CHRİSTENSEN, ARTHUR

ANASAYFA

CHRİSTENSEN, ARTHUR; L’Iran sous les Sassanides; Kopenhagues, 1944.

Aşemenid İmparatorluğu, Asur, Babil ve Elam imparatorluklarının devamı oldu. Nasıl bir imparatorluktu?

1) Aşemenid İran, biri kral hanedanını oluşturan yedi ayrıcalıklı aşiretten oluşuyordu. Vassallar da vardı. Örneğin Anadolu’da Büyük Kral’ın himayesinde hüküm süren eski prens konakları  vardı. Fakat bunlar satrapların fiili bir kontrolüne tabi idiler. Ayrıca kral topraklarının bazı kısmlarının mülkiyetini devrederek vassallar yarattı. (s.16) “Bu senyörlerin satraplar karşısındaki durumu çok açık değildir; herhalde bunlar az veya çok geniş ayrıcalıklara sahiptiler..”  “İşte Pers feodalizminin kökenleri!” Fakat feodalizm henüz gelişmemişti. (s.16)

2) Parthe İmparatorluğu. İranlıların Aşemenidlerden daha saf bir kolu olan Arsacide’ler tarafından kuruldu. Burada kuzeyli İranlılar egemendi ve bu yüzden “eski patriyarkal rejim yeniden canlandı.”  Rejimin patriyarkal tabanı dört birimden oluşuyordu: a) ev, b) köy, c) aşiret, d) halk. Halk “Arya” adını taşıyordu.

Aşemenid İmparatorluğu’nda aşiret şeflerinin yerini kralın satrapları aldı. Aynı şey Arsasid İmparatorluğu için de geçerli. (s.17)

“Arsasidler ve baştan beri onlara katılan ve sonradan Part Devleti’nin çekirdeğini ve çiçeğini oluşturan insanlar, eskiden Darius ve adamları örneğinde olduğu gibi klan şefleriydi.” (s.18)

Partlarda feodalizm gelişti. Yedi büyük ev var. “Bununla beraber büyük vassallarla köylüler arasında küçük şövalyeler, bir çeşit timar (arriere-fief) tasarrufçusu bir ara sınıf bulunuyordu ve muhtemelen bu Manbadh’lar sınıfını teşkil ediyordu. Bu rejimle Avrupa feodalizmi arasında genellikle tarhçiyi şaşırtan bir benzerlik var. Ve Avrupa feodalitesinde olduğu gibi Partlarda da büyük vassallarla süjeleri arasındaki ilişki, kralla büyük vassallar arasındaki ilişkilerden çok daha kuvvetli idi. (s.19)

Aşemenidlerde satraplıklar çok büyük; Partlarda küçülüyor. Fakat daha bağımsız oluyor. Büyük vassallar idare ediyor. Bunlara “şah” deniyor. Bu yüzden Arap tarihçileri İskender ile Sasaniler arasındaki dönemi “aşiret krallıkları”  (“Müluk’ut Tavaif”) olarak isimlendiriyorlar. (s.19)

Büyük vassalların siyasal otoritesi kralın iktidarına sınırlar koyan aristokratik konseyde ifadesini buluyor. Daha çok güçlü ailelerin tekelinde. Justin buna ‘Senato’ diyor. Krala karşı fazla gücü yok. (s.20) Saraydaki ve devletteki önemli makamlar babadan oğla geçmiyorlar; bazen oğullarına geçiriyorlar. Kral asil aileleri yok ediyor. “Bazen bir hadım ağası satrap ailelerine zulmedecek kadar güçlü olabiliyordu.” (s.24)

Kral II. Hüsrev bir kanun çıkararak büyükleri ve idarecileri ‘yanında kalmak ve etrafını oluşturmağa’ mecbur ediyor. “Böylece bir hamlede feodal eğilimleri ortadan kaldırmak istiyor; fakat kanun uygulanamıyor.” (s.25) Plutark bu büyük ailelerin en önemlisi olan Suren’i uzun uzun anlatıyor. “Arsasid Krallığı Aşemenid Krallığı’nın gücüne ve istikrarına hiçbir zaman kavuşmadı ise de  şeklen hep bir ‘despotluk’ olarak kaldı. Kralın iktidarı kanunlarla sınırlı değildi ve koşullar onu güçlü bir konuma getirirse, o, doğulu bir potantanın tüm keyfiliği il hüküm sürüyordu.” (s.26)

Hadımlar (harem ağaları) devlette büyük bir rol oynuyorlardı. Kralın özel serveti ile devletin serveti aynı şeydi. (s.27) Aryanların eski dini Doğa güçlerine, ‘element’lere ve gök cisimlerine tapmaya dayanıyordu. (s.30)

Din: “Ön Asya halklarının ve ırklarının karma karışık durumu inançların ve uygarlıkların karışması için elverişli bir alan oluşturuyordu. Helen felsefesi Doğu dinleri tarafından özümleniyordu ve buradan birçok değişik alaşımlar ortaya çıktı. İranlı ve semitik düşünceler erken tarihlerde Mezopotamya’nın Arameen topraklarında karıştılar. Küçük Asya halklarının gizemli ibadetleri bunlara yeni bir unsur katıyordu. İlmi simya ve Kabal spekülasyonlarının eklendiği bu karışıma Yunan felsefesinden fikirler de nüfuz ediyordu.” (s. 40)

Sasani Devleti’nin Kuruluşu:

Eski imparatorlukların devamı ve “tamamlanması”. Kurucu Ardaşer, Arsasid hanedanının meşruiyetine sahip olmak için onlardan kız alıyor. (s.88) Sonra da 226 yılında “kralların kralı” ilan ediliyor. İnşaatçı bir karakter: kanallar, tapınaklar, şehirler vb. yapıyor. “Doğulu iyi monark betimlerde sık sık öne çıkarılan özellik kanallar, tapınaklar, şehirler ve kamu yararına başka eserler yapmaktı.” (s. 96) zamanla Ardaşer ismi Cyrus gibi efsaneleşiyor. “Dragonları öldürücü imajıyla Ardaşer  Babilon’un ulusal tanrısı Marduk’un rolünü bile aldı.” (s. 96)

Yeni devletin iki niteliği.

1) Güçlü bir merkezileşme; 2) bir devlet kilisesinin yaratılması. Bu ikinci unsur bir “yenlilik”. (s. 98) Avesta üç sınıf tanıyor: 1) Rahipler; 2) savaşçılar; 3) tarımcılar. Sadece bir pasaj da dördüncü bir sınıf tanıyor: Zanaatkârlar. Sasanilerde dört sınıflı bir taksim var: 1) Devlet Kilisesi; 2) askerler; 3) bürokrasi; 4) halk.

“Ulusun toplumsal ve siyasal bölünmesinde açıkça görülen karışıklık ve çelişkiler Sasani İmparatorluğu’nun Partlardan miras aldığı bürokratik mutlakiyetçilik ve feodalizm arasındaki özel ikilemle doğrudan ilgilidir. Bu iki unsurun uzlaşmazlığı Ardaşer Dabhagan’dan Husrev’e kadar uzanan siyasal ve sosyal evrimi belirledi.” (s.101)

I) Şahdaran: Bunlar kral(cık) (roitelet) adını taşıyorlar (Arap, Ermeni de var);

II) Vas Ruhran: Klan şefleri. Başlarında yedi güçlü aile var. En önemlileri Karin, Süren, Aspahbad vb. Bunlar “Pahlav (Parthe)” lakabını taşıyorlar. Sasaniler döneminde de bazı mevkilerin miras yoluyla bu ilk yedi ailenin şeflerine geçmesi geleneği devam ediyordu (s.107);

III) Vuzurgan: En yüksek yöneticiler; bürokrasinin zirvesindeler (s.111);

IV) Azadan: Özgür insanlar.

Başlangıçta mutemelen Aryan fetihçiler vardı; sonra karıştılar. Bir çok İranlı köylü serf ve az itibarlı burjuva sınıfına düştüler. (s.111)

Köy şefleri son derece önemli. “Dekhan” devletin köylüleri önünde hükümetin temsilcisi. En önemli işlevi vergileri toplamak. Arap fetihlerinden sonra fatihler, İran’dan Sasani kralların topladığı gümüş serveti ancak ‘dekhan’larla işbirliği yaparak geri alabildiler. (s.113)

Merkezi İdare

Merkezi idarenin başında başvezir (grandvizir) bulunuyor. Önceleri “Hazarbadh” deniliyordu. (s.113) Her türlü yetkiye sahip; her alana müdahale edebiliyor. Halifeler döneminde (ve sonraki tüm İslam devletlerinde) bilinen başvezir (sadrazam) mevkii Sasanilerin mirasıdır. (s.115)

Din

Büyücüler (“Mogh”-“mages”) başlangıçta Med’lerin tekelinde idi ve bunlar bir ruhban sınıfı oluşturuyorlardı. Kendilerini de bir aşiret mensupları gibi hissediyorlardı. Çöküntü zamanlarında krala karşı asillerle birleşiyorlardı. Mogh’lar iktidarı kutsallaştırıyorlar ve vatandaşların hayatının en küçük ayrıntılarına kadar karışıyorlardı. Adeta devlet içinde devlet oluşturuyorlardı. “Hasılı, yüksek ruhban sınıfı kuşkusuz esaslı bir şekilde toprak mülkiyeti sahibiydi.” (s.117)

“Zerdüşt dini ruhban sınıfı tam olarak bilgi sahibi olmadığımız bir hiyerarşiye sahipti ve inceden inceye kurallara bağlanmıştı.” Zerdüşt dünyasının papası, en yüce mobad, ‘mobadhan mobad’ adını taşıyor ve kral tarafından tayin ediliyordu. (s. 118)

Maliye:

Masraflar, savaş masrafları, saray masrafları, memurların maaşları ve kamu hizmetleri kalemlerinden oluşuyordu. Fakat İran kralları kişisel hazinelerine mümkün olduğu kadar çok para ve kıymetli eşya biriktiriyorlardı. (s.126)

Ordu:

“I. Hüsrev zamanına kadar İmparatorluk ordusu Eran-Spahbadh adını taşıyan tek bir komutanın emri altındaydı… Bu komutan savunma bakanı, baş komutan ve barış görüşmelerini yürütme işlevleriyle donatılmıştı. Belirli idari birimleri için spahbad’lar vardı. (s.130) “Diberan” denilen katipler de çok önemliydi ve diplomat görevi de görüyorlardı. (s.132)

Eyaletlerin Yönetimi:

“Eyalet yöneticileri de (satraplar veya marzbân, margraves) büyük devlet yöneticilerine aitti.” (s.136-137) Eyaletlerin sınırları üçüncü ve dördüncü yüzyıllarda çok genişti. Bunlar satraplıklara ayrılmıştı. Bu görev sivil olmaktan çok askeriydi. Sivil idare daha ziyade ikincil memurlukların elindeydi. Savaş anında bir spahbadh’ın liderliğinde savaşa katılıyorlardı. Daha ziyade “yüksek asalet”e mensup olanlar arasından seçiliyorlardı. Bunların altında da”istan” denen birlikler vardı.

Kantonlara ayrılma tamamen idari bir olaydı. Şahr adı verilen küçük kantonlardan her birinin “şahristan” denilen bir merkezi vardı. İmparatorluk bu ‘şahristan’lardan oluşuyordu ve bunlar da “şahrigh” denilen ve “dekhân”lar arasından seçilen biri tarafından yönetiliyorlardı. (s.140)

“Başlangıçtan itibaren Sasaniler, Zerdüşt dini ruhban sınıfı ile ittifak halindeydiler ve Devlet ve Kilise arasındaki bu yakın ilişki tüm Sasani dönemi boyunca sürdü. Farsi geleneğe göre I. Ardeşir, İran tahtına çıktıktan sonra Herbadhan Herbadh Tansar’a, Avesta (arsacide) metninin dağınık parçalarını toplamasını ve onlardan resmi (“kanonik”) bir metin oluşturmasını emretti.” (s.140) Bu Sasani Avesta’sının, günümüzde, IX. Yüzyıl Pehlevi döneminden kalan bir kompilasyon olan az bir kısmı elde mevcut. Bu da sadece ibadet için kullanılan metinlerden oluşmuyor; tüm bilimleri (kozmoloji, kozmogoni, doğal tarih, asrtronomi, eskataloji vb) içeren bir ansiklopedi oluşturuyor. (s.142)

Güneş tanrısı Mihr her şeye egemen. Diğer doğal güçler de kutsal. Örneğin ateş! Beş çeşit ateş sayılıyor. Su da kutsal.

Evrenin ömri 12 000 yıl. İlk 3000 yılda Hürmüz (Ohrmazd-aydınlanma) devri yaşandı; bunu izleyen 3000 yılda da Ehriman (karanlıklar) devri yaşandı. Savaşıp durdular. Beşeri tarihin başlamasından 3 000 yıl sonra insanlara doğru dini öğretmek için Zerdüşt ortaya çıktı. Daha 3 000 yıllık ömür var. Her bin yılda bir, Zerdüşt tohumundan ve bir gölde saklanan bir kurtarıcı, doğa-üstü bir şekilde zuhur edecek. Üçüncü ve son kurtarıcı doğunca son kavga başlayacak. Apokaliptik bir dönemden sonra, dünya, arınmış bir şekilde artık bozulmaz bir huzur içinde ebediyete kadar kalacak. (s.148)

Mazdakit hareket için bkz. s. 316-362.

Aile yapısı poligamiye dayanıyor; fakat ön planda, meşru bir “zevce” var. Bunun yanı sıra da satın alınmış ya da savaş ganimeti kadınlar bulunuyor. (s.322) İkinci derecedeki kadınların sadece erkek çocukları babanın ailesine kabul ediliyor. Incest var; fakat yakınlar arasında evlenme de var. (s.323) Mazdakistler komünizmle suçlanıyorlar. Kral Kavadh’ın Mazdakistlerle ittifakı. Kavadh bir Zerdüşt ruhban sınıfının hazırladığı bir saray darbesiyle düştü. (s.348) Kaçtı, ordu topladı, intikam almak için savaştı. Mazdakist kırımı oldu. Bir sürü köylü ayaklanması (‘jacqueries’) oldu. Kavadh bir vasiyetname ile kimin başa geçeceğini söylemiş. “Mahbodh’un fikrine ittifakla uyularak, ölen Kral’ın vasiyetinin kanun hükmünde olduğu kabul edildi.” (s.361) Mazdakizm Sasani dönemi boyunca sürdüğü gibi, İslami dönemde de devam etti. (s. 362)

Hüsrev I döneminde vergi ve askerlik reformları yapıldı.  Kral reformcu, inşaatçi ve adil. Nizamülmülk de Siyasetname’sinde övüyor. (s.374) Bütün büyükleri topladığını, halkı ezmemelerini söylediğini yazıyor. Siyasetname’ye göre Sarayına bir zincirin ucuna bağlı bir çıngırak koumuş; zulme uğrayan herkes ucunu çekebilsin diye. (s.377)

Saray entrikalarına, paraları sayesinde, Yahudiler de karışabiliyorlarmış. (s.382)

“Husrev, çok hasta olduğu bir anda, kralın öldüğü söylentisi üzerine bir oğlunun çıkardığı bir ayaklanmayı da bastırdı.” Oğlunun gözlerini kör etti. (s.383)

Yahudiler şarap ticareti de yapıyorlar. (s.387)

“Merkezi idare pehlevi dilinde divan denilen bürolarla yürütülüyordu.” Yazar divanların sayısını bilmiyoruz, diyor. (s.393)

Astronomlar da önemli bir rol oynuyorlar. (s.396)

Kelile ve Dimne’nin önemi anlatılıyor. Hint kökenli, Sanskrit masallarından (Pancatantra) derlenmiş. (Osmanlılardaki önemini Osmanlı Kimliği adlı kitabımda anlatmıştım).

Eser, II. Husrev’in tahttan indirilip öldürülmesi, Arap istilası ile bitiyor. (Kadeş-‘Cadis’; 637 yılı)