OSMAN BEY, KIBRISLIZADE

ANASAYFA

OSMAN BEY, KIBRISLIZADE (J-A. DECOURDEMANCHE); Les Russes en 1877-1878, Berlin, 1889.

Osman Bey’in bu eseri Decourdemanche ile birlikte yazmış olması muhtemel. Fransız kataloglarında öyle geçiyor. Eser önemli gözlem ve analizler içeriyor.

Sunuşta, yazar çok önemli bir açıklama yapıyor. Diyor ki Fransa-Almanya Savaşı (1870) büyük bir askeri yazın doğurdu. İlgili herkes bir yorum yaptı ve bunu kanıtlamaya çalıştı. Oysa Türk-Rus Savaşı böyle bir tartışmaya yol açmadı. Çünkü taraflardan biri, Türkler, “bir uzmanlar heyeti ve tarih karşısında gerekçelerini ve tutumlarını savunmaya hiç aldırış etmiyorlar. Türk, imanı için savaşıyor ve görevini elinden geldiği kadar yapıyor. Hepsi bu kadar!” “Bu tartışmalar neye yarar?” diyorlar ve stoik bir şekilde susuyorlar. Tartışmayı başkaları yapıyor. Peki Ruslar neden susuyorlar? “Rusya’nın yanlış hesaplarının ima yoluyla, dolaylı itirafı!” (s.3)

Yazara göre savaşı İngilizler Mısır’a el koymak için çıkardılar. Abdülaziz ve Mahmut Nedim Paşa Rusya yanlısı idiler ve savaştan bir şey kazanmayacaklarını biliyorlardı. Savaş “hilekar İsraelit”in (Lord Beaconsfield’in)  eseri! (s. 5, 6) Gladstone’un yerdiği zulümlere, aslında rakibi neden oldu. Mithat Paşa, Serasker Hüseyin Avni ve başkaları da buna alet oldular. (s.8)

Abdülkerim (Abdi) Paşa göklere çıkarılıyor. Trakyalı. Viyana’da okumuş. Savaş alanını karış karış biliyor. Plevne’nin stratejik değerini de o buldu. Osman Paşa (Gazi) ikinci derecede geliyor. (s.28)

Abdi Paşa’nın taktiğini uygulayan Süleyman Paşa yıkıcı darbeyi vuracakken Abdi Paşa görevden alındı. Bu Divan’ın bir cürümü idi. Osmanlı yenilgisini kaçınılmaz kılıyordu. (s.56)

Divandakiler savaş taktiğinden hiçbir şey anlamıyorlardı. Nasıl olur da Ruslar Tuna’yı geçer? diyorlardı. Kafalarında taktik nedenlerle geri çekilmek nosyonu yok! Halk da onlara inanmış; kahvelerde bile Tuna’nın geçildiği konuşuluyormuş! (s.57) Komutaya Mehmet Ali Paşa (Detroit de Magdebourg) ve Rauf Paşa geldiler. Mehmet Ali Paşa “dönme Ömer Paşa (André Lata) komutan oldu da ben neden olmayayım?” diye düşünüyor. Abdülaziz’in öldürülmesi ordu kademelerinde güveni ortadan kaldırmıştı. (s.61) Bu sırada İngiltere ayaklanma ve şiddeti kışkırtma politikası izliyor.(s.62)

Asya cephesinde olanlar. Burada Rus generali Loris Melikof efsanesi anlatılıyor. Loris Melikof İstanbullu bir tüccarın oğlu. 1829’da ailesiyle Rusya’ya göçüyor ve İstanbul’da yaptığı servetini de oraya götürüyor. Orada askerlik tahsili yapıyor. (s. 78) İlk kez adından burada Kars dolayısıyla söz edildi. Türk komutan ise Mehmet Ali Paşa’nın yükselttiği Gazi Ahmet Muhtar Paşa. En zengin Osmanlı Paşası! Osmanlı devleti çökerken bu büyük bir servet yapmış!! (s.82) İngilizler de Dr. J. Casson başkanlığında bir Kızılhaç misyonu göndermişler. Osmanlılara yardım ve moral yükseltme amaçlarıyla. (s. 82) Bir general de (General Kembel), Seraskerin yanında misyonda!? (s.83)

15 Temmuz-15 Ekim operasyonları.

Burada da en büyük hata Kars’ı terk edem Gazi Muhtar Paşa’da bulunuyor. Sonuna kadar orada kalmalı kaleyi savunmalıydı. Oysa Kars’ı Hüseyin Hamit Paşa’nın komutasına bıraktı ve kaçar gibi gitti. (“s’est sauvé”) Başka bir ülkede Harp Divanına verilir ve kurşuna dizilirdi. Kars’ın düşüşü dönüm noktası oldu.

Yazara göre Bulgaristan’da ve Asya’da orduya komuta edenler sultanı (Abdülaziz’i) devirmekle büyük cürüm (“Haute Trahison”) işlemişlerdi. Eğer zafer kazanılsaydı, duruma bunlar hakim olacaklardı. Devlet varlığını koruyacaktı; fakat Abdülhamit bunların esiri (“humble serviteur”) olacaktı. (s.189) Yani komutanlar için zafer “dokunulmazlık” demekti; başkaları (Abdülhamit ve yakınları) için ise yenilgi cezalandırma ve legalitenin tesisi anlamı taşıyordu. “Mithat Paşa, Damat Mahmut ve adamlarını bu anda yakalayan korku ve endişeler bundan doğuyordu; yenilgiyi önlemek için tepinmeleri, çırpınmaları da aynı nedene bağlıydı (zira komuta heyetindeki değişiklikler, Abdi Paşa’nın azli vb. hep bu tip çabalardı); nihayet Kars komutanının şahsındaki isyanda gördüğümüz öldürücü darbe de yine aynı nedenden kaynaklanıyordu.”  “Böylece ancak yenilgi sayesinde Abdülhamit için suçluları yakalamak ve hükümranlık otoritesini tesis etmek mümkün oldu.” Sultan için durum “to be or not to be” sorunuydu. Yazar “Türkiye küçüldü, fakat canlı; öbür türlü kaçınılmaz bir şekilde çökecekti” diyor. (s.189)

Rus yanlısı bir yazarın (veya yazarların) penceresinden böyle görünüyor. Fakat yazıda Abdülhamit için savaşı kaybetmenin, iktidarı kaybetmek kadar önemli olmadığı ifade edilmiş oluyor. (Kitabın yayın tarihinin Mithat ve Mahmut Paşaların yargılanma tarihi olduğu gözden kaçırılmamalıdır.)

OSMAN BEY, KIBRISLIZADE (DECOURDEMANCHE); La Crise Orientale 1895-1896; Philippopoli, 1896.

Katalogda Osman Bey adına kaydedilmiş olmakla beraber Decourdemanche’a atfediliyor.

Ermenilerin gücü vurgulanıyor. Heryerde mevcutlar; özellikle şehirlere egemenler. “Ülkenin Ermeniler için cennete dönüşmesinin başlangıcı Yunan ayaklanması oldu.” (s. 12)

Ermenilerin bu kadar istisnai muamele görmelerini kendileri de kabul ediyorlar. Onlar Kürtleri suçluyor. Bir yandan da Kürtleri, her hafta (senede elli iki kez) pazarda aldatıyorlar. (s.13)

Tüm Ermeniler bağımsızlıktan yana. Bazen kendi kiliselerini yakıp, suçu Türklere atıyorlar. (s.17) Dil avantajları var; hepsi Türkçe biliyorlar. Buna karşılık Türkler arasında kimse Ermenice bilmiyor. Akdenizle Ararat arasında 800 000 kadar Ermeni yaşıyor; bu bölgede her tarafı ateşe verdiler. (s.17)

Liderliğe üç adat var. Nubar Efendi; Lazareff; Loris Melikof. Nubar Mısır’da daha yararlı; Loris de tüm Rusya kapsamında hırs besliyor. Bu olmayınca Ermeni davasına sarıldı. Ölünce ona bir sürü halef adayı çıktı. silahlanmalar, ayaklanmalar vb. başladı.

Ermenilerin çoğu (erkeklerin hemen tümü) bir kervanla ticarette. Ermeniler ne kadar? Doğru dürüst istatistik yok. Diyelim iki milyon. Fakat hiçbir zaman bunun üçte birini bile toplu görmek mümkün değil. İzmir, İstanbul, ya da Trabzon yolunda kervandalar.(s.24) Bu durumda özerk idare kurulur mu? Yazar “ben sadrazam olsam bunlardan bir harita isterdim; sonra bunun bir kopyesini Çara bir kopyesini de İran Şahı’na yollardım” diyor. Aldıkları korkunç dersten sonra sakin olmaları gerekiyor.(s.27)

Görüldüğü gibi, Ermenilere karşı öfkeyle yazılmış bir kitap.. O yıllarda çıkan Türk gazeteleri taranmış; Batılı gazetelerin yazdıkları Türk gazetelerinden  nakledilerek veriliyorlar.

OSMAN BEY; KIBRISLIZADE (F. MİLLİNGEN); Les Anglais en Orient, 1830-1876; Paris, 1877.

Yazar, Byron’un doktoru Julius Millingen’in oğlu diye geçiyor. İngiliz adı Frederick Millingen. Kocası boşayınca annesi (Elisabeth Millingen) Kıbrıslı Mehmet Paşa ile evlenmiş (Melek Hanım olmuş) ve kocasından intikam alma peşinde! Kendisi de babasına düşman ve annesiyle birlikte hareket ediyor. Daha önce “Harem’de Otuz yıl- Trente Ans au Harem” diye bir kitap yazmış. Burada anlatılan eser “Harem’de Otuz Yıl”ın “gerçek versiyonu” olarak sunuluyor. Yazar daha sonra Rus hizmetine giriyor ve Vladimir Andréjevich ismini alıyor. Her şey bir polisiye roman gizemi içinde cereyan ediyor. Aynı isimler Fransız kataloglarında Jean-Adolphe Decourdemanche’ın takma adı olarak da geçiyor (Bk. J-A. Decourdemanche).

Yazar bu kitabı yazarken “babası”nın anılarından yararlanmış. Julius Millingen Byron’un mirasından 6 000 frank istemiş. Soğukluk böyle başlamış. Anlattığına göre, babası Yunanistan’a, Londra’daki Helen dostlarının aracılarına yardım etmeye gitmiş. (s.21)

Hellenizme (İngilizler’den) kimler ihanet etti? Yazarın saydığı isimler: Urquhart, Finlay, Millingen, La Fontaine ailesi vb. Finlay, önce Yunanlıları Protestan yapmaya çalışıyor; sonra Atina’da bir antikacı dükkanı açıyor. Dr. Millingen, Lord Byron’un doktoru oluyor; mirasçılarından muazzam paralar isteyince kovuluyor; düşman kampa, İbrahim Paşa’ya sığınıyor. (s.43) (National Biography’ye göre esir düşüyor!)

Dr. Millingen, Levanten Osmanlı Bankası kurucularından La Fontaine ailesi ile işbirliği yapıyor. La Fontaine’ler Fransız kökenli; sonra İngiliz, sonra da İsviçre pasaportu almışlar. (s. 58)

Edirne anlaşmasından sonra İzmirli levantenlerden bir çoğu İstanbul’a yerleşiyor. La Fontaine ailesi, Blacque, Churchill, kurtiye Staineforth.. vb. (s.61)

1830’da Millingen sultanın hekimi oluyor. (hekimbaşılar genellikle casus oluyorlar) (s.65) II. Mahmut Ruslara meyledince, bir tizan içirilerek öldürülüyor. Dr. Millingen, bronşitten öldü diye rapor veriyor. (Başka bir kaynakta geçmeyen bir iddia. Herhalde bir uydurma). Abdülaziz de Ruslara yaklaşıyor, borçları kısmen ödemeyeceğini söylüyor ve.. tahttan indirilip, öldürülüyor (“détroné et garrotté”) . (s.67) İngiliz doktorlar da (Millingen ve Dixon) rapor vererek bunun üstünü örttüler. Yazara göre hekimbaşılar modern cellatlar! Sarayda Millingen’den önce de İngiliz doktorlar var. (Magfog, Mac Charty). Dr. Millingen’e önce Sultan Mahmut’un kız kardeşi (Esma Sultan) uygun görülüyor (Onun “yaşlı günlerinin tesellisi” oluyor!) Sonra Sultan’ın hekimi oluyor. (s.71)

Saraydaki İngiliz ajanları (“Cabale Anglaise”): Millingen, Urquhart, Finlay, Slade, Karatheodory (hekim, bulgaro-grek dilci), Churchill (gazeteci), Ravellachi, Bulwer, Canning, Layard, Kont Zamoisky (Polonyalı yurtsever), La Fontaine’ler. (s. 96-97) Urquhart geniş pantolon ve Türk usulü giysisi ile “deli” şöhreti yapıyor; kendisi de, yazara göre “deli” numarası yapıyor. (s. 101) “Kabal”in şefleri Millingen ve Urquhart, 1840-54 arası devamlı savaş kışkırtıcılığı yapıyorlar. 1838’de Amiral Firar Ahmet Paşa’ya Türk donanmasını Mısır’a teslim etmesini tavsiye ediyorlar. Bu da Türkleri İngilizlerin kollarına atıyor. (s.104)

Annesi Kıbrıslı Mehmet Paşa ile evlenip Melek Hanım oldu. Dr. Millingen Mehmet Paşa’yı önce Kudüs’e, sonra Belgrad’a sürdürüyor. Millingen Fenerli Rumlarla sıkı ilişkiler içinde. Onlardan kız almış. İngiliz olmaktan çok Grek. (s.203) Millingen aynı zamanda The Times’in muhabiri. (s.257) Son karısı da Levanten bir Fransız, Marie Dejean. Ona “vurularak” evleniyor. (s.76-77)

Janko Bey, Osman Bey’i, “Sigismond Lesser adında  Yahudi asıllı bir Rus dolandırıcı” ile tanıştırıyor. (s.285) Amerika’ya gidip geliyor.

Şinasi ile bir Türkçe sözlük için işbirliği yapıyor. (s.345) Genç Osmanlıları Fazıl Paşa yönetiyor. Şinasi, Osman Bey’i askeri, teknik yardım istemek için Garibaldi’ye yollamak istiyor. Trablus’a karşı bir harekat için.. Mustafa Paşa milyonlar harcamaya hazır. Fakat, Urquhart’ın müdahalesi ile Osman Bey, Yeni Osmanlılar’dan “Türk düşmanı” diye uzaklaştırılıyor. (s. 363) Alacaklarını da vermiyorlar; o da Çar’a telgraf çekip Rusya’ya sığınıyor!.. (s.414)

Tanzimat döneminin karanlık dehlizlerinde bir gezinti… Neyin doğru, neyin yanlış olduğu pek belli değil. Şurası kesin: İstanbul’daki İngiliz Partisi’nin Türkofil kolu ile Rus Partisi arasındaki kavganın izleri var bu kitapta!..

OSMANLI DÜNYASINDA BİLİM VE EĞİTİM; (Kolektif Eser) Milletlerarası Kongre (12-15 Nisan 1999),

İstanbul, İslam Tarih, Sanat ve Kütür Merkezi (İRCİCA) yayını, 2001.

Çok geniş bir katılımla gerçekleştirilmiş, bir çok ilginç tebliğ içeren bir eser. Ne var ki, tebliğlerin çoğuna, ortaçağ bilimi-modern bilim ayrımı yapmadan, o devrin ürünlerini benimseyici bir gözle bakan bir zihniyet yapısı egemen.