AKYÜZ, YAHYA

AKYÜZ, YAHYA; Türk Eğitim tarihi; İstanbul, Kültür Koleji Yayınları, 1994.

Eser Osmanlı Devleti’nde eğitimin gelişmesini ana hatlarıyla anlatan öğretici bir çalışma. Ayrıca esere eklenen “Türk eğitim tarihi sözlüğü” de  açıklayıcı.

Bu kapsamlı araştırmadan aldığım bazı notları kaydediyorum.

“Osmanlılari Selçuklularda ve öteki İslam ülkelerindeki mektep, küttap denen ilköğretim düzeyindeki okulları aldılar. Vakfiyelerinde bunların adı Darütttâlim, Mektep, Mektephane, Muallimhane, Darülilm şeklinde geçer. Halk ise bunlara Mahalle mektebi, Sıbyan mektebi derdi. Tanzimattan sonra yeni adlar verileceği görülecektir. Bu okullar her mahallede ve hemen her köyde mevcuttu; ekseriya camilere bitişik olarak yapılırlar, bazen caminin bir köşesinde yer alırlardı”. Mahalle mekteplerini devlet adamları ve varlıklı kişiler vakıf yoluyla kuruyor ve giderlerini karşılıyorlardı. Bunların genellikle “tek temel dersi de Kuran’ın, anlamı açıklanmadan, yalnızca okunuşunun öğretilmesi” idi. (s. 72). Bu arada temel dini bilgiler de verilirdi. Ana babaların en büyük özlemi çocuklarının hafız olması idi. (s. 73).

Merdrese vakıflarında belli mezheplere mensup olma, belli ders kitapları ve müderrisliğin belli müderrislere ve onların çocuklarına bırakılması gibi kısıtlayıcı şartlar da konuyordu. (s. 96).

Eğitimde ilk yenileşme dönemi olarak 1773-1839 arası veriliyor. 1773’te, III. Mustafa zamanında, dört sene eğitim veren Mühendishane-i Bahri Hümayun açılmıştı. Mesleki dersler (hesap, hendese, harp tarihi, ilmi heyet, coğrafya, Arabî, talim nazariyatı, istihkâm vb) okutuluyordu. İlk iki sınıfta Fransızca dersi de vardı. (s. 124). Mühendishane-i Berri Hümayun da 1793’te açıldı. Buradan senede ancak birkaç subay çıkıyordu. Yeniçeri kırımından sonra da, 1834’te, Mekteb-i Fünun-u Harbiye kuruldu. (s. 127). İki kısımdan oluşan bir eğitim verildiği anlaşılıyor. Önce sekiz adet hazırlık sınıfı vardı; ikinci kısımda mesleki dersler veriliyordu. 

Harbiye için önce yaşları küçük, fakat yetenekli gençlerden Sıbyan Bölükleri oluşturuldu ve bunlara okuma yazma öğretildi; dini ve askeri bilgiler verildi. Bunlar ordu için bir tabur teşkil ediyorlardı. Öğretmen olarak yurt dışından subaylar getirildi ve bazı öğrenciler de Viyana, Paris ve Londra’ya tahsile yollandı (s. 127). Tıbbiye ise daha önce, 1827’de açılmıştı: Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Mamure.

Eserde, Osmanlı salnamelerine dayanılarak, 19. yüzyıl sonlarında vilayetlerde eğitimin sefaleti (nüfusun ne kadar küçük oranlarında yapıldığı) da gösteriliyor. İstanbul’un yer almadığı verilere göre mektep talebeleri İzmit’te nüfusun binde 162,8’i; Edirne’de 113,6’sı; Bursa’da 91,3’ü; Aydın’da 92.5’u; Trabzon’da 96,3’ü; Selanik’de 95,7’si; Konya’da 88,3’ü; Ankara’da 36,6’sı; Diyarbakır’da 21,1’i; Suriye’de 40,6’sı; Adana’da 41,9’u; Halep’te 51,4’ü; Beyrut’ta 59,9’u; Yanya’da 52,5’i; Kudüs’te (en yüksek) 174,8’i. (s. 201).

1892-93 yılındatüm imparatorlukta “usul-ü cedide” ile eğitim veren okul (İptidai mektepler)  sayısı 3326 iken, “usul-ü atika” ile eğitim verenlerin (Sıbyan mektepleri) sayısı 20174. (s. 200).