LYBYER, ALBERT HOWE

ANASAYFA

LYBYER, ALBERT HOWE; The Government of the Ottoman Empire in the Time of Suleiman the Magnificient; Cambridge, 1913.

Klasik çağ Osmanlı kurumsal yapısı hakkında klasik bir referans kitabı. “Hükümet kurumları” ile “dînî kurumlar”ın etnik olarak farklı dayanakları olduğunu ve bu durumun Devlet’in gelişimine damgasını vurduğunu ifade ediyor. Bu yaklaşım daha sonra Gibb ve Bowen’in klasikleşmiş eserlerinde de benimsenmiştir.

Yazar (1876-1949) Princeton’da İlahiyat okumuş, sonra Harvard’da doktora yapmış (1909). Presbiter öğretide din adamı olarak hizmeti de var. 1900-1907 arasında Türkiye’de Robert Kolej’de matematik hocalığı yapıyor. Tezini burada hazırlıyor. Daha sonra Amerika’nın Türkiye mandalar Komisyonu’nda teknik danışmanlık yapıyor. Amerika’ya dönüşünde Ohio Ünivesitesi’nde çalışıyor. (Who Was Who in America, Chicago, 1950)

Eser: Yazara göre Osmanlı sistemi “sınırlı despotizm”. Sultanın despotizmi Şeriat, gelenek vb ile sınırlanıyor. Zaten sınırlı olmayan bir iktidar düşünülemez. (s. 25-26) Giriş’te Osmanlılar Amerikalılara benzetiliyor ve bir ulusu  fikirler (ideas) yapar, ırk değil diyor. Osmanlıların da “devamlı özümleyici bir güç gibi çalışan” bir yapısı var. (s. 4) Osmanlıların Doğu Roma ve Saraceen’ler gibi iki Ortaçağ imparatorluğunun mirasına konmaları varlıklarının her bakımdan en anlamlı olgusudur” (s. 7) İslam Hıristiyanlıkla esasta birleşiyor. Ayrıca “en yetenekli aile ve insanlarının bir çoğu Hıristiyan asıllı.” (s. 8) “Şu bir gerçek ki Osmanlı Türkleri millet olarak Müslüman kaldılar; bu olgu ‘Türk tarajedisi’ni meydana getirdi. Daha Saracen İmparatorluğu’nda üstünlük kazandıkları zamanda katı bir yetkinlik kazanmış  bir Muhammetçi skolastikle elleri kolları bağlanmış olan ve ancak son günlerde bir reforma yönelmiş görünen Türkler, yüzyılların olayları içinde milliyetçiliği benimsemiş Hıristiyan halkları birleştiremezlerdi.” (s. 8-9)

Osmanlı feodal sistemi Hammer’de (Staatsvefassung, 337), d’Ohsson’da (VII, 372), Zinkeisen’de (III, 145), Belin’de (du Régime des fiefs militaires en Turquie) ve Tischendorf’ta (Muslemishes  Lehnswesen). (s.100)

Yönetici kurumdan (Ruling Institution) yazar tam bir “slavery” olarak söz ediyor; bir de asaletleri var; fakat verasetle geçmiyor. Yarattığı liyakat sistemi (merit system) “batılı demokrasilerin olağan uygulamasından ilerdeydi; bu da geçmişle bağı da sürdürmesi gereken yeni Türkiyenin geleceğiyle ilgili en güçlü ümit unsurlarından birini oluşturuyor.” (s. 198) Yönetici kurum üyeleri münhasıran Hıristiyan ailelerden, İslam kurumlarının üyeleri de Müslüman ailelerden geliyor. “Yönetici kurumun her üyesi fiilen bir slave”. (s. 195)