GALLAND, ANTOİNE

ANASAYFA

GALLAND, ANTOİNE; Journal d’Antoine Galland pendant son Séjour á Constantinople, 1672-1673; yayına hazırlayan Charles Scheffer; Paris, 1881, 2 cilt.

Önsöz: Elçi M. de la Haye Vantelet’nin hakaretlere uğraması üzerine, XIV. Louis İstanbul’a –o sırada Paris’e gönderilen Süleyman Ağa gibi- kalitesiz birini göndermek istiyor. Fakat Marsilya ticaret temsilcileri “en yüksek düzeyde” birini istiyorlar. Bunun üzerine M. de Nointel yollanıyor. Antoine Galland da onun refakatinde geliyor. Gündemde kapitülasyonların yenilenmesi var. İstanbul’da Paris-Viyana çekişmesi çok güçlü. Holanda Avusturya’yı tutuyor. Fransa’nın Hollanda savaşı başındaki başarısı ve Türklerin Polonya’daki zorlukları Köprülü Ahmet Paşa’yı yumuşattı. 1673’te kapitülasyonlar yenilendi. Dönüşünde Kralın kabinesine konulan çok sayıda madalya götürdü. (s. 3). 1679’da Doğu Hint Kumpanyası’nın finansmanı ile yeni bir seyahat yaptı. Colbert’in kitaplığını ve kabinesini zenginleştirmeye çalıştı. Paris’e dönüşünde kralın kitaplığının bekçisi olarak, Thévenot’nun maiyetinde ölene kadar çalıştı. Bu arada Herbelot’nun “Bibliotheque Orientale”ına katkıda bulundu. “1001 Gece Masalları”nı çevirdi. (1704’te basıldı).

Colbert kendisine gönderdiği 16 Kasım 1674 tarihli mektupta İstanbul ve civarında epeyce “Grek el-yazmaları” bulunduğubu, bunları satın alıp yollamasını istiyordu. (I, 275)

“M. de la Haye birkaç yıl önce bu dilde yüzden fazla kitap yolladı. Bunların üç tanesi baha biçilmez değerde; birçoğu da çok kıymetli!” (I, 275) Ege Adaları, Yunanistan, Ege kıyıları, hatta Suriye’de de araştırmalar (kitap, heykel, madalya) yapması isteniyor. “Saray’da bir binanın Bizans’ın alınmasından sonra ele geçen kitaplarla dolu olduğu ve bunlar arasında çok kıymetli kitaplar olduğu söyleniyor. Bu hazine, onu koruyanlardan biri elde edilemezse ele geçirilemez” deniyor, bir tarihsiz ‘memo’da. Şimdiye kadar bunlardan orada bulunan konsolosları ve akıllı temsilcileri sayesinde  İngilizler ve Venedikliler yararlanmışlar. Provence’lı tüccarlar, bilgi değil para hırsıyla hareket ettikleri için bunları toplamamışlar.

Günlük

12 Şubat 1672: Anadolu’dan gelip, Polonya savaşına katılmak üzere İstanbul ve Galata’ya gelen “seferli”ler, özellikle Hıristiyanlara karşı “büyük karışıklıklar” yapıyorlar. Para istiyorlar. (s. 46) Bu çok olağan bir olaymış.

17 Şubat 1672: Taşköprüzade’nin Şakâyık-ı Numaniye’sini incelemiş ve önemini belirtiyor. (Yazarın daha önce anlattığı kitaplar Firdevsi, Cami, Nizami gibi İranlı yazarlar).

4 Mayıs 1672: Ordu (“ourdy”) Edirne’den çıkarak ordugâha gidiyor. “Ourdy” ordugah anlamına geliyor ve bu terimle yolculuğun rahatı için gerekli tüm meslekler kasdediliyor. (s. 117) Önde bir “sorvagi?” ve subaşı ile 150 kadar yeniçeri var; sonra fırıncılar ekmekler, börekler vb ile birlikte. Öküzle çekilen buğday yüklü bir de araba var. Onları kasaplar izliyor. Zanaat kahyaları arkadan yürüyor. Sonra başlarında soğan tabelası taşıyan bahçıvanlar yürüyor. Daha sonra meyveciler, arkadan da etrafa helvalar saçan helvacılar geliyor. Bunları bir yeniçeri bölüğü izliyor. Sonra pamukçular, silah parlatıcıları, şamdancılar, kürkçüler, sepiciler, pabuççular, çuhacılar, kahveciler, türbancılar vb. Hepsi üç bini geçiyor ve aralarında Türkler az. Gerisi Rum, Ermeni ve Yahudi. Hepsi de örme giysiler (cotte de maille) taşıyorlar ve Türklerden pek ayırd edilmiyorlar. Zaten türban takmakta ve istedikleri giysiyi giymekte özgürler. (s. 120) Askerlerin hemen hepsi ateşli silah taşıyor; “fakat okadar kötü ateş ediyorlar ki insan görünce onlara acıyor.” (s. 120)

5 Mayıs 1672: Yeniçeri ağası beş altı bin yeniçeri ile Edirne’den çıktı.

7 Mayıs 1672: “Sultanın şahane bir şekilde Edirne’den yola çıkışı”. Yazar bu şahaneliği hayretle anlatıyor. Romanlarda okuduğu görkem (“pompe”) bunun yanında pek sönük kalıyor. (I, s. 122) “Bu merasimin hayatımda gördüğüm en güzel şey olduğunu söylememden daha doğru hiçbir şey olamaz.” (I, s. 123) Yazara göre Fransa hariç hiçbir Avrupa sarayı bunu başaramaz.

Merasim alayı yedi esas birlikten oluşuyor. İlk altısı masraflarını kubbe vezirlerinin karşıladıkları birlikler. Birincisi nişancının, ikincisi defterdarın, üçüncüsü eski Mısır paşasının (Mısır’da çok yiyici diye şöhret yaparak merkeze çağrılmış; fakat saraydaki iyi tutumuyla tekrar göze girmiş); sonra diğer paşaların; altıncı ve nihayet yedincisi de sultanın. (I, s. 125) Vezirlerin bölüklerinin sayısı değişiyor; fakat hepsi de yüzden fazla kişiden oluşuyor. (I, 127)

Her vezir bölüğünde cesareti temsil eden “deli”ler var; sonra aeamet ve timar sahiplerinin güçleri geliyor. Piyadeler için “olabileceği kadar güzel” diyor. Her grupta son derece güzel içoğlanlar var. (Altı bölükte 1000 kadar, çok güzel giyimli içoğlanlar). (I, 132) En sonda Sultan’ın dört tuğlu bölüğü yer alıyor. Sonra çavuşlar, müteferrikalar, arkada birkaç bayrak ve sonra Mekke Sancağı. Sonra sırasıyla molla ve kadılar, iki kadıasker ve iki “Emir başı”. Bunlara “nakib” deniyor. Nakipler çok kötü giyinmiş. Hele bir tanesi o kadar berduş ki, bu kadar zenginlik içinde herkes ona gülüyor. “Emir başı”lar peygamber sülalesinden geldiklerini göstermek için yeşil türbanlar giymişler. (I, 133)

Sonra altı vezir geliyor. Vezirler (bir dağı andıran türbanlar dışında) sade giyinmişler. Onları da yeniçeriler izliyor.

Yazar görükleri için “o kadar şahane ki, bir insan anlatamaz!” diyor. “Melek ruhu” lazım! (I, 134)