CEMALEDDİN EFENDİ

ANASAYFA

Eser anonim olarak yayınlanmış, “ülkeyi içerden bilen biri tarafından yazıldı” diye sunuluyor; fakat Fransa Ulusal Kitaplığı (BNF) kataloğuna “Cemaleddin Efendi” diye kaydedilmiş.

CEMALEDDİN EFENDİ; Sultan Murat V; The Turkish Dynastic Mystery; Londra, 1895.

Softalar Rumlarla kucaklaştı (“fraternize”); oysa Rus elçisi Ignatieff’in ajanları  her şeyin Yeni Osmanlıların oyunu olduğunu ve Hıristiyanların katledileceğini yazıyor. (s. 76)  Mithat Paşa Fransız İhtilalini incelemiş ve “deeply” etkilenmiş. (s. 58)

Capeleone özel bir şarlatan. (s. 148) Murat’a 14 yaşından beri bakıyor. (s. 196) Onu sülükle tedavi ediyor. (Şakaklara 36 adet sülük uyguluyor) Mithat Paşa onu tehditle anlaşmaya zorluyor; Murat iyileşemez, tahttan inmeli. Capoleone’nin mason ve Jön-Türkler arasında, söylediğine göre, çok dostu varmış. Mithat Paşa, Murat’ın sağlığı hakkında Fransız basınında yazı yazdırmak istiyor. Kendisi mektuplar yazdı (s. 202)

Murat tamamiyle iyileşmişti. Delilikle alakası kalmamıştı. (s. 255)

CEMALEDDİN EFENDİ; Siyasi Hatıralarım; Tercüman Yayınları, İstanbul, 1978.

Muhtemelen aynı yazar. Abdülhamit ve Meşrutiyet dönemi şeyhülislamlarından (1848-1919). Özellikle İttihatçıların hatalarını çok serinkanlı bir şekilde anlatıyor. Cemaleddin Efendi, Mahmud Muhtar Paşa’nın şu son derece ilginç görüşlerini, katılarak aktarıyor: M. Muhtar Paşa Girit elden çıkarken “Ya Girit ya ölüm” diye bağıranları daha sonra “Ya Trablus, ya ölüm” diye bağıranların izlediğini sonra da “Ya Sofya ya ölüm” diye bağırıldığını söyledikten sonra “bütün Rumeli’nin elimizden çıktığını” ekliyor ve şunları söylüyor:

“Cenabı Hak kibir ve gururu sevmez. Biz bu cihetten gazaba uğradık. Meşrutiyetin başlarında Avrupa’nın gösterdiği yakınlığı kazanılmış bir hak saydık. Bunun sadece bir ümit ışığı sayılan Meşrutiyet İnkılabı’nın uyandırdığı takdir hissinden ibaret olduğunu göz önünde bulunduramadık. İstibdatın kalkması ile hemen bir bolluk ve büyüklük elde etmişiz gibi kendimizi büyük devletlerden sayarak dünyaya meydan okuduk. Gazetelerle hakaret etmedik devlet bırakmadık. İkide birde, kesin bir sayı imiş gibi, mevcut olmayan otuz milyonluk Osmanlılıkla öğündük. Ne yazık ki üç asırdan beri çeşitli bözgun, acınacak hal ve cehalet aynası olan tarih levhalarımıza bakmayarak durmadan altıyüz senelik şan ve şereften söz edip, yüksekten uçarak kendimizi aldatmaktan bir an geri kalmadık. İlimden, sanayiden, ticaretten mahrum, yoksulluk ve sıkıntı içinde bunalan ve millet sözünün istinat edeceği esas şartlardan uzak muhtelif unsurların topluluğundan meydana gelmiş, siyasi hayatını sürdürmesi diğer devletlerin birbiriyle rekabetine bağlı, arazisi büyük, fakat kuvveti küçük bir devletçikten başka bir şey olmadığımızı anlamak istemedik. Gerek bu haller gerekse her şeyden önce dahili intizam ve inzibatı temin etmesi gereken ordunun ihtilalciler elinde oyuncak olması ve bir kısım subayların vazifelerinden başka her şeyle meşgul olmaları, Avrupa’ca hakkımızda beslenen bütün ümitleri söndürüp, her türlü sevgiyi yok ederek nefret uyandırdı. İşte başımıza gelenler bütün bu hallerin müstahak olduğumuz neticeleridir.” (s. 107-108).

Cemaleddin Efendi’ye göre bu görüşler “dört buçuk senelik yanlışlıkları ve kötülükleri bir pirinç tanesi üzerine Fatiha yazmak kabilinden pek belâgatli hulasa ve ifade etmekle, üzerinde inceden inceye araştırılması ve ve düşünülmesi uygundur.” (s. 108)