CLOGG, RİCHARD

ANASAYFA

CLOGG, RİCHARD; The Grek Millet in the Ottoman Empire. (in Christians and Jews in the Ottoman Empire; Ed. B. Braude ve B. Lewis; Londra, 2 Cilt, 1982. s.185-207)

Osmanlı toplumunda Grek milletinin tarihi panoraması çiziliyor.

Rum milleti din ve dil itibariyle son derece heterojen. Türkçeden başka dil bilmeyen Rumlar var. Karamanlar Batı’da da mevcut. Tüm diğer Hıristiyanlara egemenler. Rumlarla Yahudiler ve Ortodoks Ermeniler arasında düşmanlıklar var. Ayrıca standard bir Rumca yok. Birbirlerini anlamıyorlar.

Yunan ulusal hareketini Batı ve Orta Avrupa’daki Rum diyasporası başlattı. (Buna güney Rusya Rumları da eklenebilir.) Filiki Eterya 1814’de Odesa’da kuruldu.

Fener Kilisesi Yunan İhtilali’ni kınadı. 1830’da bağımsız Yunanistan devleti kurulunca iki milyon Rum’dan 750 000’i bu devleti teşkil etmişti. (s.193) 1830’da Rum Patrikhanesi, fiilen (de facto) Sırp Kilisesi’nin bağımsızlığını tanıdı. Romanya’da Ortodoks kilise 1859’da örgütlendi ve 1885’de de resmen Patriklik tarafından tanındı. 1870’de de Bulgar “Exarchate”i kuruldu; yani Rum Kilise’si devamlı alan kaybediyor. “İstanbul Rum cemaatinin bazı önde gelen üyelerinin ısrarı üzerine, Osmanlı Hükümeti’nin emriyle 1847’de Kilise ruhani Meclisi’ne üç laik üye ilave edilmişti.” (s. 194) Sonra, 1858-60 arasında,yedi metropolit ve İstanbul ve taşrayı temsil eden laik temsilcilerden oluşan bir geçici Ulusal Meclis kuruldu. Önerilen reformlar Ermenilerin gerçekleştirdikleri kadar ne geniş ne de demokratik idiler. 1862’de Babıali’ye sunuldı, 1863’te de kabul edildiler. Oysa Ermeni Millet Meclisi’nde geniş bir laik çoğunluğu vardı ve devamlı toplantılar yapıyorlardı. Rumlarınkinde ise sadece İstanbul’dan toplanmış karma bir konsil bulunuyordu. Bunlar eğitim, sağlık, maliye vb. işleriyle uğraşıyorlardı. “R. Davison’un işaret ettiği gibi, Osmanlı Millet siteminin reformu, Osmanlı yöneticilerinin umut ettikleri gibi, gayrimüslimler arasında Osmanlılık kavramını geliştirmedi. Kilise kontrolünü azaltarak Osmanlı devletine sadakati sağlayan güçlü bir unsuru tahrip ettiler.” (s.195; Davison, s.131) Gülhane Hattı ve Islahat Fermanı’ndan sonra Rumların durumu yeniden iyileşmeye başladı. Yunanistan ve Adalardan da iktisadi nedenlerle çok göç edenler oldu. Batı Anadolu’da Rum nüfusu çok arttı. İngiliz konsolosu C. Blunt’ın raporuna göre, 1830’da İzmir’de Müslüman nüfus % 80 iken bu oran 1860’da ancak % 41 idi. (s.195) Ayrıca Osmanlılarda, 1908’e kadar Gayrimüslimler askere de alınmıyorlardı. (Burada Nassau Senior’a dayanıyor!?) Yunanlılarda nüfus artışı daha hızlı; bir neden de askere gitmemeleri. (İkinci bir neden de, N. Senior’a dayanılarak, Türk kadınlarının sağlıksız (mischievous) doğum kontrol yöntemleri olarak veriliyor.) (s.196) Yunan devletine ilk Osmanlı elçisi Muzurus Paşa oldu.

A. Ubicini, Osmanlı Rumlarında iki kısım görüyor. 1) Fenerli Rumlar. Bunlar statükoya sıkı sıkıya bağlılar. Fakat uzun vadede tüm imparatorluğa (onu Helenleştirerek) hakim olmak istiyorlar. Abdülaziz devrinde bir Rum aydını bunu İstanbul’daki Rum organı Neologos’taaçıkça yazmış. 2) Yunan devletinin toprak taleplerinin katı savunucular.. Her Osmanlı krizinde bu talepler alevleniyor: 1839-40; 1854, 1878 ve özellikle 1897. (s. 197) Duruma giderek ikinci gruptaki milliyetçiler egemen oldular. Zaten uzun vadede iki grubun hedefleri aynı. Hepsi Rum halkını helenize etmeye çalışıyor. Dernekler, kulüpler, okullar vb. kuruyorlar. 1878 civarında İstanbul’da 20 kadar Syllogos (Grek edebiyet derneği) bulunuyor. Fakat Grek helenistleri, tüm çabalarına rağmen, yüzyıl sonuna doğru başarılı değiller. (s.197)