BAİLEY, F. E.

BAİLEY, Frank Edgar; British Policy and the Turkish reform Movement; Londra, 1942. (New York, 1970)

Osmanlı reformlarını İngiliz egemen ideolojisi açısından inceleyen bir eser. Zengin kaynaklarla kaleme alınmış bir referans kitabı.

Yazar İmparatorlukta Müslim-Reaya ayrımını basit ve aldatıcı buluyor. Kendisi Marshal Marmont gibi üçlü bir ayrım yapıyor.

I) Müslüman yönetici sınıf;

II) Ermeni, Rum iş çevreleri;

III) Zanaatkârlar, esnaf ve köylüler. (s. 9-10)

1826 Yeniçeri Kırımı (Vak’ayı Hayriye) yeni bir reform dönemi açtı. (Yazar kırımı Rus Çarı Petro’nun Strelitz’i ezmesine benzetiyor.) 1825’ten sonra ticaretin artması, Osmanlı Devleti’ne dikkatleri de artırdı. (Eserde Türk-İngiliz ticaretinin gelişimi hakkında bir tablo veriliyor. 1838’den sonra hızlı bir artış dikkati çekmiyor. Ayrıca Osmanlı devletiyle yapılan ticaret tüm İngiltere ticaretinde çok mütevazi bir yer tutuyor: % 3-4 kadar. S. 70 ve 74) Fakat “yeni politika için daha doğru başlangıç noktası 1833’te oldu.” Rus baskıları ve Hünkâr İskelesi karşısında hareketsiz kalan İngiliz Hükümeti, Blackwoods, Edinburg Review, Quarterly gibi dergilerin kampanyasının etkisi altında kaldı. (s. 43) Daha sonra Palmerston ve Canning Osmanlı yanlısı politikalar yürüttüler. Palmerston, Osmanlı bütünlüğü siyasetine angaje olmak için birkaç yıl tereddüt etti. Ticaret asıl 1830 başlarında  artmaya başladı. (s. 75) 1825-1852 arasında İngiltere’nin Türkiye’ye ihracatı sekiz misli arttı. İthalat “göreli olarak istikrarlı” kaldı! (s.75) İngiliz ticaretinde 1845, özellikle 1850’den sonra Türkiye’ye ihraçta büyük artış var. (Bu ihracat 39 kalemden 84 kaleme çıktı) (s.84) 1850’de İngiltere’nin Osmanlı Devleti’ne ihracatı İtalya, Fransa, Rusya ve Avusturya’ya olduğundan daha fazla. (s. 83)

Bursa ipek imalathanesi hariç 1850’den önce Osmanlı İmparatorluğu’nda fabrika imalatı yok. (s.78) (Coğrafya ve iklim tesiri için bkz. L. J. Gordon; American Relations with Turkey; 1932) Gümrüğe konan ihracat (% 12; % 9 satıcı; % 3 de alıcı ödüyor) ve ithalat (% 3; % 2’de tüketici ödüyor) oranları için yazar, “(bunun nedeni) hiçbir zaman tam olarak anlaşılamadı” diyor. (s.79) İngiltere ticaretinde Osmanlı Devleti üçüncü sırayı alıyor. (bkz. s. 84-128)

Askerlik konularında Marmont’u izliyor. (Ordu kuruluşundaki üç yanlış için bkz Marmont s. 324. Marmont Mehmet Ali Paşa’nın reformlarını çok daha üstün buluyor.) A. Blacque için de 1836’da Malta’da ölene kadar II. Mahmut’un arkadaşıydı, deniyor. (s.137) Urquhart eserleriyle İngiltere’de otorite kabul ediliyordu. (s. 165) “Söylemeye gerek yok ki, Portfolio’nun editörü 1838 anlaşmasını Britanya’nın bir zaferi, gerçekleşmesinde kendisinin de geniş bir yer almakla gurur duyduğu bir zafer olarak gördü.” (s. 165) (Verdiği referanslar; Bolsover; Journal of Modern History, Aralık, 1936; Temperly, H. W.; Londra, 1936)

Palmerston Avrupa’da “anayasacılık” hareketinin hararetli bir savunucusu. “Fakat bu fikri Osmanlılar için  hiç savunmadı ve Osmanlı devletine tâbi topraklardaki tebaalar için de hiç ileri sürmedi.” (s. 153) Bu hareketi Türklere fazla buluyor! “Aydınlanma despotizmi”nden yana! Palmerston’un bu politikası kendisini Foreign Office’de (ister liberal ister muhafazakâr olsunlar) izleyenler tarafından 1908’e kadar sürdürüldü. (s. 156) Gladstone’un fikri bunlara hakim oldu. Buna göre “anayasal bir rejim Hıristiyanları Müslümanların keyfine daha çok terk edecekti.” (s. 156). Palmerston’a göre 1839 Hatt-ı Hümayun’u tamamen Reşid Paşa’nın eseriymiş; bunda ne kendisi, ne Canning ve ne de Ponsonby etkili olmuşlar; fakat buna memnun olmuşlar. Reşid Paşa bu reformları esas olarak da “batılı devletlerin gözüne girmek için” yapıyormuş. (s. 179-181).

Urquhart İngiltere’nin Rusya ile arasını açmaya çalışınca 1837’de Londra’ya geri çağrıldı. Orada Portfolio’yu çıkartmaya ve Osmanlı devletini tanıtmaya başladı. (Bailey, Urquhart’ın  İngiliz ticari çıkarlarını koruduğu kanısında.)

Urquhart ve Ponsonby Mısır’a karşılar. 1841’de “tam bir Türk politikası” izlemek isteyenler Reşid Paşa’yı düşürdü. (s.201) Reşid Paşa’ya göre Ponsonby, 1840-41’de Kudüs’e yerleşmek isteyen bir gurup İngiliz Yahudisi’nin sözcüsü olmuştu. (s. 203).

1841-1852 arasında İngiltere’de dört kabine değişti. Stratford Canning devamlılığı sağladı. 1855’de Palmerston başbakan; fakat politika Canning’in politikası. (s.207) Canning de (Palmerston, Ponsonby ve Urquhart gibi) “Türklerin aydın kafalı liderlerden ve akıllı izleyicilerden çok yoksun olduğunu anladığı için”, “anayasacılık” üzerinde israr etmiyor. (s. 231)  “Canning’in Türk avam tabakasına (“populace”) olan ilgisi Hıristiyan nüfusa (“population”) olan ilgisinden daha azdı. Canning Hıristiyan tebaaya daha fazla özgürlük ve misyonerlere de daha fazla özel ayrıcalık sağlamak peşindeydi.” (s. 231) (Yazarın Türkler ve Müslümanlar için 1942’de kullandığı farklı kavramlar İngiliz egemen ideolojisinin değer yargılarını iyi yansıtıyor ve bunların ne kadar uzun ömürlü olduklarını ortaya koyuyor.)

Sonuç: Palmerston, geç de kalsa, Osmanlı reformunda etkili oldu. “Britanya politikası, geniş ölçüde, kendi özel çıkarları üzerine kurulmuştu.” (s. 232) (Ticaret yollarını garanti altına almak için güçlü bir Türkiye istiyor.)

Yazar ek olarak Reşid Paşa’nın Palmerston’a sunduğu, 12 Ağustos 1839 tarihli memorandumu veriyor. Bunu Palmerston el yazısıyla not etmiş! Memorandumda, yeniçerilerin yok edilmesinden sonra Sultan’a, halk yönünden hiçbir frenin kalmadığı belirtiliyor. Örneğin Sultan, dışişleri bakanı ve “imparatorluğun en dürüst adamı” Seyda Efendi’yi Rus savaşına karşı diye öldürtmüş! (s.273) II. Mahmut’un reformları, “Sultan’ın gururu yüzünden” tamamen sözde kalmışlar. Bunlar için Reşid Paşa “boş gösterişler” diyor. (s.272) Sultan kimseyi dinlemiyor; tamamen kendi keyfine göre hareket ediyor; “cahil ve ferasetsiz”.   Reşid Paşa, tüm iktidarı yabancı ajanların kuşattığını ve bunun reformları önlediğini söylüyormuş. Bir vezir devlet lehine önlemler almaya başlayınca, yabancı ajanlar hemen onun rakiplerinin kıskançlıklarını hemen tahrik edip harekete geçiriyorlarmış! (s.273)

Bailey’in kendisi farklı görüşler ileri sürüyor: II. Mahmut’u reformist olarak görüyor; II. Mahmut ve Reşid paşa’nın reformları Kemalist reformların öncülleri olarak görülüyor. (s. 228)

Eser hakkında The American Historical Review’da (1943, Temmuz) Vernon J. Puryear tarafından yapılmış bir değerlendirme bulunuyor.