SAİD HALİM PAŞA

ANASAYFA

SAİD HALİM PAŞA, Buhranlarımız; Tercüman Yayınları, İstanbul, (tarihsiz).

Yazar Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın torunu. İsviçre’de okumuş. Ayrıca Arapça, Farsça biliyor. 13 Haziran 1913’te sadrazam oldu. Savaşa bir emrivaki ile girilince istifa etti. Vekiller (ve, M.K. İnal’a göre, sultan) israr ettiği için görevde kaldı. Fakat gölge adam durumuna düştü. İttihatçılar onu kendilerinden saymıyorlardı. 1916’da çekildi. Talat Paşa sadrazam oldu.

Said Paşa tam bir aristokrat. Piyano çalıyor, tenis oynuyor; eserlerini Fransızca kaleme alıyor vb.

Eser’den alıntılar: “Aslında 93 Kanunu Esasi’si, bizzat mutlakiyet memurlarının aralarında gizlice anlaşarak tertip ettikleri bir tedbirdi.” (s. 45) “Onlar, Kanuni Esasi gereği olarak kendisine yüklenen vazifeleri milletin yerine getirmekteki aczi sayesinde, bu hak ve hürriyetlerden daha bir çok seneler milletin değil, kendilerinin istifade edeceklerine kanaat getirmiş bulunuyorlardı.” (s.46) “Dünkü casus ve rüşvetçiler başımıza hürriyetçi, müceddid ve vatanperver kesildiler.” (s.52)

Osmanlı devletinde Batı’daki burjuvazi ve aristokrasi bulunmuyor. Memurlar “en faal ve münevver unsuru teşkil ediyorlar.”  “Bu yüzden Osmanlı memur tabakasının, Avrupa’daki asılzade ve burjuva sınıflarının ifa ettikleri vazifeyi yerine getirebilmesi mümkün değildir.” (s. 60)

Gerilikten sorumlu tüm taklitçi dönem; sadece İttihat ve Terakki değil! (s.69)

İslam övgüsü. “Tam olarak ne idealist ne pozitivisttir; ikisini de ihtiva eder.” (s. 204) Osmanlılar Doğu Roma’nın başkentini payitaht yaptılar, “fakat hüküm sürdükleri memleketler içinde azınlıkta idiler. Bu yüzden hem son derece çeşitli ırklarla dolu olan bu muhitin, hem de İran ve Arap tesirlerinin altında kaldılar. Bu tesirlerle hiç farkına varmaksızın Müslümanlık’tan uzaklaşmaya başladılar.” (s. 219) “Irk hurafesine ait nazariyeler” ve “milliyet bencilliği” yeriliyor. (s. 225)