DUPRE, LOUİS

ANASAYFA

DUPRE, LOUİS; Voyage á Athėne et á  Constantinople ou Collection de Portraits, Vues et Costumes Grecs et Ottomans, peints d’aprės Nature en 1819; Paris, 1825-1838.

Çok bilinen ve aranan bir litografi kitabı. Yazar giriş bölümünde genel izlenimlerini de anlatıyor. Bunlardan ilginç bulduğum bazılarını naklediyorum.

Dupré Osmanlılara çok karşı. Buna karşılık Yunanlılar hep övülüyor. “Salak (stupide) Osmanlı’nın, kayıtsızlık içinde sahip olduğu, baktığı ve yıktığı kıymetli harabeler”den söz ediyor. (s. 1) “Suliote”ların portresini çiziyor ve onlardan “korkunç ve zalim Yanya satrabı” hikayeleri dinliyor. (s. 8) “Daha sonra, kaç defa, Türkiye ve Yunanistan’da lüks ve pintiliği, gurur ve sefaleti aynı çatı altında bir arada buldum” (s. 10)

Yanyalı Ali Paşa “yumuşak ve güleryüzlü fizyonomisi” ile dikkati çekiyor; “sakalı kendisine saygın bir hava veriyor”. Kendi resminin yapılmasına izin vermiyor; fakat oğulları İsmail ve Mehmet’in yapılmasına izin veriyor. İsmail memnun oluyor; fakat hizmetçiler ateş püskürüyor.

Yemekte Ali Paşa Batılılara çatal bıçak veriyor; kendisi elleriyle yiyor. (s. 14)

Fransa hakkında küçültücü sorular Dupré’nin canını sıkıyor; sert yanıtlar veriyor.

Pera’da Frenkler, Hıristiyanlar ve Yahudiler oturuyor. Tepede kurulmuş; İstanbul’dan limanla ayrılıyor. “Pera’nın sokakları genellikle dar ve pis; özel kişilerin oturdukları evlerin çoğu Müslümanların oturduğu mahallelerdeki evlerden çok daha mütevazı bir görünüş içindeler.” (s. 46) Hıristiyanlar Müslümanların gururuna dokunmaktan çok korkuyorlar. Osmanlı örf ve adetlerini “başkaları benden daha iyi anlattı” diye geçiyor. (s. 46)

İstanbul’da hala iki büyük bela var: İsyan ve yangınlar. (“Bas-Empire döneminde olduğu gibi”)

İstanbul: “Dünyada bu şehrin bir sürü yapısından daha güzel; bir sürü kayıkla örtülmüş Kanal’dan daha canlı bir şey olamaz;  bunlar  dünyanın en güzel sandalları ve çoğu da tamamen yaldızlı.” (s. 46-47) “İstanbul’un etrafı çok hoş ve sanırım ki Avrupa’da Kağıthane köyü (“Tatlı Sular”) ya da Büyükdere  çayırı ile kıyaslanabilecek çok az yer var.” Buraları Jouannin’le geziyor. (s. 47)

Devlet ricali çevreye yayılıyor. Cirit oynayanlar, avlananlar vb.

Katolik Duzoğlu ailesini anlatıyor. Bunlardan Karabet ve Serkis ile Madam Serkis’in tablolarını yapıyor. Fakat İstanbul’u terk ettikten iki gün sonra liderleri asılıyor ve kalanlar da sefalete düşüyor. Bunlar, Jouannin’e göre, bir “Macar mahkum’un efradı” imişler. Ermeni kadınlarla evlenerek onlarla karışmışlar ve yüzyıldan fazla Saray’ın mücevherciliğini yapmışlar.  Katolikliği yayıyorlar diye iftiraya uğramış ve (15 Ekim 1819’da) idam edilmişler. Ölüm kararı Halet Efendi’den çıkıyor. Müftü itiraz ediyor; Halet Efendi onu da sürdürüyor. (s. 48)

Agop Duzoğlu iki Fransız ile (biri politeknisyen, öbürü mimar) Ege kıyılarını, Ege adalarını gezerken idamları öğreniyor. Kaçmıyor, dönüyor. Kaptan Paşa onu ölümden kurtarıyor. Kayseri’ye sürülüyorlar. 1822 Kasım’ında Halet Efendi (onlara 8 milyon borçlu) düşünce yumuşama oluyor. Dönüp iadeyi itibar ediyorlar. Sultan onları himayesine aldı. Eski işi alıyorlar. Öyle ki 1828’de  Ermeni Katoliklere yapılan zulümden zarar görmüyorlar. (1835’de, kitap yayınlanırken, hala “refah içinde” bulunuyorlar.) (s. 40)