarla kapanıyordu) ve (kıymetli) para gönderme, para ticareti yapma suretiyle elde edilen kârlarla kapatılıyordu. 1780’e doğru Marsilya Ticaret Odası ödemeler dengesinin Fransa lehine olduğunu açıkladı. Bu dönüşüm kervan ticaretinin gelişmesiyle sağlanabildi. 1769-1774’den itibaren Raguzalılar, Rumlar, hatta Türkler kervan ticaretini ele geçirmek ve yavaş yavaş o alandanFransızları kovmak istedilerse de bu dönüşüme engel olamadılar. Kuşkusuz Avrupa ile ticaret kolonyal nitelikte idi. Avrupalılar tropikal bitkiler, özellikle giderek artan ölçeklerde kahve (1738-1758 arası Fransız ihracat değerinin % 5,8’ini, 1786-1789 arasında ise % 21’ini kahve teşkil ediyordu) ve sadece Batı’da üretilen hafif kumaş satıyorlardı. Ortadoğu da azalan ölçülerde kahve ve buğday ve ham maddeler (deri, mum, ipek, yün; artan ölçülerde de sabun için yağ ve ham pamuk) ihraç ediyordu. Ham pamuk 1700-1702’de Fransa’ya yapılan ihracatın % 15,3’ünü, 1786-1789’da da % 39’unu oluşturuyordu.” (s.139-140) XVIII. yüzyılın ikinci yarısında Suriye, Palestin ve özellikle de Mısır’ın bu ticaretteki yeri azaldı. (1750’de Marsilya alımlarının % 41,5’u satımlarının da % 37’si; 1788’de % 27,5 ve % 26) Bu çöküş siyasal anarşi, halkın yoksullaşması ve İran’la ilişkilerin kesilmesi gibi nedenlerden kaynaklanıyordu. (s.140)

“Ortadoğu’dan daha az çalkantılı olan Türkiye, özellikle İstanbul ve İzmir sayesinde, Avrupa’yla alış verişte giderek artan bir rol oynuyordu. 1788’de Fransızların İmparatorlukta gerçekleştirdikleri alımların % 52’sini, satışların da % 62’sini sağlıyordu. Özellikle İzmir Hint ve İran ticaretinin kalıntılarını çekiyordu. Fakat en büyük ticarî atılımı Yunanistan sağladı. 1744 ile 1786 arasında Selanik limanından yapılan ticaretin değeri dört katına çıktı; şehrin nüfusu da 1780’e doğru 60-80 bine yükseldi. Yüzyılın sonlarında Edirne, Sakız Adası, Girit ve Arnavutluk sahilleri (Arta, Durazzo) de geliştiler. Osmanlı Balkanlarının kara ticaretinin büyük kısmını zaten kontrol eden Yunanlılar kervan ticaretine, hatta savaş içindeki Avrupa’nın gerilemesinden  yararlanarak dış ticarete de giriştiler. Rus baskısı ile Küçük Kaynarca Anlaşması kendilerine Çar’ın bayrağıyla ticaret hakkı verdiği için İmparatorluğun Rusya ve Avusturya ile ticaretindeki yerlerini güçlendirdiler; Leipzig’le bile ilişkiler kurdular, Napoli ve Livurn’a yerleştiler. Fransızlar da Balkanlar da (1701’de Arta’da; aynı yıl Yanya’da; 1750’de Sarayevo’da).

XVIII. yüzyıl boyunca Osmanlılarla ticarette en büyük rolü Fransa oynadı. Bunun da üç dönemi var:

1) 1714-1740 arası: Ticari ilişkiler istikrar içinde;

2) 1740 ile 1700-77 arası ticaret hissedilir biçimde artıyor. 1740’da verilen yeni kapitülasyonlar bunda baş rolü oynadı. Kervan ticaretine katılma ve gümrük indirimleri dışında Osmanlı memurların keyfi davranışlarına karşı korunmalar sağlandı; Kumaş ve Antilles kahvesi ihracı çok arttı;

3) 1777 sonrası: genişleme devam etti; ithalat 1788’de zirve noktasına ulaştı; fakat ihracatta bir artma olmadı.

“Fransa Yedi Sene savaşları sonucu olarak prestij kaybına uğrayınca ve de Versay 1769-1774 Rus savaşında Rusya ve Avusturya’nın girişimlerini önleyemekte iktidarsız kalınca  Osmanlı Hükümeti ile ilişkilerinde de güçlükler başlamıştı.” (s. 145) “1787-91 ikinci Rus harbinde Fransa’nın nötr kalması durumu düzeltmedi. Babıali Fransa’nın Boğazlar’a girişini yasakladı ve bu ülkeye, Habsburg’ların ve Rusların elde ettikleri vesilesiyle, ‘en fazla müsadeye mahzar ülke’ ayrıcalığını reddetti.” (s.145( Bir de giderek şiddetlenen rekabet koşulları bunda rol oynadı.

Batı’da merkantilizm: “1760-1770’e kadar, İngiltere dışında yoğun olarak ve yaygın bir coğrafyada müdahaleci ve sanayici merkantilizm gelişti.” (s.194) Çok çeşitli nedenleri var bunun. “Devlet açısından, daha çok dış ticaret açığına son vererek ulusal bağımsızlığı sağlama kaygısı rol oynadı.” (s.194) “Bütün olarak XVII. yüzyıldan çok 1730-1760 döneminde, Fransa gibi eski sanayi ülkelerinde olduğu kadar Prusya gibi yenilerde de sanayici müdahaleciliğin galebe çaldığı söylenebilir.” (s. 195) “Bu politika hükümdarın finans alanındaki isteklerine (mali randımanı artırmak için zenginliği artırmak) yanıt verdiği gibi, üretim güçlerinin git gide daha hızla gelişmesiyle ortaya çıkan yeni olanakların ve Almanya’da Otuz Sene savaşlarının durgunlaştırdığı yüzyıllık eski ticaretin yerini alan (yeni) alış verişlerin  doğurduğu yeni bir zihniyete de yanıt teşkil ediyordu.”  (s.196)

Aydınlanma” felsefesiyle ilgili açıklamalar. “Aydınlanma despotizmi”: Prusya’da II. Frederik; Rusya’da II. Katerina, Avusturya’da II. Jozef! (II. s. 365)

Kant’ın “Was ist Aufklärung?”u kralların aracı oldu. (II. s.374)

Almanya’da “Germenlik” ruhunu Klopstock başlattı. (“Haydutlar” ve “ode”ları).

İkinci Feodalite: “Elbe’nin Doğu’sunda ikinci serflik ülkeleri bulunuyordu.” “Bununla beraber, ikinci serflik, ‘Elbe’nin Doğu’su’ ifadesinin içerdiğinden daha muğlak sınırlara sahipti.” Doğu’da Rus İmparatorluğuna ve Osmanlıların vassali durumundaki Romanya prensliklerine (Eflak, Buğdan) kadar uzanıyordu.” “XVIII. yüzyılın ilk yarısı veya en fazla ilk üçte ikisi ikinci serfliğin zirvesine ulaştığı dönem oldu.” (II. s.785)